KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2011/15593 E., 2012/8867 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş)Mahkemesi
Karar Metni
764 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacılar murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; bozmaya uyarak ilamda yazılı nedenlerle 91.893.65 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi ve davacılar vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22/05/2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti.
Duruşma günü davacılar vekili Avukat ... ile karşı taraf vekili Avukat Ayla Songör geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün kısmen bozmaya uygun olmasına ve dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı... Çimento Sn.A.Ş’nin tüm temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacıların temyiz istemlerine gelince;
Dava 27.10.1997 tarihinde meydana gelen iş kazasında ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, uyulmasına karar verilen ilk bozma ilamından sonra, hak sahibi davacı eş ve altı çocuk yönünden hesaplanan maddi zararlarından değil de istemleri olan miktarlardan Borçlar Kanunun 43.maddesi gereğince %20 oranında takdiri indirim yapılarak davacıların maddi tazminat istemlerinin kısmen reddine, davacı eş ve çocukların manevi tazminat istemlerinin kabulüne,davacı kardeşler ... ve ...n’ın ise mirasçı olmadıklarından manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiş ise de varılan bu sonuç aşağıdaki nedenler gereğince yerinde değildir.
2-Mahkemece Borçlar Kanunun 43. maddesinin uygulanmasın da yanılgıya düşüldüğü açıktır.
Maddi tazminat davalarının yasal dayanaklarından birini oluşturan B.K.'nun 43.Maddesi tazminatın belirlenmesinde, hakime, kimi görevler yanında, geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Böylece gerçekçi ve adil bir sonuca ulaşmak amaçlanmıştır. Uygulamada, kabul edildiği üzere; maddi tazminat hesapları, bilinen bir takım doneler yanında, varsayımlara da yer vererek bir sonuca ulaşır. Gerçi, insan yaşamının kutsallığı, beden ve ruh sağlığının korunması ve bu alanda uğranılan zararların, hiç bir şekilde para ile karşılanmasının mümkün olmadığı düşünülebilirse de, hukuk sisteminin başka bir giderim yöntemi öngörmemiş olması karşısında, zorunlu bu tür bir hesaplama yoluyla, zarara uğrayanın tatmini sağlanmaya çalışılmaktadır.
İşte, hakim, bu tür davalarda, sonuca ulaşırken, hesaplamaya ilişkin, maddi unsurları, tarafların kusur durumlarını, sorumluluğa ilişkin temel hukuk ilke ve esasları yanında, tarafların, sosyal ve ekonomik koşullarını hep birden değerlendirmek zorundadır.
Maddi tazminatın, hiç bir zaman zenginleştirme aracı olmadığı ve özendirici nitelik göstermemesi gereği göz ardı edilmemeli ve bu arada, sözü edilen tazminatın bir tarafın zararını karşılarken, diğer tarafın, ekonomik veya ticari hayattan silinmesini gerektirecek boyutlara ulaşması önlenmelidir.
Bu nedenle, tarafların ekonomik ve sosyal durumları araştırılmalı, zararı ödemekle yükümlü işverenin iş hacmi, işletmesinin büyüklüğü, kaç işçi çalıştırdığı saptanmalı, tazminatın sonuçlarına katlanıp katlanamayacağı yönünde ön bilgiler toplanmalıdır. Kısaca, tazminat belirlenirken bunun toplumda yaratacağı olumsuz durumlar göz ardı edilmemeli ve toplumsal denge ve çıkarlar da korunmalıdır.
Bu durumda hakim toplayacağı kanıtlar sonucu gerektiğinde B.K'nun 43.maddesinin kendisine verdiği yetkiyi kullanmak suretiyle, hakkaniyete uygun indirim yoluna gitmeli ve tazminat belirlenmenin gerçekçi niteliğini ortaya koymalıdır.
Hal böyle olunca, mahkemece uygulanan takdiri indirim yerinde ise de,bu indirimlerin bozma sonrası alınan son hesap raporunda bulunan bakiye maddi tazminatlardan yapılması gerekirken davacı eş ve çocukların talepleri olan miktarlardan hakkaniyet indirimi uygulanarak yazılı maddi tazminatlara kısmen karar verilmesi doğru değildir.
Bu yönden yapılacak iş;Davacı eş ... ve çocuklar,......,...; ...,... ve ... yönünden,maddi tazminat istemleri hesaplanan maddi tazminatlarından %20 hakkaniyet indirimi yapıldığı takdirde dahi kalan bakiye maddi tazminatlarının altında kaldıkları görülmekle,bu davacıların istemleri gibi maddi tazminatlarına karar vermekten ibarettir.
3-Davacı kardeşler, .... ve ...’ın, uyulan bozma ilamına rağmen,yazılı gerekçe ile manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiş ise de bu sonuç da usul ve yasaya aykırıdır.Davacı Kardeşlerin murisin yasal mirasçıları olmaması iş kazası sonunda ölen kardeşlerinin ölümünden dolayı manevi olarak elem ve ızdırap duymalarını engellemez.Aksinin kabulü yerleşik Yargıtay İçtihatları ile ülkemizin sosyal ve aile yapısı gerçekleri ile bağdaşmaz.bu nedenle Dairemizin 07.02.2006 gün ve 2005/ 13299 E, 2006 /810 K Sayılı mahkemece de uyulan Bozma ilamında belirtildiği şekilde kardeşlerin manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmesi gerektiği açıktır.
4-Yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrası 4.bendinde, haksız çıkan davalıdan tahsili gereken 3.049.90-TL yargılama giderinin maddi hataya dayalı olarak “davacılardan” alınarak davalı yana verilmesi şeklinde kurulan hüküm de usul ve yasaya aykırı olmuştur.
5- Davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat miktarları üzerinden her davacı için ayrı ayrı avukatlık ücreti hesaplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hükmolunan manevi tazminatların toplamı üzerinden yazılı avukatlık ücretine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir. O halde,davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2011/15593, K. 2012/8867, 22 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama