KÜNYE
3. Hukuk Dairesi 2024/2516 E., 2025/2834 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Mayıs 2025
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/256 E., 2024/636 K.
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 40. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/335 E., 2022/522 K.
Karar Metni
1.134 kelime·6 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; yüksek ziraat mühendisi olan müvekkilinin, 15.05.2009 tarihinde ...-Enerji Projeleri Danışmanlık Hizmetleri ünvanlı şahıs işletmesini kurarak ticari faaliyetine başladığını, davalılar murisinin ise 01.02.2012 tarihinde asgari ücretle işçi olarak yanında çalışmaya başladığını, ilerleyen süreçte geçmişe dayalı arkadaşlık ve güven ilişkisi nedeniyle şahıs işletmesini, adi ortaklık şeklinde birlikte devam ettirmeye karar verdiklerini ve 02.01.2013 tarihinde şifahi bir adi ortaklık kurulduğunu, bu tarihten itibaren adi ortaklığı yarı yarıya ortak olarak işlettiklerini, gelirlerini ortak olarak paylaştıklarını,
giderlerini aynı şekilde ortak olarak üstlendiklerini ve adi ortaklık gelirleri ile taşınır ve taşınmaz yatırımları yaptıklarını, davalıların murisinin vefatı ile kanunen adi ortaklığın sona erdiğini ancak davalıların tasfiyeye yanaşmadıklarını, müvekkili ile davalılar murisi arasındaki hukuki ilişkinin işçi-işveren ilişkisi olarak görünse de esasen adi ortaklık ilişkisi olduğunu, murise hiçbir zaman maaş ödemesi yapılmadığını, adi ortaklığın başladığı 2013 yılı başından ortaklığın ölümle son bulduğu 12.10.2018 tarihine kadar müvekkilinin banka hesaplarından,
davalıların murisinin banka hesaplarına adi ortaklığın kazancının tamamının aktarıldığını, adi ortaklığın karşılıklı güvene dayandığını, ileride doğabilecek olumsuzluklardan etkilenmemek adına ortaklık tasarrufu ile alınan taşınmazların davalının murisi adına tapuya kaydedildiğini, taşınırların büyük bir bölümünün ise ortaklık faaliyetlerinde kullanılması ve gider olarak gösterilmesi amacıyla müvekkili adına alındığını, müvekkili hesabına yatırılan gelirlerin, davalıların murisinin hesabına aktarıldığını ve ortaklık ile ilgili harcamaların bu hesaptan yapıldığını ileri sürerek;
ortaklığın gelir, gider, borç ve malvarlığının tespiti ile tasfiyenin gerçekleştirilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili; murisleri ile davacı arasında işçi-işveren ilişkisi bulunduğunu, adi ortaklık ilişkisi bulunmadığını, murisin davacının yanında SGK'lı olarak çalıştığını, 2018 yılında iş için gittiği seyahat dönüşünde geçirdiği trafik kazası sonucunda vefat ettiğini, murisin etkin çalışması,
yaptığı yoğun mesailer, Ankara dışı çalışmaları, ayrıca sosyal çevresi nedeniyle işyerine bağladığı işler karşılığı davacıdan ücret haricinde yoğun prim kazancı aldığını, banka hesap hareketlerinin adi ortaklık delili olamayacağını, ortaklıktan önce de muris ile davacı arasında yapılan para transferleri bulunduğunu, para miktarından yola çıkılmasının hukuken kabul edilemeyeceğini, davacının sözde anlaşmaya istinaden kurulan adi ortaklığın kazançları ile alındığını iddia ettiği taşınmazlarda herhangi bir hakkı ve alacağı bulunmadığını, ortaklıktan önce satın alınmış taşınmazların bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; her ne kadar davacı tarafça davalılar murisi ile aralarında sözlü olarak akdedilmiş adi ortaklık sözleşmesi bulunduğu ileri sürülmüşse de; bu iddianın davalı tarafça kabul edilmediği ve adi ortaklık ilişkisinin bulunmadığının savunulduğu, bu durumda davacının iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerektiği, dosyaya sunulmuş yazılı bir delil bulunmadığı, adi ortaklığın varlığının tanık delili ile de ispatlanamayacağı, davacı tarafın tanık dinletme talebine davalılarca muvafakat edilmediği,
bu nedenle davacı tanıklarının beyanlarına itibar edilemeyeceği, yine yemin deliline dayanılmış olmakla davacı vekiline yemin teklif edip etmeyeceği hususunda yapılan hatırlatma neticesinde, davacı vekilinin yemin teklif etmeyecekleri yönündeki beyanı karşısında davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle, reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının iddiasını ispatlayacak delil ibraz edemediği gibi davalı tarafa yemin de teklif etmediği, davacının davalıların murisi ile arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; sunulan tüm yazılı evrakların delil başlangıcı niteliğinde olduğunu, bu sebeple tanık deliline de başvurulduğunu, adi ortaklığın varlığının ispatı için tanık deliline başvurulabileceğini, tanıkların davacı ve davalıların murisi arasındaki hukuki ilişkinin işçi işveren ilişkisi değil adi ortaklık ilişkisi olduğuna dair net ifadeler kullandığını, taraflar arasındaki Ankara 12. İş Mahkemesinin 2020/488 E. sayılı davasında dinlenilen tanıkların da benzer yönde beyanlarının olduğunu,
tanık ifadelerinin taraflar arasındaki hukuki ilişkinin adi ortaklık olduğu konusunda son derece net ve açık olduğunu ve dosyaya kazandırılan banka hesap bilgi hareketleri ile örtüştüğünü, adi ortaklığın kanıtlandığını, ortaklığın davalıların murisinin 12.10.2018 tarihindeki vefatına kadar devam ettiğini, davalıların tasfiyeye yanaşmadığını, asgari ücretli çalışan olarak 2013 yılında sadece 9.460,14 TL kazanabilecek olan murisin hesabına, işvereni tarafından bu miktarın 21 katı tutarında olan 205.565,00 TL’nin aktarılmasının adi ortaklık ilişkisinin kanıtı olduğunu,
bu konuda Mahkeme tarafında muhasebeci/mali müşavir bilirkişiden rapor alınmamasının usuli bir eksiklik olduğunu, muris üzerine kayıtlı taşınmazların bir kısmının çekilen krediler ile satın alındığını, adi ortaklığın başladığı 2013 yılı başından ortaklığın ölümle son bulduğu 12.10.2018 tarihine kadar davacının banka hesaplarından davalıların murisinin banka hesaplarına adi ortaklığın kazancının tamamının aktarıldığını, muris hesabında toplanan kazancın, ortaklarca geçimleri için kullanıldığı gibi faturalar, kredi kart borçları, ortaklığın faaliyetini sürdürmesi için gereken KDV, sigorta pirimi,
fatura ve sair giderlere harcandığını ve artan miktarların adi ortaklık adına taşınır ve taşınmaz yatırımı yapmak için kullanıldığını, ileride doğabilecek olumsuzluklardan etkilenmemek adına, ortaklık tasarrufu ile alınan taşınmazların muris adına tapuya kaydedildiğini, taşınırların büyük bir bölümünün ortaklık faaliyetlerinde kullanılması ve gider olarak gösterilmesi amacıyla müvekkili adına alındığını, davacı hesabına yatırılan ortaklık gelirlerinin, davalıların murisi hesabına aktarıldığını ve şirket ile ilgili harcamaların bu hesaptan yapıldığını,
murisin vefatının üzerinden bir seneden fazla zaman geçmesine rağmen davalıların kurulan ilişkiyi devam ettirdiklerini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacı ile davalıların murisi arasında oluşturulduğu iddia edilen adi ortaklığın tespit ve tasfiyesi ile kâr payı alacağı istemine ilişkindir.
Adi ortaklık sözleşmelerinde "şekil serbestisi" ilkesi uygulanmakta olup, ortaklık ilişkisinin sözlü olarak da kurulabilmesi mümkündür. Adi ortaklık sözleşmesinde şekil, ispat açısından önem arz etmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190/1 maddesi uyarınca; ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Taraflar arasında ortaklık ilişkisinin varlığına dair ihtilaf çıktığında, ispat yükü, ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer.
Adi ortaklık ilişkisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620. maddesinde de tanımlandığı gibi sözleşme temeline dayanmakta olup, aynı zamanda bir hukuki işlemdir. Bu nedenle, 6100 sayılı Kanun'un 200. maddesinde düzenlenen parasal sınırın üzerindeki ortaklık ilişkisinin varlığının ispatında, kural olarak senetle ispat zorunluluğu geçerlidir.
Temyiz olunan kararda; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa yukarıda yer verilen hukuk kurallarının doğru şekilde uygulandığı, ispat yükü üzerinde olan davacı tarafça dosya kapsamındaki deliller itibariyle davalılar murisi ile varlığını iddia ettiği ortaklık ilişkisinin ispat edilmediği, davacı tarafın tanık dinletme talebine davalılarca muvafakat edilmediği, yine sunulan banka hesap hareketleri ile muhasebe kayıtlarının herhangi bir açıklama içermemesi nedeniyle yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği, davacı tarafça yemin teklif hakkının ise hatırlatılmasına rağmen kullanılmayacağının belirtildiği anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/2516, K. 2025/2834, 14 Mayıs 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama