KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2011/903 E., 2011/6608 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Eylül 2011
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
934 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle, 20.092.56 TL. maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi ve davacı vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 13.9.2011 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti.
Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ile karşı taraf vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davacının tüm, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine, 2-Dava 03.12.1993 tarihinde meydana gelen iş kazasında sol el 2. parmağından yaralanarak % 6,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, manevi tazminat isteminin ise kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı ve davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Davacının 03.12.1993 günü iş kazası geçirdiği 07.03.1994 tarihine kadar tedavi gördüğü ve 17.03.1994 tarihinden itibaren çalışabileceğine karar verildiği, iş kazası sonucu sürekli işgöremezlik nedeniyle gelir bağlanması için 27.07.2006 tarihinde davacı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna Çerkezköy Devlet Hastahanesinin 23.02.2007 tarihli raporları esas alınarak sürekli iş göremezlik oranının % 6,00 olarak belirlendiği, davacının 08.11.2007 tarihinde 1.000,00-TL maddi tazminat istemli olarak dava açması üzerine davalı tarafça süresinde zaman aşımı def-i inde bulunulduğu,
31.08.2010 tarihli dilekçe ile başvurma ve peşin harçlarda yatırılmak suretiyle maddi tazminat istemi ıslah yoluyla artırıldığı ve ayrıca manevi tazminat isteminde de bulunulduğu, 31.08.2010 tarihli dilekçenin usulünce tebliğine rağmen davalı tarafın her hangi bir itiraz yada def-i ileri sürmediği uyuşmazlık konusu değildir.
Uyuşmazlık bu tür davalarda B.K.’nun 125. maddesi gereğince uygulanmakta olan 10 yıllık zaman aşımı süresinin hangi tarihte başlatılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
./.
-2-
Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur.
Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Somut olayda sol el 2. Parmağı yaralanan davacı bakımından değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı SSK Tekirdağ Hastahanesinin 17.03.1994 tarihinden itibaren çalışabileceğine ilişkin raporuyla birlikte zararın öğrenildiği ortadadır.
Bu durumda da süresinde zaman aşımı def-i inin ileri sürüldüğü 08.11.2007 tarihli dava dilekçesi ile istenen 1.000,00-TL maddi tazminata yönelik davanın zaman aşımı nedeniyle reddinin gerektiği açık ve seçiktir.
Davanın ıslahına dair 31.08.2010 tarihli dilekçenin konusunun oluşturan maddi ve manevi tazminat istemlerine gelince: HUMK.’nun 83. ve devam maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunun değiştirebilmesi imkânını sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür.
Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Başka bir anlatımla ıslah, açılmış bir davada taraflarca yapılmış usule ilişkin işlemlere yönelik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir davanın açılması olanağı bulunmamaktadır.
Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur. Öte yandan harca tabi davalarda her dava açılırken davalıdan başvurma harcı ile nispi harca tabi davalarda nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır.
Gerekli harçlar alındıktan sonra dava dilekçesi esas defterine kaydedilir ve dava, dava dilekçesinin esas defterine kayıt edildiği tarihte açılmış sayılır. İnceleme konusu olan bu olayda maddi tazminat isteminin artırılması ile manevi tazminata ilişkin dilekçenin başvurma ve nispi harç yatırılmak suretiyle mahkemeye verildiği anlaşılmaktadır.
Bu duruma göre de davacının ıslah dilekçesinde ileri sürdüğü, istemin yeni bir dava niteliğinde olduğunun giderek dilekçenin bu haliyle birleştirme istemli bir ek dava dilekçesi olarak kabulünün gerektiği ortadadır. Davacı tarafından açılan maddi ve manevi tazminat istemli bu yeni davada davalı tarafça her hangi bir itiraz ya da def-inin ileri sürülmediği tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Bu durumda da zaman aşımı süresinde davanın açılıp açılmadığının 08.11.2008 tarihli dilekçenin konusunu oluşturan alacak bakımından değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Hal böyle olunca, davalı tarafça süresinde zaman aşımı def-i inde bulunulan 08.11.2007 tarihli kısmi dava dilekçesinin konusunu oluşturan 1.000,00-TL maddi tazminat isteminin zaman aşımı nedeniyle reddi gerekirken, bu talebin 31.08.2010 tarihli dava dilekçesinin konusunu oluşturan ve zaman aşımı ileri sürülmeyen talepler içerisinde değerlendirilerek sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Davalının manevi tazminatın miktarına yönelik temyizine gelince: Olayın oluş şekline, müterafik kusur oranlarına, husule gelen elem ve ıstırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, paranın alım gücüne, özellikle 26.6.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda; gerçekleşme biçimine, oranına, niteliğine hak ve nefaset kurallarına, olay ve dava tarihine göre, davacı yararına hüküm altına alınan 5.000,00-TL manevi tazminatın fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle 08.11.2007 tarihli davaya karşı süresinde zaman aşımı def-i inde bulunulduğu göz ardı edilerek, ve manevi tazminatın fazla takdiri suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
./. -3-
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2011/903, K. 2011/6608, 13 Eylül 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama