KÜNYE
3. Hukuk Dairesi 2014/20735 E., 2015/6373 K.·Mahkemesi : Niğde Aile Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Nisan 2015
- Tarihi
- 09/07/2014
- Numarası
- 2013/76-2014/411
Karar Metni
544 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki önlem nafakası davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı(kadın)nın hamileliği sebebiyle mide bulantıları başlayınca, davalı(koca)nın da sonra geleceği söylenerek, davacının, babasının evine gönderildiği, davalının gelmemesi üzerine 3-4 gün sonra arandığında "biz, seni denemek için gönderdik, senin bu evde gözün yok, boşanma davası aç" şeklinde kendisine cevap verildiğini, davalının doğuma ve doğumdan sonra müşterek çocuğu görmeye gelmediğini belirterek kendisi ve müşterek çocuğun ihtiyaçları için ayrı ayrı 500'er TL önlem nafakası talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacının hamileliliği sebebiyle mide bulantıları başlayınca, evde yemek yapmak istemediğini, babasının evine gitmek istediğini, dönmemesi üzerine gönderilen aracılara ayrı bir evde yaşamak istediğini bildirerek, dönmediğini, müşterek konutta, davacının askerde olan, başka birisini sevdiğine ilişkin, günlük bulunduğunu, belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından, süresi içinde temyiz edilmiştir.
TMK.nun 195.maddesi uyarınca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine Kanunda öngörülen önlemleri alır. Aynı yasanın 197.maddesine göre de; eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.
Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.
Somut olayda; davalı tanıkları E.. E.. ve G.. S..'ın tarafların ayrı müşterek konutlarının bulunmadığını, yalnızca yatak odalarının üst katta bulunduğu, davalının babasının ailesi ile birlikte yaşadıklarını beyan ettikleri, davalı tanığı N.. K..'ın da taraflara ayrı bir müşterek konut tahsisinin davacı babası tarafından şart koşulduğunu beyan ettiği, ayrı müşterek konut tahsisi sağlanmaması nedeniyle davacının eve dönmediği anlaşılmakla davacının ayrı yaşamakta haklı olduğunun kabulü gerekir. Anılan nedenlerle davacı kadın yönünden önlem nafakası davasının reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Öte yandan, TMK'nun 327.maddesinin 1.fıkrasında; "çocuğun bakımı, eğitim ve korunması için gerekli giderler anne ve baba tarafından karşılanır", aynı kanunun 328/1.maddesinde; "ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder", 329/1.maddesinde de; "küçüğe fiilen bakan ana veya baba diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir", hükmü yeralmaktadır.
Müşterek çocuk yönünden talep edilen önlem nafakası takdirinde ayrı yaşamakta haklılık olgusundan ziyade kimin yanında kaldığı ve kimin tarafından bakıldığı nazara alınır. Çocuk yönünden ayrı yaşamda haklılık olgusu aranmaz.
Somut olayda; taraflar ayrı yaşamakta olup ortak çocuk davacı kadının yanında kalmaktadır.
O halde, mahkemece; ayrı yaşamakta haklı olan davacı eş ve anne yanında kalan ortak çocuk H.. N..'in yararına olmak üzere davacının ve çocuğun geçimleri için gerekli, davalının geliri ile orantılı olacak şekilde, tarafların ekonomik sosyal durumları ve TMK.nun 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak, uygun önlem nafakalarına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde, davacının ayrı yaşamakta haklılığı ispatlayamadığından sözedilerek davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/20735, K. 2015/6373, 15 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama