KÜNYE
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi 2012/26360 E., 2012/24889 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Kasım 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- Dava
- Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, yıllık izin, bayram ve genel tatil gündelikleri ile ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Karar Metni
1.213 kelime·6 dk okuma·1 bölüm
Mahkeme, isteğin usülden reddine karar vermiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı vekili, davalı kurumda 12/09/1997-10/01/2005 tarihleri arasında program yönetmen yardımcısı olarak çalışan davacının iş sözleşmesini davalının 10/01/2005 tahinde geriye dönük olarak 14/12/2004 tarihi itibariyle tek yanlı feshettiğini ve hiç bir tazminat ödemediğini davacının son bir yıl içinde genellikle 09.00-21.00 arası, bir yıldan önceki dönem için saat 09.00-22.00 arasında çalıştığını, çalıştığı tüm süre boyunca haftanın bazı günlerinde ise bu çalışmasının 23.00-24.00'a kadar sürdüğünü, hafta sonları da hafta içi gibi çalıştığını, dini ve milli bayramlarda çalıştığını, yıllık ücretli izin kullanmadığını,
28 günlük ücretinin ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları, fazla mesai, yıllık izin, bayram ve genel tatil ücretleri ile ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının davalı kurumda muhtelif tarihlerde imzalanan istisna akitleriyle 2954 sayılı TRT Kanunu'nun 50/h maddesi hükmüne istinaden çıkarılan İstisna Sözleşmesi Yönetmeliği hükümlerine göre, davacının yönetmen yardımcısı olarak çeşitli programlara katılmayı taahhüt ettiğini, 1475 sayılı İş Kanunu'na göre hizmet sözleşmesi ile işçi çalıştırmanın mümkün olmadığını, davacı ile kurum arasındaki hukuki ilişkinin istisna sözleşmesine dayandığını, işçi sayılmayan geçici personel statüsünde,
Sosyal Sigortalar Kurumu ile irtibatlı olarak çalıştırılmasını teminen davacı ile 17/06/2002-31/12/2002 dönemini kapsayacak şekilde 1 yıldan Az Süreli İstihdam Edilecek Kurumun Yapım ve Yayına Yardımcı İşçi Sayılmayan Geçici İşçi Sözleşmesi akdedildiğini,
İşçi Sayılmayan Geçici Personel Çalıştırılmasına İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesi hükmü gereğince işlediği disiplin suçundan dolayı 2005 yılından itibaren sözleşmelerinin yenilenmediğini ve davalı kurum ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin hizmet sözleşmesinin unsurlarını taşımaması nedeniyle dava konusu olan işçilik haklarını talep etmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının ikinci dönem olan 17.06.2002-14.12.2004 tarihleri arası, 2954 sayılı yasanın 49. ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan kurumun diğer görevlilerine Yardımcı İşçi Sayılmayan Geçici Personel Çalıştırılması Yönetmeliği kapsamında sözleşme
yapılarak çalıştırıldığı, sınav sonrası atama tasarrufu ile işe alındığı, ücretinin de yönetmelik hükümleri gereği belirlendiği, davacı ile kurum arasında bu dönemde iş ilişkisi bulunmadığı, işçilik alacaklarında değerlendirme olanağı bulunmadığı gibi statü hukuku nedeni ile uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesinden mi yoksa istisna sözleşmesinden mi kaynaklandığı yönündedir.
Bilimsel ve yargısal görüşlere göre "zaman" ve "bağımlılık" unsurları hizmet sözleşmesinin ayırıcı ve belirleyici özellikleridir.
İstisna sözleşmesinde, yüklenici, bir sonucu ortaya çıkarma taahhüdünde bulunurken, hizmet sözleşmesi işçinin taahhüdü belirli veya belirsiz bir süre hizmet ifasından ibarettir. Yine istisna sözleşmesinde hukuki bağımlılık unsuru bulunmamaktadır.
Hizmet sözleşmesinde ise işçi, işini işveren veya işveren vekilinin buyruğu (talimatı) ve denetimi altında bağımlı olarak yerine getirmektedir. Hizmet sözleşmesi ile istisna sözleşmesini birbirinden ayırmak için kabul edilen diğer bir kıstasta ekonomik risktir. Hizmet sözleşmesinde ekonomik risk işveren tarafından, istisna akdinde ise yüklenici tarafından karşılanmaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın hangi sözleşme kapsamında kaldığını yukarıda ki açıklamalar karşısında değerlendirmek gerekir.
Davalı kurum kendi teşkilat kanunu olan 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’nun 49 ve 50/h maddelerine göre personel çalıştırmaktadır. Davalı kurum bu hükümlere dayanarak 1986 yılında İstisna Sözleşmesi Yönetmeliği, 2001 yılında ise İşçi Sayılmayan Geçici Personel Çalıştırılmasına İlişkin Yönetmeliği çıkarmıştır.
İstisna Sözleşmesi Yönetmeliği ile kurumun, yapım ve yayınlarında kullanılacak belli bir eser veya belli bir sonucun elde edilmesi için sözleşme yapacağı belirtilmiştir.
İşçi Sayılmayan Geçici Personel Çalıştırılmasına İlişkin Yönetmelik hükümleri incelendiğinde, 1. madde de sürekli kadrolarla yürütülmesi mümkün olmayan ve bir yıldan az süreli işçi çalıştırılmasının amaçlandığı, 5. madde de çalıştırılacak personelin nitelikleri ve alınma koşullarının, 6. madde de ödenecek ücretin sınırlarının saptandığı anlaşılmaktadır. 2954 sayılı Kanun'un 49. maddesindeki işçi sayılmayan geçici personel çalıştırılması ve buna bağlı olarak çıkarılan yönetmelik hükümleri düzenlemeleri, 657 sayılı Kanun'un 4/C maddesinde belirlenen sözleşmeli personel çalıştırılması düzenlemesi ile paralellik taşımaktadır.
Davalı kurumun bu yönetmelik hükümlerini dikkate alarak 1986 yılından itibaren 2003 yılına kadar istisna sözleşmesi adı altında ihtiyacına göre birçok teknik, sanatçı, programcı personeli birden fazla ve yenilenen sözleşmelerle çalıştırdığı, bu şekilde çalışanların herhangi bir sosyal güvenlik kurumu ile irtibatlandırılmadığı, 2002 yılından itibaren ise işçi sayılmayan geçici personel sözleşmesi ile bu kez Sosyal Sigortalar Kurumu ile irtibatlandırarak aynı kişileri çalıştırdığı anlaşılmaktadır.
Çalışanın bir statüden diğer statüye geçmesi halinde, statü değişikliğinde iradesinin rol alıp almadığı önem taşır. Çalışanın iş ilişkisinden, memuriyete veya sözleşmeli personel yada idari sözleşme ilişkisine kendi iradesi ile geçmesi ve iş ilişkisine kendisinin son vermesi halinde, iş ilişkisi işveren tarafından sonra erdirilmediğinden bu dönem için çalışanın kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanma olanağı bulunmamaktadır. Keza bu şekildeki statü değişikliği işçi açısından haklı fesih nedeni olmadığı için kıdem tazminatı hakkı da doğmayacaktır. Ancak bu tarih itibari ile çalışan, iş sözleşmesi sona erdiğinden kullanmadığı yıllık izinleri var ise yıllık ücretli izin ve iş görme edimi karşılığı ve sözleşme ve yasadan kaynaklanan diğer işçilik alacaklarını talep edebilecektir.
Diğer taraftan 2001 yılında davalı kurumda teftiş yapan Bölge Çalışma Müdürlüğü İş Müfettişliği özellikle İstisna Sözleşmesi Yönetmeliği kapsamında çalıştırılanlarla ilgili olarak;
Davalı kurumun kendi kanununun 50/h maddesindeki ‘kurum Borçlar Kanunu gereğince sözleşmeli personel çalıştırabilir’ yönündeki hükmü istisna akdi olarak değerlendirdiği ve buna göre iş yaptırdığı, eser yapımından hareketle İstisna Sözleşmesi Yönetmeliği çıkartıldığı,
Eser sözleşmesi kapsamında çalıştırılanların çalışması sürekli olmasına rağmen çalıştığı sürelerin sözleşmelerle eksik gösterildiği, çalıştırılanların fiilen yaptıkları iş ile sözleşmedeki işlerin uyuşmadığı, hep aynı kişilerle sürekli eser sözleşmesi yapıldığı, ... ücret ödendiği, zincirleme istisna sözleşmesi yapıldığı, bu şekilde çalıştırılanların ifadelerine başvurulduğunda tümünün kurum işyerinde bulunduğu, eser sözleşmesinde bir eserin ortaya konulması gerektiği halde istisna sözleşmesi yapılarak çalıştırılanların iş isteyen bir işçi adayı gibi kuruma başvurduğu ve uygun görülenlerle sözleşme imzalandığı,
çalışma şartlarının, işe başlayış ve bitiş saatlerinin davalı işveren tarafından belirlendiği, belirli olmayan bir zaman dilimi içinde işveren ait işyerinde işverenin denetim ve gözetimi altında verilen hizmetin bir ücret karşılığında ve ücretin zaman esası üzerinden saptandığı, kurum ile istisna sözleşmesi ile çalıştırılanlar arasında açıkça iş sözleşmesi bulunduğu tespit edilmiş ve bu kapsamda çalıştırılanlar belirlenmiştir.
Haber Dairesi başkanlığında çalışan davacının da bu kapsamda çalıştırıldığı sabittir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davacı ikinci dönem olan 17.06.2002-14.12.2004 tarihleri arası, normatif dayanak olan 2954 sayılı Kanun'un 49. ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan İşçi Sayılmayan Geçici Personel Çalıştırılması Yönetmeliği kapsamında sözleşme yapılarak çalıştırılmış, sınav sonrası atama tasarrufu ile işe alınmış, ücreti de yönetmelik hükümleri gereği belirlenmiştir. Davacı ile kurum arasında bu dönemde hizmet sözleşmesi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle bu ikinci dönemin işçilik alacaklarında değerlendirme olanağı bulunmadığı gibi statü hukuku nedeni ile uyuşmazlığın İdari Yargı yerinde çözümlenmesi gerekir.
Davacı ile davalı kurum arasında 17/06/2002-14/12/2004 tarihleri arasındaki dönemde hizmet sözleşmesi bulunmadığı, bu nedenle bu dönemin işçilik alacaklarında değerlendirme imkanı bulunmadığı ve statü hukuku nedeni ile uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine ilişkin mahkemenin kabulü isabetlidir.
Ancak, 12/09/1997-16/06/2002 tarihlerindeki ilk döneme ilişkin dosyaya sunulan sözleşmeler iş sözleşmesi olarak kabul edildiğine göre; mahkemece bu döneme ilişkin olarak dosyaya sunulan ve iş sözleşmesi kabul edilen eser sözleşmelerine göre çalışma süreleri belirlenmeli, son istisna sözleşmesinin bittiği tarih ile idari sözleşme niteliğinde imzalanan işçi sayılmayan geçici personel sözleşmesinin imzalanması arasındaki süre de dikkate alınarak hesaplama yapılmalıdır. Davacının çalışma olgusu konusundaki delilleri değerlendirmeli, davacının hizmet akti kapsamında işçilik alacaklarına esas süresi tam olarak belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2012/26360, K. 2012/24889, 12 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama