Karar Özeti
3. Ceza Dairesi 2024/13960 E. , 2025/15777 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI: 2022/208 E., 2024/32 K. SUÇ : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması HÜKÜM: 1- Sanık ... hakkında; genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan CMK'nın 223/
Karar Detayı
3. Ceza Dairesi 2024/13960 E. , 2025/15777 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI: 2022/208 E., 2024/32 K. SUÇ : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması HÜKÜM: 1- Sanık ... hakkında; genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat, 2- Sanık ... hakkında; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan TCK'nın 30/4 maddesi delaletiyle CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına, 3- Sanık ... hakkında; 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 39/1,2-c, 62, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İade - onama 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi gereğince temyiz incelemesi sonrasında dosyanın gönderildiği Kars 2. Ağır Ceza Mahkemesince bozma üzerine verilen hükümler temyiz edilmekle; I- Sanık ... hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan verilen hükme yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 26.05.2022 tarih ve 2021/7793 Esas, 2022/3019 Karar sayılı ilamı ile sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen mahkumiyet hükmünün onanmasına, sanıklar ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat ve mahkumiyet hükümlerinin ise bozulmasına karar verildiği, karar içeriğinde ''sanık ... hakkında TCK’nın 170/1-c maddesinde belirtilen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan kamu davası açıldığı halde hüküm kurulmadığı görülmüş ise de; dava zamanaşımı süresince her zaman bir karar verilmesi mümkün görülmüştür.'' şeklinde not düşülerek verilen onama ve bozma kararı sonrasında ise sanık ... hakkında ''genel güvenliği kasten tehlikeye sokma'' suçundan verilen hüküm yönünden Yargıtay incelemesinden geçmiş bir karar bulunmadığı nazara alındığında; onama ve bozma sonrası sanık hakkında verilen genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçu yönünden bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen hükümlerin, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25. ve geçici 2. maddeleri uyarınca istinaf kanun yoluna tabi olduğu anlaşılmakla, kanun yolu başvurusunun öncelikle Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince değerlendirilmesi gerektiğinden, dava dosyasının, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE, II- Sanıklar ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde; Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 22.03.2019 tarih 2018/7103 Esas, 2019/1953 sayılı kararında açıklandığı üzere: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen Anayasa'yı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasa'yı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Bu kalkışmaya iştirak edenlerin eylemlerinin, 5237 sayılı TCK'nın 309, 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağında kuşku yok ise de, aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasa'yı ihlal suçunun (TCK'nın 309. md.) tüm unsurlarıyla gerçekleştiği somut olayda sanıkların ayrıca, Türk Ceza Kanunu'nun 311. ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları imkânı bulunmamaktadır. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Bozmaya uyularak yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak eksiksiz yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, olay günü Askeri Gazino komutanı olarak Yarbay rütbesi ile görev yapan sanık ...'ın olay gecesi kendisine gelen telefon üzerine haberleri izlemesi ve ardından (hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen mahkumiyet hükmü kesinleşen) yarbay ....'yı arayarak durumla ilgili bilgi almak istediğinde ....'nın kendisine "biz toplantı yaptık seni aramayı unuttuk, silah başı alarmı verildi, herkes mesaiye geldi sende gelsen iyi olur" demesi üzerine hazırlanarak kışlaya intikal etmesi, bu sırada emri altındaki astsubay personeli arayarak kışlaya gelmeleri yönünde emir vermesi, kışlaya intikali sonrasında kurmay başkanı (hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen mahkumiyet hükmü kesinleşen) yarbay ....'nün odasına giderek sıkıyönetim emrini görmesi, HTS kaydına göre gece boyu telefonundan atılı suç nedeniyle sanık olarak bulunan ve mahkumiyet hükmü kesinleşen kişilerle görüşme yaparak koordinasyon içinde bulunması, kışla içinde alıkonulan Hakim ve Savcıları görmesi ile 16 Temmuz 2016 günü 02.30 - 03.00 sıralarında (başka dosya sanığı) tugay komutanı ....'nin emri üzerine darbeye iştirak eden diğer subaylarla tugay harekat merkezinde gerçekleştirilen toplantıya katılması şeklindeki eylemlerinin neticenin/somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde faillerle birlikte fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmasını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımadığı, ancak zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak değerlendirildiğinde darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelik olduğu ve Anayasa'yı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturduğu kabul edilerek mahkumiyetine yönelik vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı; olay günü Uzman Çavuş rütbesi ile Tugay Komutanı ...’in şoförü olarak görev yapan ve örgütsel irtibatı tespit edilemeyen sanık ...'nın eylemlerinde yaşı, rütbesi, mesleki bilgi ve tecrübesi, olayın gerçekleştiği yer ve zaman itibariyle hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı hususunda kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü gerekçe gösterilerek ceza verilmesine yer olmadığına yönelik hükümde vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı anlaşılmakla; sanık ... müdafii ile katılanlar ... ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle sanıklar hakkında kurulan hükümlerin tebliğnameye uygun olarak ayrı ayrı ONANMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Kars 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.