KÜNYE
22. Hukuk Dairesi 2015/25347 E., 2015/27766 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Ekim 2015
- Mahkemesi
- Ankara 5. İş Mahkemesi
- Tarihi
- 26/05/2015
- Numarası
- 2014/40-2015/949
- Dava
- Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Karar Metni
748 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı P.. Telekomünikasyon İnş. San. Taah. ve Tic. Ltd. şirketi ve A.. O.. şirketleri nezdinde asıl işveren Türk Telekom şirketine ait telefon ve internet kablo hatlarının ve şebekesinin bakım ve onarım işinde çalıştığını, davalı Türk Telekom A.Ş. ile dava dışı şirketler arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunu, feshin geçerli sebebe dayanmadığını belirterek, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı Türk Telekom vekili, davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesini istemiştir.
Dahili davalılar vekili, davalı şirkete karşı ileri sürülen iddiaların kendilerine karşı ileri sürülemeyeceğini, sözleşme üzerine istihdam edilen ve sözleşme bitince işten çıkarılan işçilerin açmış oldukları işe iade davasının ortada sürekli bir iş olmaması sebebiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, bozma ilamı doğrultusunda P.. Telekomünikasyon İnş. San. Taah. ve Tic. Ltd. Şti. - A.. O.. davaya dahil edilerek yapılan yargılama sonucunda, feshin geçersizliğine ve davacının Türk Telekom A.Ş.'ye iadesine ve dahili davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı T.. A.. vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalılar arasındaki asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Alt işveren, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve görevlendirdiği işçileri sadece bu işyerinde çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise, asıl işveren olarak adlandırılabilir.
Bu tanımdan yola çıkıldığında asıl işveren alt işveren ilişkisinin unsurları, iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekir. Alt işverene yardımcı iş, ya da asıl işin bir bölümü, ancak teknolojik sebeplerle uzmanlık gereken işin varlığı halinde verilebilecektir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinde asıl işveren alt işveren ilişkisini sınırlandırılması yönünde kanun koyucunun amacından da yola çıkılarak asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesinde “işletmenin ve işin gereği” ile “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” ölçütünün bir arada olması gerektiği belirtilmelidir.
4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında tamamen aynı biçimde “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” sözcüklerine yer verilmiş olması bu kararlılığı ortaya koymaktadır.
Somut olayda, mahkemece feshin geçersiz olduğunun kabulüne karar verilmesi isabetli ise de, davalılar arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunun kabulü doğru olmamıştır.
Dosya içeriğinden; davalılarca aralarında imzalanan hizmet alım sözleşmesi kapsamında yapılan işin niteliği itibariyle davalılar arasında 4857 sayılı Kanun'un 2/6. ve 7. maddelerine uygun ve geçerli bir asıl işveren-alt işveren ilişkisinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davacının alt işveren işyerindeki işine iadesine, işe iadenin mali sonuçlarından ise alt işverenin asıl işverenle müşterek ve müteselsilen sorumlu tutulmalarına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2015/25347, K. 2015/27766, 8 Ekim 2015 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama