KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2010/5273 E., 2010/10318 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Ekim 2010
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
817 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı, davalı işveren nezdinde 02.10.2001-20.05.2005 tarihleri arası çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
Dava, davacının davalı şirkete ait iş yerinde 02.10.2001-20.05.2005 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davacının davalı şirkete ait işyerinde, 03/10/2001-20/10/2005 tarihleri arasında 506 sayılı Yasaya tabi zorunlu sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 1997-1998 yılları ile 17.11.2005 tarihinden sonra farklı işyerlerinde kesintili olarak 238 gün 506 sayılı Yasaya tabi zorunlu sigortalı çalışmalarının olduğu,davalı işverence işe giriş bildirgesi verilmediği, tesbiti talep edilen dönem ile çakışan başka işyeri çalışması olmadığı,dönem bordrosu verilmediği,
işyeri kayıtlarının işverence sunulmadığı,13.09.2005 tarihli Kurum müfettişi raporunda, işyerinde sekreterya işlerini yürüten bir şahsın bulunması gerekmesine rağmen (özellikle çıkarılan dergilerin ilgili yerlere iletilmesi işi) işyerinin anılan dönemde sigortalı çalıştırmaması ve şikayet sahibinin çalıştığına dair belgeleri ile işyerinin işleyiş düzenine ilişkin ayrıntılarına kadar vakıf olması nedeniyle davacının işyerinde fiilen çalıştığı kanaatının oluştuğunun belirtildiği,
işveren işyeri belgelerini yasal süresi içinde sunmadığından çalışmaların kayden tesbitinin mümkün olmadığının bildirildiği,İş Bankasının 25.04.2006 tarihli yazısında, davacıya Türk Hukuk Enstitüsü ile banka arasında yapılan protokol gereğince Türk Hukuk Enstitüsü logolu kredi kartı üretildiğinin bildirildiği, 25.04.2006 tarihli PTT yazısında , davacının imzası bulunan 13.04.2005 tarihli teslim belgesinin bulunduğunun belirtildiği,
Telekom Müdürlüğünün 25.04.2006 tarihli yazısında, Türk Hukuk Enstitüsü Derneği adına kayıtlı telefonun dernek tarafından görevlendirilen davacının 08.04.2003 tarihli talebine istinaden tahsis edildiğinin bildirildiği, abonelik sözleşmesinde davacının imzasının olduğu,davalı dernekçe davacıya dergi çalışma bedeli olarak 220 TL ödendiğine dair tarihsiz tediye makbuzunun bulunduğu, işverene ait kayıt defterinde bulunan 17.02.2003 tarihli kararda ,genel merkez bünyesinde dergi işlerinde çalıştırılmak üzere bir bayanla anlaşılması yönünde karar alındığı,
07.04.2003 tarihli yazıdan, derneğe telefon aboneliği için davacının görevlendirildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez.
Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasanın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir.
506 sayılı Yasanın 79/10. maddesinde bu tür hizmet tespit davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge veya yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması salt bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz.
Somut bilgilere dayanması koşuluyla, bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken komşu işyerleri kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kim diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür. Kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir.
Bu yön Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olayda; mahkemece davacının 08.04.2003-20.05.2005 tarihleri arasında davalı işyerinde 506 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı olarak çalıştığının tespitine ilişkin olarak verilen karar doğru ise de, 03.10.2001-07.04.2003 tarihleri arasına yönelik tespit talebi yönünden açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığı yöntemince araştırılmadan, uyuşmazlık konusu bu dönemin tamamında çalışması bulunan kayıtlara geçmiş komşu iş yeri sahibi veya çalışanı oldukları belli olmayan tanıkların beyanı ile yetinilerek sonuca gidilmiş olması hatalı olmuştur.
Kabule göre de, davacı 20.05.2005 tarihine kadar hizmet tespiti talep ettiği halde, 20.10.2005 tarihine kadar tespite karar verilerek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 74. maddesine aykırı hüküm kurulması da doğru değildir.
Öte yandan, kısa kararda ve gerekçeli kararın gerekçesinde, davacının 20.07.2008 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen 03.10.2001-20.10.2005 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı çalıştığının kabul edilmesine karşın gerekçeli kararın hüküm fıkrasında maddi hata sonucu 03.10.2004-20.10.2005 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı çalıştığının tespitine karar verilmesi de isabetsizdir.
Yapılacak iş; 03.10.2001-07.04.2003 tarihleri arasına yönelik hizmet tesbiti talebi yönünden, zabıta, maliye ve meslek odası aracılığı ve muhtarlık marifetiyle işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde uyuşmazlık konusu bu dönemde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanları; yoksa işyeri sahipleri araştırılıp tesbit edilerek çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak ve gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/10. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra davacının talebini aşmayacak şekilde sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2010/5273, K. 2010/10318, 21 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama