KÜNYE
3. Hukuk Dairesi 2018/7859 E., 2019/1509 K.·Mahkemesi :asliye Hukuk Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Şubat 2019
Karar Metni
484 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı, davaya konu taşınmazı uzun süredir kiraya verdiğini, kiracısının adına kayıtlı elektrik aboneliği borcunu ödemeden dükkanı tahliye ettiğini, dükkanın daha sonra da bankaya kiraya verildiğini, abonelik almak istediğinde eski kiracıya ait borcu kapatmadan abonelik verilmeyeceğinin belirtildiğini, bu borcu ödemek zorunda kaldığını ve toplamda 27.619,00 TL ödediğini öne sürerek 01137022 tesisat numaralı aboneye ait borcun istirdadına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, kira ilişkisinin muvazaalı olduğunu, iyiniyet kurallarına aykırı olarak bu davanın açıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile, 27.619,00 TL'nin ödeme tarihi olan 06/07/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Anılan karar Dairemizin 2016/18428 Esas – 2018 / 5336 Karar sayılı ve 16/05/2018 tarihli kararı ile; " ... Mahkemece gerekçeli kararın dava özeti bölümünde somut olaydan ve davacının talebinden farklı olarak davanın davacıdan haksız tahsil edilen dağıtım, iletim, psh, okuma ve kayıp bedeli bedellerine ilişkin olduğu belirtilmek sureti ile hataya düşülmüştür.
Hüküm, gerekçeyle bütünlük arz eder. Bu itibarla, kısa karar ile gerekçeli karar arasında farklılık oluşturulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir... " gerekçesi ile bozulmuş,mahkemece bozma kararına uyulmuş, yargılamaya devam edilmiştir .
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraf sıfatı konusunda; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, Ankara 1995, s. 231)
Somut olayda, banka dekontlarının incelenmesinde davalıya 06/07/2015 tarihinde 1.541,00 TL, 19.409,00 TL, 6.669.00 TL miktarındaki ödemeleri davacının değil Babayiğit İnşaat Dayanaklı Tüketim Malları... Ticaret Limited Şirketinin yaptığı anlaşılmaktadır. Başka bir söyleyişle davacının , eldeki davayı açacak taraf sıfatı yoktur.
Mahkemece, davanın davacının bu davayı açma sıfatı bulunmadığından reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ,kararın bozulması gerekmiştir .
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2018/7859, K. 2019/1509, 25 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama