KÜNYE
22. Hukuk Dairesi 2014/18554 E., 2014/24509 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Eylül 2014
- Mahkemesi
- Ankara 12. İş Mahkemesi
- Tarihi
- 17/04/2014
- Numarası
- 2014/59-2014/215
Karar Metni
688 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Hüküm süresi içinde davalı T.. K.. avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı vekili, iş sözleşmesinin geçerli sebep olmadan feshedildiğini, davalılar arasındaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayandığını ileri sürerek feshin geçersizliğine ve asıl işverene işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.
Davalı kurum vekili, davacı ile arasında sözleşme bulunmadığını, ihale makamı olduğunu, yüklenici firmalarla herhangi bir asıl işveren alt işveren ilişkisinin bulunmadığını belirterek davanın öncelikle husumet yönünden, yerinde görülmez ise esas yönünden reddini savunmuştur.
Davalı şirket vekili, usulüne uygun tebligata rağmen cevap vermemiştir.
Mahkemece, davacının iş sözleşmesinin herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin ve yazılı bir bildirimde bulunulmaksızın, dolayısıyla şekil şartlarına aykırı olarak feshedildiği, davalılar arasındaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayandığı gerekçesiyle davacının asıl işverene işe iadesine, işe alınmaması halinde ödenecek tazminatlardan ve boşta kalan süre ücretinden davalı kurumun sorumlu tutulmasına karar verilmiştir.
Karar davalı kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında temel uyuşmazlık davalılar arasındaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Alt işveren, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve görevlendirdiği işçileri sadece bu işyerinde çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise, asıl işveren olarak adlandırılabilir.
Bu tanımdan yola çıkıldığında asıl işveren alt işveren ilişkisinin unsurları, iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekir. Alt işverene yardımcı iş, ya da asıl işin bir bölümü, ancak teknolojik nedenlerle uzmanlık gereken işin varlığı halinde verilebilecektir.
4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinde asıl işveren alt işveren ilişkisini sınırlandırılması yönünde yasa koyucunun amacından da yola çıkılarak asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesinde “işletmenin ve işin gereği” ile “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” ölçütünün bir arada olması gerektiği belirtilmelidir.
4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında tamamen aynı biçimde “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” sözcüklerine yer verilmiş olması bu kararlılığı ortaya koymaktadır.
Somut olayda; davacı 09.03.2007-31.12.2013 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı ile hizmet alım sözleşmesi yapan kurumlarda ve en son T.. K..'nun hizmet alım sözleşmesi yaptığı diğer davalı Marmara Temizlik Hizmetleri Anonim Şirketinde veri hazırlama kontrol elemanı olarak çalışmıştır. Davalı Marmara Temizlik Hizmetleri Anonim Şirketi ile Sağlık Bakanlığı-T..
K.. arasında imzalanmış hizmet alım sözleşmesine göre yapılacak iş, veri hazırlama ve kontrol işletmenliği donanım ve yazılım destek personeli hizmeti işidir. Davalılar arasındaki asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kanuna uygun şekilde kurulduğu, muvazaaya dayanmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan davacının iş sözleşmesinin yazılı fesih bildirimi yapılmadan 4857 sayılı İş Kanunu 19. maddesindeki şekle aykırı olarak feshedildiği sabittir.
Bu nedenle davacı davalı şirkete ait işyerine iade edilmeli, mali sonuçlardan ise davalıların birlikte sorumluluğuna karar verilmelidir.
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2014/18554, K. 2014/24509, 18 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama