KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2010/7148 E., 2011/13109 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Aralık 2011
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
565 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı, 01.03.1999 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına, işsizlik yardımının sona erdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren de 3201 sayılı Yasaya göre borçlanılan sürenin yaşlılık aylığı süresine eklenmesine, emeklilik aylığının artırılmış şekli ile bağlanmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacı vekilince süresi dışında, davalı vekilince de süresinde temyiz edilmesi üzerine düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
KARAR
1-Hüküm, İş Mahkemesinden verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8.maddesi hükmüne göre ise İş Mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir. Olayda hüküm 28.4.2010 tarihinde temyiz edenin yüzüne karşı tefhim edilmiş davacının temyizi ise maddi hata dilekçesi nitelemesi altında 5.4.2011 tarihinde Yargıtay’a yapılmıştır. Şu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi fazlası ile geçmiştir. O halde, 1.6.l990 Tarih ve l989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı da gözönünde tutularak davacının temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden reddine,
2- Davalı kurumun temyizine gelince; davacı yurtdışında çalıştığı dönemleri 2147 ve 3201 sayılı Yasa uyarınca borçlanarak SGK tarafından kendisine 1.3.1999 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığını ancak daha sonra aylık talep ve başlangıç tarihinde çalışmaya başladığından bahisle başından beri iptal edilip borç çıkarıldığını bu nedenle, 2147 sayılı Yasaya göre talep tarihi olan Şubat 1999 tarihini izleyen aybaşından yaşlılık aylığına hak kazandığının ve bağlanış tarihinden geçerli olan yaşlılık aylığının yeniden bağlanması ve aylık artışı bakımından 3201 sayılı Yasa kapsamında yurt dışında emekli olduğu 1.2.2009 tarihinin dikkate alınması gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece davanın kabulü denmek suretiyle davacının tüm hizmet toplamı 8432 gün hesap edilerek bu süre üzerinden 1.7.2008 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
Mahkeme kararının gerekçesinde, 2147 sayılı Yasaya göre borçlanma ve yaşlılık aylığı bağlanmasında yurda kesin dönüş şartının yasa koyucu tarafından aranmadığı, davacının Türkiye deki 1059 günlük hizmeti , 2147 sayılı Yasaya göre 4470 gün borçlanma gün sayısı ile toplam 5529 günlük hizmetinin bulunduğu 2.1.1964 tarihinden itibaren sigortalı olduğu,
1.5.1995 tarihi ve sonraki dönemde yurt dışında çalışması veya işsizlik sigortasından yardım almasının ancak 3201 sayılı Yasaya göre borçlanması ile ilgili olup 5529 günlük prim ödeme gün sayısına göre ve 2147 sayılı Yasaya göre yaşlılık aylığı bağlanmasına engel teşkil etmeyeceği, davacıya 5529 gün üzerinden bağlanması gereken yaşlılık aylığının 1.5.1995 tarihinden itibaren ödenmesine devam edilmesi gerektiğinden söz edilmiş ancak hüküm fıkrasında 2147 sayılı Yasa ile borçlanma sonucu bağlanan yaşlılık aylığı ile ilgili hüküm kurulmamış,
bu durumda hükmün gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşmasına sebebiyet verilmiştir.Oysaki karar gerekçesi, hüküm fıkrası ile birlikte bir bütündür ve aralarında hükmün anlaşılmasını ve infazını zorlaştıracak çelişkilerin olmaması gerekir.
1086 sayılı HMUK’un 388 maddesi ile 6100 sayılı HMK.un 297. maddesinde hükmün kapsamı açıklanırken “ tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerinin yazılacağı bildirildiğinden hükmün gerekçesinin kararın bir parçası olduğu ve çelişkili olmaması gerektiği açıktır.
Öte yandan konuyla ilgili 10.4.1992 günü ve 991/7 Esas, 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu aykırılığın giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gereği açıktır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazların kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2010/7148, K. 2011/13109, 13 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama