KÜNYE
3. Hukuk Dairesi 2015/17070 E., 2017/3859 K.·Mahkemesi :aile Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Mart 2017
Karar Metni
453 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki ziynet ve çeyiz eşyası alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı, boşanma davası sürerken ortak konuttan ayrılıp ailesinin yanına yerleştiğini , ziynet ve çeyiz eşyalarının ortak konutta kaldığını, istediği halde davalının vermediğini ileri sürerek; şimdilik 2.000.00.- TL nin yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir .
Davalı, ziynet eşyalarının ihtiyaç olduğunda bazen bozdurulduğunu,bazen katıldıkları düğünlerde akrabalara takıldığını ,davacının kalan ziynetleri evden giderken yanında götürdüğünü savunarak; davanın reddini istemiştir .
Mahkemece ; ziynet eşyalarına yönelik talebin kanıtlanamadığından reddine, çeyiz eşyaları yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir .
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-TMK'nun 6.maddesi hükmü uyarınca;"Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan herbiri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür." Gerek doktrinde; gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Hayat deneyimlerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyedlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir. Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını ispat yükü altındadır.
Somut olayda ise , davalı yan davaya cevap dilekçesinde, bazı ziynet eşyalarının ihtiyaçlar nedeni ile bozdurulduğunu, bazılarının ise akraba düğünlerinde hediye edildiğini belirtmiştir. Davalının bu beyanına göre; davacıya ait olduğu halde ihtiyaçlar nedeni ile bozdurulan ve düğünlerde yakınlara hediye edilen ziynetlerin neler olduğu konusunda ispat yükü davalıya geçmiştir. Anılan ilkelere göre, davalı; cevap dilekçesinde sözettiği bozdurulan ve hediye edilen ziynet eşyalarını davacıya iade etmek zorundadır. Mahkemece, anılan ziynetlerin neler olduğu davalıya açıklattırılarak, taraf delilleri değerlendirilerek bu ziynetler yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır .
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/17070, K. 2017/3859, 27 Mart 2017 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama