KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2010/11217 E., 2011/3131 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Nisan 2011
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
1.065 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacılar ile davalılardan ... ile ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve davacılar vekilince de duruşma talep edilmesi edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyizin kapsamı ve temyiz nedenlerine göre temyiz eden davalılar ... ve ...’in tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 11.11.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacıların hesaplanan zararından Borçlar Kanununun 43.maddesi gereğince % 40 oranında indirim yapılmak suretiyle maddi tazminat istemi ile manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davacılar vekili ile davalılar ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemece davacıların manevi tazminatlarının takdirinde yanılgıya düşülerek manevi tazminatlar az takdir edildiği gibi, maddi tazminatın belirlenmesi sırasında takdiri indirime gidilmesi de isabetli olmamıştır.
Davacılar murisinin ölümüyle sonuçlanan iş kazasında sigortalının % 10, davalı asıl işveren ...’in % 20, davalı işverenin % ...’nin % 50 ve dava dışı şantiye şefi ...’in % 20 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır.
Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde “davacı eş ...’e 40.000,00-TL, davacı çocuk ...’e 30.000,00-TL, davacı anne ... ile baba ...’den her birine 15.000,00’er TL, kardeşler ..., ... ve ...’tan her birine 4.000,00’er TL” manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken “davacı eş ...’e 20.000,00-TL, davacı çocuk ...’e 20.000,00-TL, davacı anne ... ile baba ...’den her birine 5.000,00’er TL, kardeşler ..., ... ve ...’tan her birine 1.000,00’er TL manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Maddi tazminata gelince: Tarafların hal ve mevkiine, kusur oranlarına, olayın oluşuna ve olay tarihinden itibaren yürütülecek yasal faiz ile birlikte hükmedilen tazminat miktarına göre; olayda, Borçlar Kanununun 43. maddesinin öngördüğü koşulların oluşmadığı gözetilmeksizin anılan maddeye dayanılarak tazminattan indirim yapılması isabetsizdir.
Öte yandan davalılardan ... Kuyumculuk Gıda Kum ve Nak İnş Tur Tic ve San Ltd Şti’nin dava konusu olay nedeniyle kusuru olmadığı gibi işleten sıfatının da bulunmadığı giderek anılan davalıya yönelik davanın husumet yokluğu nedeniyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/1 maddesi gereğince maktu avukatlık ücretini aşar biçimde anılan davalı yararına avukatlık ücreti takdiri de hatalı olmuştur.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazalı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden H.U.M.K.’nun 438/7. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı, düzeltilerek onanmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2010/11217, K. 2011/3131, 5 Nisan 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama