KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2012/1847 E., 2013/8401 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Nisan 2013
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
575 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı, 07/10/2005 tarihinden itibaren emekliliğe hak kazandığının tespitiyle biriken aylıklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
Dava; davacının 7.10.2005 tarihini takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile biriken aylıkların faizi ile tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece; davanın reddine karar verilmiş ise de; bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile yanlış değerlendirme sonucu gidilmiştir.
506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa 11.8.1977 tarih ve 2098 sayılı Kanunla eklenen Ek-5. maddede "506 Sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen sürelerin, sigortalılık süresi olarak ekleneceği, kesirlerin hesaplanmasında tam yılın 360 gün olarak alınacağı, fiilen çalışılmış güne eklenecek itibari hizmet günü sayısının bulunmasında (çalışılan gün sayısı x 0,25) formülünün uygulanacağı" belirtilmiştir.
Aynı Kanuna 25.8.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanunla eklenen Ek-39. maddede de "bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6 ncı maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayılarının, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanunun 60 ve Geçici 81 inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirileceği" belirtilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; 9.3.1963 doğumlu davacının, 1.11.1984 - 26.9.2009 tarihleri arasında 6191 gün 506 sayılı Kanun kapsamında çalışmasının olduğu, bu çalışmalardan 3757 gününün 506 sayılı Kanunun Ek 5. maddesi uyarınca itibari hizmet niteliğinde olduğu, davacının 8.3.1983 – 8.11.1984 tarihleri arasındaki askerlik süresini borçlandığı ve tahakkuk eden meblağı süresinde ödediği, 7.10.2005 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda; davacının 1.11.1984 tarihinde 506 sayılı Kanun kapsamında çalışmaya başladığı, askerliğini bu tarihten önce yaptığından askerlik süresinin sigortalılık süresine eklenmesi gerektiği, bu süre eklendiği taktirde sigortalılık başlangıcının 9.3.1983 olarak hesaplandığı, aynı şekilde 3.757 gün (10 yıl 5 ay 7 gün) itibari hizmet süresinin 1/4'ü olan 2 yıl 7 ay 9 günlük sürenin de 506 sayılı Kanunun Ek 5. maddesi uyarınca sigortalılık süresine eklenmesi gerektiği, bu sürenin de eklenmesi sonucu sigorta başlangıç tarihinin 1.8.1980 olarak hesaplandığı,
buna göre 506 sayılı Kanunun geçici 81/B maddesinde belirtilen 23.5.2002 tarihinde toplam 21 yıl 9 ay 22 gün sigortalılık süresinin olduğu, 506 sayılı Kanunun geçici 81. maddesinin B bendinin b alt bendi uyarınca 25 yıllık sigortalılık süresini ve 45 yaşını doldurmak ve en az 5000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş bulunmak şartı ile yaşlılık aylığına hak kazanacağı anlaşılmaktadır.
Davacının yaşlılık aylığına hak kazanacağı tarih hesaplanırken, 506 sayılı Kanunun Ek 5. maddesine göre hesaplanan 2 yıl 7 ay 9 günlük sürenin 506 sayılı Kanunun Ek 39. maddesi gereğince 506 sayılı Kanunun 81/B-b maddesine göre hesaplanan 45 yaşından indirilmesi gerekmektedir. Bu sürenin indirilmesinden sonra, davacının yaş olarak 42 yıl 4 ay 21 günlük süreyi tamamladığı taktirde yaşlılık aylığına hak kazanacağı görülmüştür.
9.3.1963 doğumlu olan davacının, bu süreyi 31.7.2005 tarihinde tamamladığı, buna göre 7.10.2005 tahsis talebine göre 1.11.2005 yaşlılık aylığına hak kazandığı anlaşılmıştır.
O halde, davanın kabulü, davacının 7.10.2005 tarihini takip eden 1.11.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığına ve bu tarihten itibaren biriken aylıkların yasal faizi ile tahsiline karar vermek gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Bu nedenle, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2012/1847, K. 2013/8401, 30 Nisan 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama