KÜNYE
3. Hukuk Dairesi 2014/11733 E., 2015/4368 K.·Mahkemesi : Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Mart 2015
- Tarihi
- 19/12/2013
- Numarası
- 2012/395-2013/599
Karar Metni
471 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki eşya alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı vekili dilekçesi ile; dilekçede belirtilen altın ve eşyaların davalı tarafta kaldığını iddia ederek bu eşyaların aynen olmadığı taktirde bedellerinin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davanın zamanaşımına uğradığını, ortada mehir senedi olmadığından davaya konu eşyaların varlığı ve davacıya ait olduğunu davacının ispatlaması gerektiğini, dava dilekçesinde soyut bir şekilde davalıda kaldığı iddia edildiğini, ev eşyalarının davacının ailesi tarafından götürüldüğünü, taraflar arasındaki daha önce açılan davalarda böyle bir iddianın hiç ileri sürülmediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak; Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay İçtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı kadın 14.03.2013 tarihli duruşmada verdiği beyanla davaya konu ziynet eşyalarını davalının zorla kendisinden aldığını, nereye harcadığını bilmediğini, parasını vermediği, aynen de iade etmediğini ileri sürmüş, davalı koca ise kadın tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir.
Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden yanında götürmesi gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.
Aksini ispat yükü davacı kadındadır.
Somut olayda, davacı kadın davaya konu ziynetlerin davalı tarafından alınıp iade edilmediğini iddia etmiş ise de dinlettiği tanık beyanları duyuma dayalı olup görgüye dayalı bilgileri bulunmamaktadır. Bu nedenle de, sırf duyuma dayalı tanık beyanlarına dayanarak davacının iddiasını ispat ettiği düşünülerek hüküm kurulması doğru değildir.
Bununla birlikte davacı vekili, dava dilekçesinde 'her türlü kanıt' diyerek yemin deliline de dayanmış bulunduğundan, gerekirse davacıya ziynet eşyalarının davalı tarafından alınıp iade edilmediği iddialarına yönelik davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/11733, K. 2015/4368, 18 Mart 2015 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama