KÜNYE
22. Hukuk Dairesi 2016/23434 E., 2016/24151 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Ekim 2016
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Dava
- Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Karar Metni
677 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacı ve dört arkadaşının diğer personellere zorla dilekçe imzalatıp genel müdürlüğe gönderdiğini, işverene karşı asılsız iddialarda bulunduğunu, çalışanları işverene karşı kışkırttığını, iş huzurunu bozduğunu, ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan davacının iş sözleşmesinin feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verildiğini belirtmiştir.
Mahkemece, altına imza atarak onayladıkları ve imza atmayanların sonucuna katlanacağı şeklinde söylenti yaydıkları gelen belgeler ve davacı ile aynı işyerinde çalışan tanıkların beyanından anlaşıldığı, davacı ile işveren davalı arasında imzalanan iş sözleşmesinin feshinde 4857 sayılı İş Kanununa aykırılık bulunmadığı, haklı bir fesih olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
4857 sayılı Kanun'un 19. maddesinin birinci fıkrasına göre işveren fesih bildirimini yazılı yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Fesih bildirimi yazılı yapılmamışsa veya fesih sebebi kesin ve açık bir şekilde belirtilmemişse aynı Kanun'un 21. maddesi gereğince geçerli sebep gösterilmediği kabul edilir.
4857 sayılı Kanun'un "İşverenin haklı sebeple derhal fesih hakkı" başlığını taşıyan 25. maddesinin son fıkrasına göre işverenin haklı sebebe dayanarak iş sözleşmesini feshettiği durumda fesih bildiriminin yazılı yapılması şartı aranmaz.
4857 sayılı Kanun'un 19. maddesinin 2. fıkrasına göre belirsiz süreli iş sözleşmesi, işçinin davranışı veya yetersizliği ile ilgili bir sebeple feshedilmeden önce hakkındaki iddialara karşı işçiye savunma hakkı verilmelidir. İşçinin zihinsel ya da bedensel yetersizliği, arkadaşları veya amirleri ile sıkça ve gereksiz yere tartışmaya girmesi gibi durumlarda savunmasının alınması işverenden beklenemez. Keza 4857 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (II) numaralı bendi şartları gerçekleşmiş ise işveren buna göre bildirimsiz fesih hakkını kullanırken savunma alma zorunluluğu söz konusu olmayacaktır.
Davalı işverenliğe bağlı olarak güvenlik görevlisi olarak çalışan davacının iş sözleşmesinin, işverene karşı asılsız iddialarla iş huzurunu bozduğu, ahlak ve iyiniyet kurallarına uymadığı gerekçesi ile feshedildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacının iş sözleşmesi davalı işverence haklı sebeple feshedildiği belirtilmiştir. Davalı işveren tarafından davacıya yazılı fesih bildirimi yapılmamış; ancak, kıdem ve ihbar tazminatı ödemesi yapılmıştır. Haklı fesih durumunda davacı, kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanamaz. Haklı fesih sebebinin mevcut olduğu iddiasına rağmen, davacıya kıdem ve ihbar tazminatı ödenmiş olması çelişki oluşturmaktadır.
Hal böyle olmakla, geçerli sebebe dayanılarak yapılan feshin kanuni şartlarına uyulup uyulmadığını irdelemek gerekecektir. Mevcut olayda, davacıya usulüne uygun yazılı fesih bildirimi yapılmadığı gibi, davacının davranışına dayanılmasına rağmen, fesihten önce yazılı savunması da alınmamıştır. Bu itibarla 4857 sayılı Kanun'un 19. maddesindeki şekle aykırı olarak yazılı fesih bildirimi olmaksızın ve öncesinde yazılı savunma alınmadan yapılan fesih işlemi geçersizdir.
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2016/23434, K. 2016/24151, 27 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama