KÜNYE
23. Hukuk Dairesi 2016/2160 E., 2019/4303 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Ekim 2019
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
557 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde taraf vekilleri ve davalılardan ... vekili, ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- KARAR -
Davacı vekili, davalılar arsa sahiplerinin müvekkili ile imzaladığı 29.04.2010 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesini 13.05.2010 tarihli ihtarnameyle feshettiklerini, sözleşme için yapılan masraflardan dolayı zararının olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 TL manevi ve 10.000,00 TL maddi tazminatın sözleşmenin düzenleme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 02.04.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini maddi tazminat yönünden 37.938,50 TL arttırmıştır. Davalılar vekili, davanın reddini istemiştir. Diğer dahili davalı ..., davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmenin iki hafta içerisinde fesh edildiği, BK’nın 521. maddesinde göre emlakçının ancak yaptığı faaliyet sonucu sözleşme kurulursa ücrete hak kazanacağı, bunun aksinin kararlaştırılabileceği, taraflar arasındaki sözleşmesinin çok kısa bir süre içerisinde vazgeçilerek fesh edilmesi hususu nazara alındığında taraflar arasındaki tellallık sözleşmesinde aksinin düzenlendiği ispat edilemediğine göre davacı yüklenicinin tellal için ödediği ücretinin sözleşme zararı kapsamında olamayacağı,
davacı tarafından yapıldığı iddia edilen harcamaların belgelerine bakıldığında toplam zararının 1.793,85 TL olduğu, ancak sözleşmede belirtilen cezai şartın 10 katı olmasının da hakkaniyet ölçüsünde tenkis edilmesiyle 5 katı olarak uygulanması gerektiği, hakkaniyet gereğince indirilen cezai şart için davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmeyeceği, ayrıca davacı tarafça iddia edilen manevi zararın ispatlanamadığı nazara alınarak manevi tazminat talebi yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri ve dahili davalı ..., ..., ... ayrı ayrı temyiz etmiştir.
Mahkemenin 25.01.2016 tarihli ek kararı ile davalı ...’ın temyiz talebi süresinde yapılmadığı gerekçesiyle, red edilmiştir.
1-...’ın ek kararının temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;
Mahkemenin, hükmü temyiz eden davalı ...’ın temyiz isteminin süre yönünden reddine ilişkin 25.01.2016 tarihli ek kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan temyiz itirazlarının reddiyle 25.01.2016 tarihli ek kararın onanmasına karar verilmiştir.
2-Taraf vekilleri ve dahili davalı ..., ...’nun temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;
Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshinden kaynaklı zararın tazmini istemine ilişkindir.
Taraflar arasında yapılan 29.04.2010 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi nedeniyle davalı taraftan talep edilen masrafların verilmemesi üzerine açılan dava da fesih konusunda taraf iradelerinin birleştiği görülmektedir. Yüklenici sözleşmenin haksız feshinden kaynaklı zararını talep ederken emlakçıya vermiş olduğu ücret ile yapılan noter masraflarını istemiştir. Sözleşmenin haksız feshinde davacı taraf yapmış olduğu masrafları ve mahrum kaldığı karı talep edebilmektir. Bu durumda sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı hususu önem kazanmaktadır.
Mahkemece feshin haklı olup olmadığı tartışılarak bu husus belirlendikten sonra davacının talep ettiği tazminat kalemlerinin menfi zarar mı yoksa müspet zarar mı olduğu konusunda HMK’nın 31. maddesine göre davacıdan açıklama talep edilerek davacı talepleri doğrultusunda inceleme yapılması suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken, feshin haklı olup olmadığı tartışılmaksızın sözleşmede yazılı olan cezai şartın yarısına hükmedilerek karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2016/2160, K. 2019/4303, 16 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama