İçeriğe geç
AC
3. Ceza Dairesi Esas: 2022/40462 Karar: 2024/14732 Tarih: 2024

Yargıtay 3. Ceza Dairesi E.2022/40462 K.2024/14732

3. Ceza Dairesi 2022/40462 E. , 2024/14732 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1121 E., 2022/1212 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2019/420 E., 2022/55 K SUÇ : Anayasayı İhlal HÜKÜM : TCK’nın 309/1, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 266/1, 53, 58/9 ve 63 üncü maddel

Karar Özeti

3. Ceza Dairesi 2022/40462 E. , 2024/14732 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1121 E., 2022/1212 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2019/420 E., 2022/55 K SUÇ : Anayasayı İhlal HÜKÜM : TCK’nın 309/1, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 266/1, 53, 58/9 ve 63 üncü maddel

Karar Detayı

3. Ceza Dairesi 2022/40462 E. , 2024/14732 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1121 E., 2022/1212 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2019/420 E., 2022/55 K SUÇ : Anayasayı İhlal HÜKÜM : TCK’nın 309/1, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 266/1, 53, 58/9 ve 63 üncü maddeleri uyarınca İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesi ile değişik CMK’nın 299/1 inci maddesi uyarınca takdiren REDDİNE, Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Ayrıntıları, Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi'nin 22.03.2019 tarih ve 2018/7103 Esas 2019/1953 sayılı Kararında açıklandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309 uncu maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309 uncu maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309 uncu maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37 nci maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. TCK'nın 309 uncu maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla, sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde, yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2 nci maddesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 24/3 üncü maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak, amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Bölge Adliye ve İlk Derece Mahkemelerince sübutu kabul edilen somut olayda; Sanık ...'ın olay tarihinde Kurmay Binbaşı rütbesiyle TCG Bora Gemi Komutanlığında gemi komutanı olarak görev yaptığı, Kocaeli ilinde bulunan sabit hatlardan 2012 yılı içerisinde 9 kere arandığı, Muğla ilinde bulunan sabit hatlardan ise 2014, 2015, 2016 yılları içerisinde 51 kere arandığı, 26.10.2014 tarihindeki aramanın kendisi gibi subay olan ... Büyükkara ile ardışık şekilde olduğu, örgüt üyelerince gizliliğe riayet etme amaçlı sabit hatlardan tekil ve ardışık şekilde birçok kez aranarak örgüt ile sürekli temas halinde olduğu, TCG Bora gemisinin 15 Temmuz 2016 tarihinden önce İstanbul Tersane Komutanlığına bakım için geldiği, 15 Temmuz 2016 günü itibariyle İstanbul Tersane Komutanlığında Seçilmiş Bakım Uygulamasının sonunda olduğu fakat, henüz Harekata Hazır Gemi konumunda olmadığı, bu nedenle Harekata Hazırlık sürecine başlamak üzere İstanbul Tersanesi Komutanlığında beklediği, geminin eksikliklerinin bulunduğu, bu kapsamda Harekat icra edebilecek yeterli yakıt ve cephaneye sahip olmadığı, 15 Temmuz günü saat 22:10'u gösterdiğinde, TCG Bora gemisi komutanı Deniz Kurmay Binbaşı rütbesinde sanık ...'ın, Güney Görev Grup Komutanlığı Harekat Şube Müdürü Dz.Kur.Bnb. ... ile görüştüğü ve Dz.Kur.Bnb. ... tarafından kendisine TCG BORA’nın seyre kalkması yönünde bir emir olmadığının söylendiği, akabinde saat 22:32'yi gösterdiğinde ise, Güney Görev Grup Komutanlığı Harekat Şube Müdürü Dz.Kur.Bnb. ... tarafından, emir verme yetkisi olmamasına rağmen TCG Bora gemisi komutanı sanık ...'a TCG Bora Komutanına seyre kalkması yönünde direktif verildiği, ... hakkında da aynı suçtan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun 2018/185801 soruşturma sayılı dosyasından soruşturması bulunduğu ve ...'in firari konumda olduğu, TCG Bora gemisinin o gece harekat icra edebilecek durumda olmadığı, geminin yeterli yakıt ve cephaneye sahip olmadığı gibi olay gecesinde yeterli personele de sahip bulunmadığı, bu nedenle personel eksikliğini tamamlamak ve TCG Bora Gemisini aldığı usulsüz emir üzerine fiili darbe faaliyeti kapsamında her ne olursa olsun seyre kaldırabilmek için Gemi Komutanı sanık ...’ın, TCG Meltem Gemisi Komutanından personel talebinde bulunduğu, TCG Meltem Gemisi Komutanı Dz.Kur.Bnb....’in, TCG Meltem Gemisi'nin Başçarkçısı Dz.Yzb. ..., Mot.Asb.Çvş. ... ’ü ve Eln.Asb.Üçvş. ...’yü TCG Bora Gemisinde görevlendirdiği, o gece saat 23:35'i gösterdiğinde darbecilerin oluşturduğu sözde “Sıkıyönetim Direktifi” konulu mesajın TCG Bora Gemisi Komutanlığı tarafından kurye vasıtasıyla teslim alındığı, akabinde saat 23:58'de TCG Bora Komutanı sanık ...'ın verilen direktif üzerine gemiyi seyre kaldırmaya başladığı, o sırada bağlama limanı olarak bulunduğu İstanbul Tersanesinin yetkili makamlarından izin almadan, sadece acil olarak seyre çıkacağını beyan ederek ve emrivaki bir şekilde kendi askeri yetkisini usulsüz olarak kullanarak seyre kalktığı, o gece İstanbul Tersanesi Komutanlığı Nöbetçi Amiri olan Y.Müh.Yb.... beyanlarında, 16 Temmuz 2016 tarihinde saat 00:01’de TCG Bora'nın İstanbul Tersanesi Komutanlığından çıkış yaptığını ve aynı gün saat 06:30 civarında Tersaneye tekrar giriş izni istediğini, ancak bu talebinin çıkış yaparken izin almadığı gerekçesi ile reddedildiğini belirttiği, izinsiz olarak Tersaneden çıkış yapan TCG Bora Gemisi fiili darbe girişimi eylemi içerisinde Marmara denizinde seyir ve karakol faaliyeti icrasını sürdürürken (16 Temmuz 2016) saat 02:25 - 06:00 aralığında, sabah vakti, meşru Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın gemilerin derhal limana döndürülmesi direktifi gereğince, emirlerini Deniz Kuvvetleri Komutanından alan ve denizdeki unsurlara geçerli direktifleri ileten o anda Güney Görev Grup Komutanını temsil eden bu nedenle meşru otorite konumunda olan Dz.Kur.Albay ... tarafından, Marmara Denizi’nde seyir halinde bulunan dört hücumbot olan TCG İmbat, TCG Tufan, TCG Kalkan ve TCG Bora'nın Gölcük Limanının emniyetli olmaması sebebi ile Karamürsel Eğitim Merkezi Komutanlığı iskelesi önlerine demirlemesi emri verildiğinde, diğer hücumbotlardan farklı olarak sanık ...'ın bu emre uymadığı, denizde karakol faaliyetine devam ettiği, sanığın eylemleri değerlendirildiğinde, olay günü sanık ...'ın emir alması gereken meşru otoritenin Güney Görev Grup Komutanını temsil eden Dz.Kur.Albay ... olduğu, Güney Görev Grup Komutanlığı Harekat Şube Müdürü Dz.Kur.Bnb. ...'in meşru otorite olmadığı ve sanık ...'a emir verme yetkisinin bulunmadığı, sanığın rütbesi ve konumu gereği bunu bildiği, ve bilmemesinin düşünülemeyeceği, o gece içinde bulunulan durumun kamuoyunda görsel ve yazılı medyada paylaşıldığı, sanığın bu durumdan rahatça haberi olduğu, buna rağmen sanığın sözde "sıkıyönetim mesajı" eline ulaşmadan önce eksiklikleri bulunan gemiyi seyre kaldırmak için hazırlıklara başladığı, diğer gemilerden personel toplamaya çalıştığı, seyre çıkmasına ilişkin ortada bir emir olmamasına karşın telefon ile arayarak seyre çıkıp çıkmayacağını sorduğu ve bu konuda istek gösterdiği, Güney Görev Grup Komutanlığı Harekat Şube Müdürü Dz.Kur.Bnb. ...'in emir verme yetkisi olmamasına rağmen sanığın emir alacağı makamın geminin bağlı bulunduğu İstanbul Tersanesi Komutanı ve/veya yetkisini devrettiği makam olmasına rağmen, sanığın ...'den seyre kalkması yönünde aldığı direktif üzerine seyre kalktığı, bu kapsamda, gece saat 23:35’te sözde sıkıyönetim mesajını almayı müteakip saat 23:58’de seyre çıktığı, Harekata hazır olmayan, personel eksiği bulunan, cephanesi ve yeterli yakıtı olmayan, seyre çıkması için emri bulunmayan bir geminin, sözde sıkıyönetim mesajını almayı müteakip 23 dakika gibi kısa bir zamanda seyre kalkmasının, bağlı bulunduğu İstanbul Tersanesi Komutanlığı komutanından ve/veya yetkisini devrettiği komutandan izin almadan bağlı bulunduğu limanı terk etmesinin uygun askeri hal tarzı olmadığı, gece Marmara denizinde seyir halinde kaldığı, geminin seyre kaldırılmasının, gece denizde seyir faaliyetine devam etmesinin, darbe girişimi içerisinde bulunanların planlarına uygun olduğu, sanığın savunmalarında ileri sürdüğü gibi o gece gemi emniyetini tehlikeye atan somut ve gerçekçi bir durumun bulunmadığı, sanığın gemi emniyetini ileri sürerek, önce İstanbul Tersanesi Komutanlığından çıkış yapmasının, çıkış yaptıktan sonra meşru otoritenin verdiği limana dönün emrine karşın yine gemi emniyetini ileri sürerek limana yanaşmamasının, haliyle bu emre uymayıp darbe taraftarları tarafından verilen emirlere riayet etmesinin ve seyre devam etmesinin sanığın fiili darbe girişimi içerisinde olduğunu açıkça gösterdiği, bu doğrultuda sanığın 15-16 Temmuz 2016 gecesi mensubu olduğu FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün faaliyeti kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin mevcut Anayasal düzenini askeri darbe yoluyla devirmeye / değiştirmeye çalışması yönündeki darbe teşebbüsüne katıldığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Yargılama sürecindeki usûli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, Ancak; Takdiri indirim nedeni olarak; failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususların göz önünde bulundurulması gerektiği gözetilerek, yargılama boyunca duruşmanın düzenini bozduğuna veya başkaca bir olumsuz tutum veya davranışının bulunduğuna ilişkin tutanaklara yansıyan bir durum bulunmayan sanık hakkında darbeye iştirak fiilinin dosyaya yansıyan işleniş biçimi de nazara alınarak hükmolunan cezadan TCK'nın 62 nci maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken yetersiz ve dosya kapsamıyla uyumlu olmayan gerekçelerle takdiri indirim yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanık ... müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2 nci maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, bozma nedeni, atılı suçun sübutunun temyiz incelemesinde kabul edilmiş olması gözetilerek tahliye talebinin reddi ile tutukluluk halinin devamına, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304 üncü maddesi uyarınca Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla