KÜNYE
23. Ceza Dairesi 2016/44 E., 2016/3285 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Mart 2016
- Mahkemesi
- Ağır Ceza Mahkemesi
- Suç
- Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, iftira
Karar Metni
1.408 kelime·7 dk okuma·1 bölüm
Dolandırıcılık suçu açısından, 27/07/2010, 30/07/2010, 23/08/2011 İftira suçu açısından 13/08/2011
KARŞI OY
Sanık ...'ın keşideci sıfatıyla imzaladığı bir senedin lehtarı olarak katılan ...'i gösterip, onun ciro imzasını taklit etmek suretiyle katılan aleyhine icra takibi yaptırtarak sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçunu işlediği konusunda sayın çoğunluk ile aramızda ihtilaf bulunmamaktadır.
Aramızdaki ihtilaf, sanık ...'ın soruşturma aşamasında verdiği ifade sırasında “suça konu senedin katılan ... tarafından düzenlendiğine, katılanın kendisinden senedin tahsiline yönelik talepte bulunduğuna” ilişkin iddialarının iftira suçunu oluşturup oluşturmayacağına dairdir.
İftira suçu, TCK'nın 267/1. maddesinde; “ Yetkili makamlara ihbar ve şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında kovuşturma ve soruşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmek” olarak tanımlanmıştır.
Sanık ..., yargılama aşamasında önceki ifadesini değiştirerek sanık ...'in yönlendirmesiyle katılan hakkında o şekilde iddiada bulunduğunu kabul etmek suretiyle katılanın suçsuz olduğunu bilerek, ona sahtecilik ve dolandırıcılık isnadında bulunduğunu zımnen ikrar etmiştir.
Sanığın eyleminin TCK'nın 267. maddesinde düzenlenen iftira suçunun yasal tipikliğini taşıdığı yönünde sayın çoğunluğun da bir şüphesi bulunmamaktadır. Ancak sayın çoğunluk, “eylemin anayasal şikayet hakkının kullanılması ve TCK'nın 128. maddesinde yazılı savunma dokunulmazlığı sınırları içinde yer aldığı gerekçesiyle eylemin iftira suçunu oluşturmadığından sanığın beraatının gerektiği” düşüncesiyle ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararının bozulmasına hükmetmiştir.
Sayın çoğunluğun bozma kararına şu gerekçelerle katılmamız mümkün değildir:
1- Herkesin özgürce şikayet dilekçesi verme hakkı bulunduğuna ilişkin olan anayasal şikayet hakkı, sadece dilekçe verebilme özgürlüğünü düzenlediğinden konumuzla ilgisi yoktur. Elbette herkesin dilekçe verme hakkı bulunmaktadır. Nitekim TCK'nın 121. maddesi dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesini suç saymıştır. Ancak şikayet özgürlüğü ya da dilekçe verme hakkı, şikayetin içeriği konusunda hukuki ve cezai sorumluluktan bağışıklık hakkı vermez.
Kimse şikayet yapıyorum veya dilekçe veriyorum diyerek bir başkasına hakaret etme özgürlüğüne sahip olmadığı gibi, tehdit ve iftira etme özgürlüğüne de sahip değildir. İşte bu yüzden şikayet hakkının kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi amacıyla mevzuatımızda hukuki ve cezai düzenlemelere yer verilmiştir.
Nitekim 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. bölümündeki “adliyeye karşı suçlar” başlığı altında iftira (267. m.), başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması (268. m.), suç üstlenme (270. m.), suç uydurma (271.m.) başta olmak üzere birçok düzenlemeye yer verilmiştir. Bunlar ancak dilekçe hakkı veya iddia ve savunma hakkının kullanılması suretiyle işlenebilen suçlardandır.
2- TCK'nın 128. maddesi “İddia ve savunma dokunulmazlığı” başlığını taşımakta ise de bu dokunulmazlık mutlak değildir. TCK'nın 128. maddesine göre; yargı mercileri ve idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında kişilerle ilgili olarak somut isnat ve olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde ceza verilmeyeceği düzenlenmiş ise de bunun için bazı koşulların varlığı aranmıştır. Bunlar; a)Somut isnat ve olumsuz değerlendirmelerin savunma ile ilgili ve savunmanın kapsamı ile sınırlı olması gerekir. b)İsnat ve değerlendirmelerin gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir. Nitekim madde gerekçesine bakıldığında;
“Dilekçe hakkının, içeriğindeki ifadeler açısından başlı başına bir hukuka uygunluk sebebi olarak mütalaa edilemeyeceğinin, isnat ve olumsuz değerlendirmelerin iddia ve savunma hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilememesi durumunda hakaret ve iftira suçunu oluşturacağının, somut isnat ve olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkisi olması gerektiğinin, somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile savunma dokunulmazlığından söz edilemeyeceğinin, keza somut vakılara dayansa bile uyuşmazlıkla alakası olmayan olumsuz değerlendirmeler açısından iddia ve savunma hakkının kullanılmasının söz konusu olmadığının,
somut uyuşmazlıkla ilgili olmakla birlikte iddia ve savunma sınırını aşan hakaret içeren söz ve yazıların iddia ve savunma hakkı kapsamında mütalaa edilemeyeceğinin” düzenleme konusu yapıldığı görülmektedir.
Kaldı ki, TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçu ile 270. maddesinde düzenlenen suç üstlenme suçları, savunma hakkının kullanılması sırasında işlenen suçlardandır.
3- Sayın çoğunluğun kabulüne göre de; TCK'nın 128. maddesi suçu ortadan kaldıran ve unsurlarını etkileyen bir düzenleme değil, sadece bir hukuka uygunluk gerekçesidir. İftira suçunun bütün unsurları gerçekleştiğinden, sanık hakkında beraat kararı verilemez. Ancak 128. madde eylemi hukuka uygun hale getirdiğinden ceza verilmesine yer olmadığı kararı ile yetinilmesi gerekir.
Sonuç olarak, iddia ve savunma hakkı sınırsız değildir. Sanığın suçsuz olduğunu bildiği bir kimse için işlemiş olduğu iftira suçu için TCK'nın 128. maddesinde yer alan hukuka uygunluk sebebinin koşulları oluşmamıştır.
Açıklanan nedenlerle; sanık ... hakkındaki iftira suçundan verilen mahkumiyet kararının bozulmasına dair sayın çoğunluğun bozma kararına katılmamaktayız.
Yargıtay 23. Ceza Dairesi, E. 2016/44, K. 2016/3285, 22 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama