İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /3. Hukuk Dairesi

YARGITAY · 3. HUKUK DAİRESİ

İçtihat Metni

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/2738 K.2025/2519

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararda dava değerinin duruşma sınırının altında…

Esas2024/2738Karar2025/2519Tarih30 Nisan 2025Okuma11 dk · 2.109 kelime

KÜNYE

3. Hukuk Dairesi 2024/2738 E., 2025/2519 K.

Mercii
Yargıtay
Karar tarihi
30 Nisan 2025
Mahkemesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
Sayısı
2021/1428 E., 2023/443 K.
İlk derece mahkemesi
Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
Sayısı
2019/119 E., 2020/415 K.
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.109 kelime·11 dk okuma·8 bölüm

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararda dava değerinin duruşma sınırının altında olduğu anlaşılmakla, duruşma isteğinin reddine, temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 20.07.2018 tarihli 12 maddeden oluşan protokol imzalandığını, söz konusu protokolun (3.) maddesinde davalının, adına kayıtlı olan davaya konu taşınmazın davacıya devrinden sonra başlamak üzere 4 ay içerisinde dava dışı 3. kişi adına kayıtlı olan taşınmazı davacının eşi olan dava dışı ... veya onun göstereceği bir kişi adına ipotek veya takyidat olmaksızın devir edeceğini kabul ve taahhüt ettiği halde davalının ne dava dışı 3. kişi adına devredilen taşınmaza ilişkin devir taahhüdünü ne de teminat olarak vereceği kendi adına kayıtlı taşınmazın devrine ilişkin taahhüdü yerine getirmediğini,

bunun yanı sıra protokolde yer alan 4 aylık sürenin bitiminden itibaren başlamak üzere 6 ay içerisinde İstanbul Anadolu 24. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosya borcuna karşılık davacıya 87.000,00 TL ödemeyi de kabul ettiğini, ancak davalının bu taahhüdünü de yerine getirmediğini ileri sürerek; protokol hükümlerine uyulmaması,

bu protokol gereğince daha önce devir edilen taşınmazın geri devir borcunun yerine getirilmemesi nedeniyle davalı adına olan tapu payının iptali ile davacı adına tesciline, bu mümkün olmazsa fazlaya ilişkin her türlü hakkın saklı kalmak kaydıyla davalı adına kayıtlı taşınmaz payının değerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; bilirkişi raporu doğrultusunda 310.000,00 TL üzerinden eksik harcı tamamlamıştır.

II. CEVAP

Davalı vekili; davaya cevap vermemiş, yargılama sırasında sunduğu 18.12.2019 tarihli dilekçede; müvekkilinin protokolle yüklendiği edimin ifası amacıyla davaya konu taşınmazın satılması için davacı adına verdiği vekaletnameye dayalı olarak nizasız bir biçimde elde edebileceği mülkiyet için dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını, müvekkilinin ortaklık kurduğu pastacılık işini gereği gibi yerine getirme çabasında olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; eldeki davanın hukuki sebebinin adi ortaklık sözleşmesine dayalı olduğu, taraflar arasında kurulan adi ortaklık ilişkisi kapsamında; davaya konu edilen taşınmazın adi ortaklığa katılım payı olarak getirilmesi gibi bir durum olmadığı gibi, varılan uzlaşma doğrultusunda davacının eşine ait taşınmazın dava dışı ...'ye devredilmesinin de, bu taşınmazın adi ortaklığa katılım payı olarak getirilmesi gibi bir amaçla yapılmadığı,

davalı vekili tarafından sunulan 03.01.2020 tarihli dilekçe içeriğine göre davalı tarafın protokolü kabul ettiği, tanık beyanlarından taraflar arasında kurulan adi ortaklık sözleşmesinin fiilen hayata geçirilemediğinin, ortaklığın proje aşamasında kaldığının anlaşıldığı, dava dilekçesinde taraflar arasında yapılan işle ilgili olarak tasfiye talebinin de bulunmaması nedeniyle tasfiyeye ilişkin işlemlerin yapılmasına gerek duyulmadığı, somut olayda tapunun devri için taraflar arasında adi şekilde düzenlenen bir protokol söz konusu olup davalı taraf her ne kadar protokolü inkar etmese de, tapu devrine yanaşmadığından,

bu protokol gereğince davalı adına olan tapu kaydının iptalinin hukuken mümkün olmadığı, bir an için davaya konu taşınmazın adi ortaklığa katılım payı olarak getirildiği kabul edilse dahi, adi şirket ortaklarından birinin tapuya kayıtlı bir taşınmazı ortaklığa katılım payı olarak getirmesi durumunda dahi sözleşmenin resmi şekilde yapılması gerektiği, buna göre ne davaya konu edilen taşınmazın tapu kaydında ne de davacının eşine ait olan taşınmazın dava dışı ...'ye devrine ilişkin işlemlerde,

devir sebebinin adi ortaklığa ilişkin olduğuna dair bir kayıt veya şerh bulunmaması nedeniyle davaya konu edilen taşınmaz ve davacının eşine ait dava dışı taşınmazın adi ortaklığa katılım payı olarak getirilmediği, taraflar arasında düzenlenen protokoldeki taahhüdün bir tür gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi olarak kabulü halinde ise; bu yöndeki kanun hükümleri uyarınca taraflar arasındaki sözleşmenin noterde düzenlenmemesi sebebi ile taşınmaz devri için hukuken geçerli bir sözleşmenin varlığından söz edilemeyeceği, davacı tarafın tapu iptali ve tescil talebinin hukuki bir dayanağının bulunmaması nedeniyle reddinin gerektiği;

ilk talep ile ilgili olarak yapılan hukuki tahliller kapsamında, davacı tarafın dayandığı protokol hükümlerine göre davalının taşınmazın bedelini davacıya ödemesinin de hukuken mümkün olamayacağı, zira davacı tarafın bu talebinin temel dayanağının, protokol gereği olarak kendisine ait olmayıp dava dışı eşine ait taşınmazın, davalıya değil dava dışı ... isimli kişiye devredilmesi olarak gösterdiği,

sözleşmenin nispiliği prensibi gereğince sözleşmeden doğan hakların sözleşmede taraf olmayan üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği, bir başka ifade ile davacı tarafın tazminat talebinin dayanağı, davacının eşi olan dava dışı ...'ye ait taşınmazın davalı dışındaki bir kişiye devri ile alakalı olduğunun, bu durumda, davacı kendine ait bir taşınmazı devir etmediğine göre davalıdan tazminat da talep edemeyeceği, tazminat talep edilebilecek bir durum var ise, bu tazminatı ancak taşınmazını devir eden dava dışı ...'nin talep edebileceği, tazminat talep edilecek olan kişi de bu durumda dairenin devir edildiği ... olacağı,

davacı tarafın davalıdan tazminat talep etmesi için aktif husumeti bulunmadığından dava şartı noksanlığı sebebi ile reddi gerektiği; tazminat talebinin ispatı noktasında, davacı tarafa yemin hakkının dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanılmaması nedeniyle hatırlatılmadığı gerekçesiyle, asıl ve terditli talep yönünden davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı vekili istinaf dilekçesinde eksik delil toplandığını, davalının isticvap edilmediğini, yemin teklif hakkının hatırlatılmadığını, karar gerekçesindeki adi ortaklık ile ilgili değerlendirmelerin hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de, dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanılmamış olup " ve sair her türlü delil " ifadesi kullanıldığı bu ifadenin ise yemin delilini kapsamadığı, delillerin toplanmasında ve hüküm gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; davaya konu protokolün ve tanık beyanlarının hatalı yorumlandığını, dava dilekçesindeki talep uyarınca değerlendirme yapılması gerektiğini, taraflar arasında kurulan adi ortaklık ilişkisi kapsamında eşine ait taşınmazın dava dışı kimseye devri suretiyle, taşınmaz teminat olarak gösterilerek çekilen kredinin işletmenin sermayesini oluşturduğunu, buna göre ortaklığın kağıt üzerinde kalmadığını, 2015 yılından bu yana işletmenin faal olduğunu, davanın hukuki yarar yokluğundan reddinin de doğru olmadığını, davalının protokolü kabul ettiğini ancak teminat verme yükümlülüğünü yerine getirmediğini,

taşınmazın katılım payı olarak verilmediği gerekçesinin yerinde olmadığını, taşınmazın devredildiği, karşılığında bir bedel ödenmediği, geri de iade edilmediği gözetildiğinde dava açılmasında hukuki yarar bulunduğunu, taşınmazın dava dışı 3. kişiye devredilmesinin taşınmazın ortaklığın katılım payı olarak kullanılmadığı anlamına gelmediğini, davalının protokolü kabul beyanına rağmen verilen ret kararının doğru olmadığını, ortaklık amacıyla yapılan ödemelerin geri verilmediğini, ortaklığın proje aşamasında kaldığına dair tanık ifadelerine göre yapılan değerlendirmenin ve tedbir kararının hatalı olduğunu,

adi ortaklığa sermaye olarak getirilen taşınmaz bakımından sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesi zorunluluğunun bulunmadığını, devirlerin adi ortaklığa ilişkin olduğunu, davalıya ait taşınmazın ortaklığa katılım payı olarak getirilen taşınmazın teminatı olduğunu, tanık ifadelerine göre de ortaklığın kurulduğunu, ortaklık kapsamında müvekkilinden boş senet alındığını, resmi şekilde tapuda devrin gerçekleştiğini, bir de beyan veya şerh aranmaması gerektiğini, şekil eksikliği de olsa ortaklar arasında uygulanan sözleşme nedeniyle geçersizliğinin ileri sürülmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesine aykırı olduğunu,

adi ortaklık sözleşmesinin harici olarak yapıldığını, boş senet, nakdi ödemeler ve ortak olunan şirket sahibi aleyhine başlatılan icra takip dosyasına yapılan 85.000,00 TL ödeme nedeniyle müvekkilinin tazminat talep edebileceğini, taraflar arasında taşınmaz satış vaadi bulunmadığını, davalının isticvap edilmediğini, yemin delilinin hatırlatılmadığını, isticvap edilen davacı beyanlarının hatalı yorumlandığını, davalının sonradan sunulan dilekçesine muvafakat edilmediğini, savunmanın genişletilmesinin bozma nedeni olduğunu, vekalet verilmesinin protokol gereğinin yerine getirildiği şeklinde yorumlanamayacağını,

gerekçede istinaf itirazlarının karşılanmadığını, ortaklığa katılım payı olarak getirilen taşınmazın müvekkilinin eşine ait olduğunu, bunun müvekkiline ait taşınmazın getirilmesi hali ile karıştırıldığını, katılım payı olarak eşe ait taşınmazın getirilmesinin nisbilik kavramı içinde değerlendirilemeyeceğini, protokole taraf olmayanların tazminat talep edemeyeceklerini, 85.000,00 TL ödemenin dava ile doğrudan ilgili olmadığı gerekçesinin de yerinde olmadığını, takip dosyası ve cari hesap ekstrelerinin incelenmediğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.

B. Gerekçe ve Değerlendirme

Uyuşmazlık, adi ortaklığın taraflarının imzalanan 20.07.2018 tarihli Protokol hükümlerinin yerine getirilmediği iddiasıyla tapu iptali ile tescil, bunun mümkün olmaması halinde tazminat istemine ilişkindir.

04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak kanun maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hâkime aittir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 33. maddesine göre davayı aydınlatma görevinin mahkeme hâkimine ait olmasına göre, uyuşmazlığın çözümüne ilişkin hukuki nitelendirme yapılmalıdır.

Davacı talebi yönünden öncelikle adi ortaklık kavramına değinmekte fayda vardır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620. maddesinin birinci fıkrasına göre; adi ortaklık, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, diğerinin kabiliyet ve şahsına güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, ortak amacın gerçekleşmesini sağlayarak katılım paylarını ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur.

Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis), katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir.

Adi ortaklık sözleşmelerinin kuruluşu bakımından, ortakların esaslı noktalarda uyuşması gerekir (TBK md 2/1). Eş söyleyişle, ortakların şahsı, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba, katılım payının türü ve kapsamı, ortaklık açısından esaslı unsurlar olup, bunlarda uyuşulması ortaklık sözleşmesinin kurulması için yeterlidir. Ortaklar, ikinci derecedeki noktalarda uyuşmamış olsalar bile, ortaklık kurulmuş sayılır.

Adi ortaklık sözleşmesi yazılı yapılabileceği gibi sözlü de yapılabilir. İhtilaf halinde, bu ortaklığın var olduğunu ileri süren kişi, iddiasını, HMK'nın 200. maddesi gereğince senetle ispat etmelidir.

Somut olayda; davacı, davalı ile esaslı noktalarda uyuşarak kurdukları pastacılık işletmesine ilişkin adi ortaklığın bir süre faaliyet gösterdikten sonra, 20.07.2018 tarihli protokol ile sona erdirildiğini, anılan protokol ile davalının tasfiye alacağı olarak adına kayıtlı taşınmaz payını devretmeyi taahhüt ettiğini ileri sürmüş, davalı vekili ise 18.12.2019 tarihli ve 03.01.2020 tarihli dilekçeleri ile adi ortaklığın kurulduğunu kabul etmiş, ayrıca davalıya ait taşınmazın satılması hususunda davacıya vekaletname verildiğini bildirmiştir. Şu durumda, taraflar arasında kurulan adi ortaklığın feshedilmiş olduğu dosya kapsamı ile sabittir.

Adi ortaklığın sona ermesi ile birlikte ortaklık tasfiye aşamasına girer. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiye tamamlanmadan ortadan kalkmış kabul edilemez. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık mal varlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, katılım payları ortaklara iade edilecek ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kâr ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılacaktır.

Adi ortaklığın tasfiyesi ya tarafların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Taraflar tasfiye konusunda anlaşmadığı takdirde ortaklığın tasfiyesinin mahkemece 6098 sayılı Kanun'un 642 vd. madde hükümlerine uygun olarak yapılması gerekir.

Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır.

Adi ortaklığın tasfiyesindeki aşamalar şu şekilde gerçekleşecektir:

Birinci aşamada; (taraflarca veya anlaşamamaları hâlinde mahkemece atanacak) tasfiye memuru tarafından sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın aktif ve pasifi ile birlikte tüm mal varlığı belirlenerek hazırlanan mal varlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazlar toplanacak delillere göre hakim tarafından değerlendirilmeli,

İkinci aşamada; tasfiye memuru tarafından ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse değerleri tasfiye memuru marifetiyle saptanmalı,

Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, tasfiye memuru, tarafından öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.

Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hâkim, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyip, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince; taraflar arasındaki adi ortaklığın sona erdiği, bu kapsamda tarafların 20.07.2018 tarihli protokolü düzenleyerek tasfiyenin nasıl yapılacağını belirledikleri anlaşılmaktadır. Sözleşme özgürlüğü ilkesi uyarınca taraflar protokol hükümleriyle bağlıdır. Ne var ki 20.07.2018 tarihli protokolde, davalı tarafından devri taahhüt edilen taşınmaz payı, ortaklık geliri ile alınmamış olduğundan, diğer bir anlatımla, davalının şahsi malı niteliğinde olduğundan taşınmazın devrine ilişkin protokol hükmü geçersizdir.

Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; taraflar arasında kurulan sıkı işbirliği ve güvenin, tasfiye işlemlerinde de gözetilerek davacının protokol ile devri taahhüt edilen taşınmazın mülkiyetini talep edemeyeceği, ancak davalının kabulü de gözönünde bulundurularak taşınmaz payının protokolün imzalandığı tarihteki değerinin usulünce belirlenmesi ve bu tutarın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR

SONUÇ / HÜKÜM

Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/2738, K. 2025/2519, 30 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Dava
  4. II. Cevap
  5. III. İlk Derece Mahkemesi Kararı
  6. IV. İstinaf
  7. V. Temyiz
  8. A. Temyiz Sebepleri
  9. B. Gerekçe ve Değerlendirme
  10. VI. Karar
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2738
Karar No
2025/2519
Tarih
30 Nisan 2025

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/2739 K.2025/1998
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/2741 K.2025/2387
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/2742 K.2025/2005
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/2750 K.2025/2504
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/2754 K.2025/2076
  • Yargıtay 4. Ceza Dairesi E.2024/2755 K.2025/7062

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.