KÜNYE
3. Hukuk Dairesi 2015/18166 E., 2017/3807 K.·Mahkemesi :asliye Hukuk Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Mart 2017
Karar Metni
480 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı, 18/10/2009 günü dedesine ait bahçe üzerinden geçen yüksek gerilim hattının sarkık ve yere çok yakın olması nedeniyle elektrik akımına kapılarak yaralandığını, kazanın oluşumunda hiçbir kusuru bulunmadığını, yapılan tedavi neticesinde sol el 3. ve 4. parmağı ile sağ ayak 5. parmağının ampute edildiğini, çalışma gücünü çok büyük oranda kaybettiğini, üç parmağının kesilmesi, kol ve bacaklarında meydana gelen sinirsel çekilmelerden dolayı hareket kabiliyetinin büyük oranda azıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL maddi, 150.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 18.03.2015 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini 171.441,35 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı, olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığını, kusurun davacıda olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, 171.441,35 TL maddi tazminat ile 100.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı tarafın maddi tazminata ilişen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Hükmedilecek manevi tazminatın miktarının belirlenmesi hakimin taktirindedir. Ne var ki, takdire bağlılık keyfilik demek değildir. Kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakim bu hakkı Türk Medeni Kanun'unun 4. maddesinde açıklanan hakkaniyet ilkesine uygun olarak kullanmalıdır. Manevi tazminatın miktarı belirlenirken kişilik hakkına saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranı, sıfatı, işgal ettikleri makam ile diğer sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınmalı, her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşullar bulunabileceği gözetilerek takdir hakkını
etkileyecek nedenler karar yerinde denetime elverişli biçimde ve objektif olarak gösterilmelidir.
Manevi tazminat davaları sonucunda hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bu para bir ceza olmadığı gibi hükmedilecek manevi tazminatla malvarlığı zararlarının karşılanması da amaçlanmadığından tazminat miktarı zenginleşme aracı da olmamalıdır. Bu nedenle takdir edilecek miktar, elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Davaya konu olayda; yukarıda açıklanan olgular, yaşanan olayın özellikleri, davacının yaralanma derecesi ve ekonomik göstergeler ile özellikle davacının gelir durumu nazara alındığında takdir edilen manevi tazminat miktarı fazladır. Mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar uyarınca daha uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/18166, K. 2017/3807, 23 Mart 2017 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama