KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2011/7039 E., 2011/6787 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Eylül 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş)Mahkemesi
- Davacılar
- ... vs vek.Av....
- Davalılar
- 1-... 2-... 3-HDI SIGORTA A.Ş. GENEL MÜD. vek.Av. ... 4-... vek.Av. ... ... 5-... 6-... AŞ vek.Av. ...
Karar Metni
1.264 kelime·6 dk okuma·1 bölüm
Davacılar murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacılar ile davalılardan H.D.I Sİgorta Aş,Koç Alianz,... Aş,süresinde,davalılardan ... vekilince süresi dışında temyiz edilmesi ve davacılar vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
1-Davalı ...’in temyiz istemi yönünden;
Hüküm, İş Mahkemesinden verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8.maddesi hükmüne göre ise İş Mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Olayda hüküm 11.10.2010 tarihinde temyiz edene tebliğ, edilmiş, temyiz ise 25.10.2010 tarihinde vukubulmuştur. Şu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi fazlası ile geçmiştir. 1.6.l990 Tarih ve l989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı da gözönünde tutularak davalı ...’in temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden Reddine,
2-Davacılar ve diğer davalıların temyiz istemlerine gelince;
Dava, Trafik iş kazası sonunda yaşamını yitiren muris işçi ... ’nın hak sahibi davacıların maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, Davalılar ... ve ... hakkında açılan davanın reddine ilişkin hüküm yerinde ise de ; hüküm aşağıdaki nedenler gereği doğru değildir.
a)Davacı Eş,...’nın 15.06.2010 günlü hesap raporunda bulunan tavan zararı 85.063.94-TL olup bu miktardan SGK ‘ca bağlanan Peşin Sermaye Değeri olan 20.939.85-TL’nin indirimi ile kalan miktar yönünden bu davacı yönünden maddi tazminata karar verilmesi gerekirken Kurum tarafından bildirilen peşin değer miktarının maddi tazminat olarak kabulü ve hüküm altına alınması doğru değildir.
b) Davacılar murisinin iş kazası sonucu yaşamını yitirdiği ve olayda kusurunun da olmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
..../....
....2....
B.K'nun 47. Maddesinde hakimin bedensel bütünlüğün bozulması halinde olayın özelliklerini göz önünde tutularak zarar görene adalete uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar vereceği öngörülmüştür. Bedensel bütünlük eş deyişle vücut bütünlüğü kavramının fizik bütünlük yanında ruhsal bütünlüğü ve sağlığı da kapsadığı tartışmasızdır. Olayın özelliklerinin neler olduğu 22.6.1966, 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanmıştır. Bunlar her olayda değişebilir. Bu nedenle hakiminin kararında bu özellikleri objektif ölçülere göre göstermesi gerekir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı eş ve çocuklar yararına hükmedilen manevi tazminatların çok az takdir edildiği açıktır.
c) Davacılar, maddi tazminat istemini müteselsil sorumluluk esasına göre kusurlu araç sahibi ... ‘in sigorta şirketine de yöneltmişlerdir. Bu yönüyle davalıların Borçlar Kanunu'nun 51. maddesinde düzenlenen eksik teselsül hükümlerine göre davacılara karşı sorumlu oldukları ortadadır. Borçlar Kanunu’nun 51. maddesi hükmü gereğince borçlulardan her biri borcun tamamından tek başına sorumlu olduğundan, borçlulardan birisinin borcunun zaman aşımına uğramış olması alacak miktarına etkili değildir. Bu kuralın doğal bir sonucu olarak da zaman aşımı def’inden ancak kendi borcu zaman aşımına uğramış olan borçlu yararlanabilir ve her davalıya kendi hukuki durumlarına uygun zaman aşımı süresi uygulanır.
Davacılar vekilinin ıslah istemine karşılık davalılardan HDİ Sigorta A.Ş. tarafından zamanaşımı def’inde bulunulmuştur.
Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararın tazmini istemi ile açacağı davaların, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109/1. maddesinde "motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar.", aynı Yasanın 109/2 maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.
Söz konusu maddenin özellikle 2. fıkrasında, "dava cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı üçüncü kişi) yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımı uygulanacağı ifade edilmiştir.
..../...
...3...
Görüldüğü gibi, Borçlar Kanunu'nun 60. ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin, trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından bir yıl yerine, iki yıl olarak öngörülmesidir.
2918 sayılı Yasa'nın anılan madde hükmünde, gözden kaçırılmaması gereken husus, Ceza Kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece eylemin Türk Ceza Kanunu'na göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır.
Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır: Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında, fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır.
Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlulular (örneğin işleten) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.10.2001 gün ve 2001/19-652-705, 16.04.2008 gün ve 2008/4-326-325 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir.).
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, somut olayda trafik kazası 21.03.2007 tarihinde meydana gelmiş olup, davacılar vekili 02.08.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile tazminat miktarını artırmış, buna karşılık davalılardan HDİ sigorta şirketi vekili süresinde ıslah talebine karşılık zamanaşımı def’inde bulunmuştur.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesindeki fiiller için Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesinde öngörülen zamanaşımı 8 yıldır, bu durumda mahkemece, ıslah dilekçesi ile artırılan miktarın HDİ sigorta şirketi yönünden zamanaşımına uğramadığı açık olup Islahen artırılan miktarların bu davalı yönün den zamanaşımı nedeni ile reddedilmesi açıkça yasaya aykırı olmuştur.
d)Trafik Kaza olayına Karışan ... plaka sayılı araç sahibi ...’in şoförü muris ... in olayda kusurunun olmadığı ve ... hakkında açılan davanın reddine karar verildiği halde bu aracın mali sorumluluk sigorta policesi sahibi Koç-Allianz sigorta şirketi hakkında açılan davanın da reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde sorumlu tutulması da doğru değildir.
e)Davanın aynı nedenle reddi halinde ret nedeni aynı olan davalılar lehine AAÜT’nin 3 ve 8.maddeleri gereğince tek vekalet ücretine karar verilmesi gerekirken ret nedeni aynı olan davalılar lehine ayrı ayrı vekalet ücreti takdiri de yasaya aykırıdır.
Yapılacak iş;Asgari ücretlerde oluşan değişiklikler dikkate alınarak dosyadaki ve kabul edilen verilere göre yeniden hesap raporu aldıktan sonra belirlenen maddi tazminatlardan hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan Peşin Sermaye Değerlerini yeniden isteyip hesaplanan maddi tavan zararlardan ayrı ayrı indirildikten sonra kalan maddi tazmatları eş ve çocuklar yönünden siğorta şirketlerinin sorumluluklarına ilişkin yukarıda ki açıklamalar dikkate alınarak hüküm altına almak ve açıklanan yasal nedenlere uygun manevi tazminatları da yeniden takdir ederek davalı ... dan tahsile karar vermek ve yukarıdaki tüm açıklamalar dikkate alınarak yargılama giderleri ve vekalet ücretlerine de karar vermekten ibarettir.
..../...
...4....
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir. O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2011/7039, K. 2011/6787, 19 Eylül 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama