KÜNYE
21. Hukuk Dairesi 2019/263 E., 2019/5763 K.·İlk Derece
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Ekim 2019
- Mahkemesi
- ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi
- Mahkemesi
- ... İş Mahkemesi
Karar Metni
1.407 kelime·7 dk okuma·1 bölüm
1-Davacılar ... ve ... hakkındaki maddi tazminatlar ile Davacılar ..., ..., ... ve ... hakkındaki manevi tazminatlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1-(a) maddesi uyarınca temyiz edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/2. maddesinde; ''Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir.'' denilmektedir.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar için kesinlik sınırı, karar tarihi 20/07/2016-01/12/2016 tarihleri arasındaki ilamlar için 25000 TL, 02/12/2016-31/12/2016 tarihleri arasında 40000 TL, 01/01/2017-31/12/2017 tarihleri arasında 41530 TL ve 01/01/2018 tarihinden sonra verilen kararlar için 47530 TL' dir.
Dava ve ıslah dilekçesi değerlendirildiğinde.
Mahkemece davacı anne ...’ya 10000 TL maddi tazminat ile 40000 TL manevi tazminatın; davacı baba ...’e 9971,49 TL maddi tazminat ile 30000 TL manevi tazminatın; davacı kardeşler ..., ..., ... ve ...’a ise 10000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 09.04.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak ayrı ayrı davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin ise reddine hükmedildiği; davacılar ve davalı vekilinin istinaf başvuruları üzerine ...
Bölge Adliye Mahkemesi 27.Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği; bu kararın taraf vekillerince temyize getirildiği dikkate alındığında. Davacılar ... ve ... hakkında hükmedilen ve reddedilen maddi tazminatlar ile Davacılar ..., ..., ... ve ... hakkında hükmedilen ve reddedilen manevi tazminat miktarlarının her bir davacı yönünden ayrı ayrı, karar tarihi itibariyle 47530 TL’lik temyiz sınırının altında kaldığı açıktır.
O halde Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz kabiliyeti olmayıp, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a ve 2, 366 ve 352. maddeleri uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacılar ... ve ... hakkındaki manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
A)Davacı İstemi;
Davacı vekili dava ve ıslah dilekçesinde özet olarak; davacı anne ... için 20221,19 TL maddi tazminat ile 100000 TL manevi tazminatın; davacı baba için 10000 TL maddi tazminat ile 100000 TL manevi tazminatın ve davacı kardeşler ..., ..., ... ve ... için 50000 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan alınmasını talep ve dava etmiştir.
B)Davalı Cevabı;
Davalı vekili cevap dilekçesi ve akabinde özet olarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C)İlk Derece Mahkemesi Kararı ve Gerekçesi;
“...davacıların murisi ...'ın davalıya ait işyerinde çalışırken 09.04.2014 tarihinde iş kazası geçirmiş olup, bu kaza sonucunda hayatını kaybetmiş, denetime elverişli ve olayın oluşumuna uygun olduğu için itibar edilen bilirkişi raporlarlarına göre davalı işverenin %70 oranında kusurlu, davacı işçinin %30 oranında olayda kusurlu olduğu anlaşılmıştır.
Davalı işveren işçisinin işyerinde çalışırken geçirmiş olduğu iş kazasında %70 oranında kusurlu olduğundan davalı işçinin maddi zararlarından kusuru oranında sorumludur. Bu nedenle davacıların maddi zarar talebi haklı görülmüş olduğundan hesap bilirkişisi tarafından hesaplanan dosya kapsamına uygun denetime elverişli olduğundan itibar edilen maddi zararlardan davalı taraf sorumlu tutularak (iş kazası tarihi ve ıslah tarihi dikkate alınarak davacı ... yönünden zamanaşımı süresi olan 10 yıllık sürenin ıslah tarihi itibariyle dolduğu anlaşıldığından, dava dilekçesinde belirtilen değer itibariyle davasının kabulüne karar verilmiştir) maddi tazminat davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir...
HÜKÜM
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Açılan davanın KISMEN KABULÜNE;
2-Davacı ... için 10.000,00 TL, davacı ... için 9.971,49 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 09.04.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
3-Davacı ... için 40.000,00 TL, davacı ... için 30.000,00 TL, davacı ..., ..., ..., ... için 10.000,00'er TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 09.04.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,...”
D)Bölge Adliye Mahkemesi Kararı ve Gerekçesi;
“... İş kazasından doğan tazminat davalarında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi ( ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 125.) gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresi bulunmaktadır. Dava dosyasında olayın meydana geldiği tarihin 09/04/2004 olduğu, davacı vekilinin 21/08/2017 tarihide ıslah dilekçesini dosyaya sunduğu, davalı vekilinin ıslaha karşı zamanaşımı itirazında bulunduğu, kaza tarihi ve ıslah tarihi dikkate alındığında ıslah edilen miktarın zamanaşımına uğradığı tespit edilmekle davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Manevi tazminat miktarının az ve fazla olduğu konusundaki istinaflarda da, davacıların olay nedeniyle duyduğu acıya karşılık mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının kaza tarihine, kusur oranlarına, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile hak ve nesafet kurallarına uygun olduğu değerlendirilmiş davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Davalı vekili ibranameye değer verilmediğine ilişkin istinaf sebeplerine gelince; dava dosyasında imzanın davacıya ait olup olmadığı konusuna inceleme yaptırıldığı, alınan raporda imzanın davacıya ait olduğunun tespitinin yapılamadığının bildirildiği, ibraname altındaki imzanın davacıya ait olduğunun ispatının davalıya ait olduğu, davalı tarafça bu hususta her hangi bir delilin dosyaya sunulmadığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı tespit edilmiştir.
İstinafa başvuran davalı şirket vekilinin istinaf sebeplerine göre dairemizce yapılan incelemede, iş güvenliği ve işçi sağlığı uzmanı bilirkişiler tarafından düzenlenen, davalı şirketin alması gereken işgüvenliği tedbirlerindeki ihmaliyle, kazanın meydana gelmesinde %70 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği kusur raporlarının gerekçeli, açıklayıcı, olaya ve dosya kapsamına uygun olduğundan hükme ve hesaplamaya esas kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu itibarla davalı tarafın istinaf yerinde bulunmamış aşağıdaki şekillde hüküm tesis edilmiştir.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2019/263, K. 2019/5763, 3 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama