KÜNYE
3. Hukuk Dairesi 2016/6974 E., 2017/18101 K.·Mahkemesi :asliye Hukuk Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Aralık 2017
Karar Metni
583 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tapu iptali tescil-alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı, murisi ... ile bir kısım davalılar ve bir kısım davalıların ise murisleri arasında 10/04/1980 ve 16/12/1980 tarihli iki farklı harici taşınmaz satış sözleşmesi tanzim edildiğini, bu sözleşmeler ile ... köyü 109 parselde kayıtlı taşınmazın 6000 m2'sinin toplam 350.000 TL bedelle murisi ...'a satıldığını, satıştan sonra murisinin taşınmazları kullanmaya başladığını, akabinde de mirasçısı olarak kendisinin kullanmaya devam ettiğini, ancak bugüne kadar davalıların tapu ferağını vermediklerini, söz konusu taşınmazın baraj kamulaştırması sınırı içerisinde kaldığını, taşınmazın murisi ya da kendisi adına tescilli olmadığı için,
kamulaştırma bedelini alamayacağını belirterek, dava konusu ... köyü 109 parselde yer alan taşınmazın 6000 m2 kısmının tapu kaydının iptali ile adına tesciline, mümkün görülmediği takdirde kamulaştırma bedelinin kendisine ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ..., ... ve ..., usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.
Diğer davalılar, sunmuş oldukları ıslah-cevap dilekçesi ile, davaya cevaplarını ıslah ettiklerini, dava konusu adi yazılı sözleşmelerin 10.04.1980 ve 16.12.1980 tarihli olduklarını, kadastronun kesinleşme tarihin ise 26.04.1983 olduğunu, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, tescil talebinin bu nedenle dikkate alınması mümkün olmadığını, davacının bedel iadesi talebinin de zamanaşımına uğradığını, zira sözleşmeye dayalı hak taleplerinin 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ve sözleşme tarihinden itibaren bu sürenin geçtiğini,
zaman aşımı itirazlarının dikkate alınmaması durumunda dahi taraflar sözleşmenin geçersizliği halinde ancak aldıklarının iadesi ile yükümlü olduklarını, bu nedenlerle davacı tarafından doğrudan davaya konu gayrimenkulün güncel değeri olan kamulaştırma bedelinin talep edemeyeceğini belirterek, davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 185,23 TL'nin 46,31 TL' lik kısmının davalılardan ...'dan, 138,92 TL'lik kısmının ise davalılar ... ve ...'dan tahsili ile davacıya ödenmesine, bu hususta fazlaya dair talepler ile diğer davalılar aleyhine açılan davanın reddine, karar verilmiş; hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.
TMK'nun 640.maddesi uyarınca; mirasbırakanın ölümü ile miras, mirasçılara geçmekte ve miras üzerinde de iştirak halinde mülkiyet hükümleri cereyan etmeye başlamaktadır. Bu mülkiyet rejiminde mirasın bütünü mirasçıların tamamına ait olmakla tüm haklardan oluşan tereke üzerinde iştirak halinde ortaklık devam ettiği sürece mirasçıların bağımsız payları ve tasarruf hakları bulunmamaktadır.
Tüm mirasçıların birlikte hareket etmeleri suretiyle veya terekeye temsilci atanması ve bu yolla davanın yürütülmesi gerekir.
Dava konusu olayda; davacının, murisi tarafından harici sözleşme ile satın alınan taşınmaza ilişkin tapu iptal tescil ya da bedel iadesi istemi ile eldeki davayı açtığı, ancak dosya mevcut veraset ilamından muris ...'ın davacı dışında başka mirasçılarının da bulunduğu, buna rağmen iş bu davada diğer mirasçıların davaya dahil edilmeksizin ve taraf teşkili sağlanmaksızın yargılamaya devam edilerek hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Oysa açıklandığı üzere, tereke adına takip edilecek olan davada tüm mirasçıların açılan davaya muvafakatlarının sağlanması veya davanın terekeye mümessil tayin edilerek sürdürülmesi zorunludur.
O halde mahkemece, muris ...'ın tüm mirasçılarının davaya dahil edilip muvafakatlerinin alınması ya da terekeye temsilci atanarak temsilciden davaya diyeceklerinin sorulması için davacı tarafa süre verilerek, taraf teşkili sağlandığı takdirde işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek eksik ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/6974, K. 2017/18101, 25 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama