KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2019/5470 E., 2020/195 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Ocak 2020
- Mahkemesi
- ... Mahkemesi
Karar Metni
1.543 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
Davacılar, murisinin ... kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
KARAR
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyiz kapsamı ve temyiz nedenlerine göre, davalı..... Dayanıklı Tüketim Malları Ticaret Ltd. Şti vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2- Dava sigortalının ... kazasından vefatı nedeniyle hak sahibi eş ve çocuklarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde Davalılarda AİG Sigorta A.Ş. ve Aviva Sigorta A.Ş yönünden davanın konusuz kalmış olması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına, Davalılar ..... yönünden davanın kısmen kabul kısmen reddi ile Davacılar Sedat, Veysel ve Burak'ın maddi tazminat taleplerinin reddine, Davacı eş lehine 52.654,15 TL maddi ve 45.000,00 TL manevi tazminat, Davacı Çocuk ... yararına 149,10 TL maddi ve 35.000,00 TL manevi tazminat, Davacılar Sedat,
Veysel ve Burak yararına ayrı ayrı 35.000,00'er TL manevi tazminatın ... kazası tarihi olan 13/10/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte davalılardan Art Yapı Ltd. Şti ve MHG Gür Yapı Ltd. Şti’nden müştereken ve müteselsilen tahsili ile (sigorta şirketleri tarafından davacılara ödenen tutarlar yönünden tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile ) davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamına göre, mahkemece verilen 20/06/2018 tarihli bir önceki kararının Dairemizin 14/02/2019 tarih 2018/6305 Esas – 2019/684 Karar sayılı ilamıyla “03/02/2016 tarihli sulh protokolü incelenerek tarafların beyanı da alınarak, davanın konusuz kalıp kalmadığı konularında bir değerlendirme yapılması” yönünden bozulduğu, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde mahkemece yukarıda belirtilen şekilde karar verildiği anlaşılmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın sulh protokolüne ve bu protokole dayalı olarak yapılan ödemelerden protokole taraf olmayan kişilerin yararlanıp yararlanamayacağı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
6100 sayılı HMK’nun 313.maddesine göre, sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir.
Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesi uyarınca (818 sayılı B.K.’nun 50 ve 51. Maddesi) ve aynı Yasanın 163. (818 sayılı B.K.’nun 142.) maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı bir dava ile de talep edebilir. Ancak, aynı Yasanın 163. (BK 141) maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır.
Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 165.maddesi (818 sayılı BK'nun 144. maddesi) hükmüne göre, Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz. 166. maddesi(818 sayılı BK'nun 145. maddesi) hükmüne göre, sorumlulardan birinin zararı ödemesi halinde, diğerleri bu oranda borçtan kurtulurlar. Ancak, müteselsil borçluların borçtan tamamen veya kısmen kurtulabilmeleri, alacaklının bilfiil tatmin edilmiş olması halinde söz konusudur.
Ödemeye ilişkin davanın yasal dayanağı ile ilgili 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.”hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan olaya uygulanması gereken aynı Kanunun 420.maddesinin 2 fıkrasına göre İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. 3.fıkrasına göre ise Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
Bu açıklamalara göre, mahkemece verilen 17/12/2015 tarihli ilk karardan sonra davacılar vekili ile davalı ... şirketleri arasında 03/02/2016 tarihinde taraflar arasında uyuşmazlığın kısmen giderilmesine yönelik sulh protokolü düzenlendiği, bu protokol doğrultusunda:
A) Maddi tazminat yönünden ilk karar ile kesinleşen toplam 52.803,25 TL tutarındaki maddi tazminat ile bu tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiz alacağının ve ferilerinin sigorta şirketlerinde ödendiği, ancak bu alacağın kaza tarihi olan 13/10/2012 tarihinden dava tarihi olan 20/12/2012 tarihine kadar işleyecek faiz alacağının sigorta şirketlerince ödenmediği ve davacının bu hakkının sorumlu olan kişilere karşı saklı tutulduğu,
B) Manevi tazminat yönünden ise, ilk kararda davacılar lehine hükmedilen toplam 105.000,00 TL manevi tazminattan, davalı ... şirketlerinin 82.000,00 TL asıl alacak ile bu tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiz alacağının ve ferilerinin ödendiği, ancak bu karardan sonra Dairemizce manevi tazminatın azlığı sebebiyle verilen ilk kararın bozulması üzerine davacılar lehine toplam 185.000,00 TL manevi tazminat hükmedildiği,
bu miktardan sigorta şirketlerince ödenen kısım mahsup edildiğinde 103.000,00 TL manevi tazminat alacağının kaza tarihinden işleyecek faiziyle, 82.000,000 TL manevi tazminat alacağının ise sadece kaza tarihi olan 13/10/2012 tarihinden dava tarihi olan 20/12/2012 tarihine kadar işleyecek faiz alacağının sigorta şirketlerince ödenmediği ve davacının bu hakkını sorumlu olan kişilere karşı saklı tuttulduğu anlaşılmıştır.
O halde mahkemece yapılacak ... davalılar arasında müştereken ve müteselsilen sorumluluk ilişkisi bulunduğu, kısmi sulh protokolü doğrultusunda yapılan ödemeye göre maddi ve manevi tazminatların ödenmeyen kısımları yönünden davacının alacak hakkının devam ettiği değerlendirilerek, maddi tazminat yönünden alacağa hak kazanan eş Ümmühan ve ... için sulh protokolü kapsamında ödenmeyen (kaza tarihi 13/10/2012’den - dava tarihi olan 20/12/2012 tarihine kadar) yasal faiz alacaklarının belirlenerek ödenmesine karar verilmesi,
manevi tazminat yönünden ise sigortalar tarafından ödenmeyen manevi tazminat alacak miktar için kaza tarihinden itibaren faize ve ödenen asıl alacak yönünden ise ödenmeyen (kaza tarihi 13/10/2012’den - dava tarihi olan 20/12/2012 tarihine kadar) yasal faiz alacaklarının belirlenerek ödenmesine karar verilmesi ve bu alacakların ferilerine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar ihdası doğru olmamıştır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılamayı gerektirmediği anlaşıldığından hüküm bozulmamalı HMK 370/2. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2019/5470, K. 2020/195, 27 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama