KÜNYE
4. Ceza Dairesi 2010/28580 E., 2011/12557 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Temmuz 2011
Karar Metni
1.316 kelime·7 dk okuma
2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 357. maddesine muhalefet suçundan şüpheliler Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu yetkilileri ve Sermaye Piyasası Kurulu yetkilileri haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/04/2009 tarihli ve 2009/34173 soruşturma, 2009/26860 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulüne, anılan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına ilişkin Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/08/2009 tarihli ve 2009/1278 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 18.03.2010 gün ve 67285 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.04.2010 gün ve 75165 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede "5667 sayılı Bankacılık İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketince Devlet İç Borçlanma Senedi Satışı Adı Altında Toplanan Tutarların Ödenmesi Hakkında Kanuhun 1/1. maddesinde yer alan, "Mülga 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 3/7/2003 tarihli ve 1085 sayılı Kararı ile bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan Türkiye imar Bankası Türk Anonim Şirketi tarafından,
Banka bünyesinde karşılığında Devlet iç borçlanma senedi bulunmamasına rağmen ikincil piyasada Devlet iç borçlanma senedi satışı adı altında toplanan tutarlar, başvuru halinde bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilecek özel tertip Devlet iç borçlanma senetleri kullanılmak suretiyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu aracılığıyla ödenir.",
5667 sayılı Kanun'un 1/2. maddesine dayanılarak çıkartılan ve 21/07/2007 tarihli ve 56589 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 2007/12398 sayılı Bakanlar Kurulu Karan'nm 3/3. maddesinde yer alan, "Bu Karar kapsamında kesinleşmiş idari yargı kararlarına dayanan icra takiplerine ilişkin her türlü ödemeler; hak sahiplerinin BDDK ve SPK'ya ayrı ayrı kesinleşme şerhli ilam ve aşağıdaki belgelerle birlikte yapacakları yazılı başvuru üzerine, anılan idarelerin Fona yapacakları ortak bildirimi müteakip, Fon tarafından ilgili icra müdürlüğündeki dosyasına yapılır...",
Şeklindeki düzenlemeler ile dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, kesinleşmiş idarî yargı kararma dayanan icra takiplerine ilişkin ödemelerin, hak sahiplerinin ilgili mevzuatta kendilerinden istenen belgeler ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ve Sermaye Piyasası Kurulu'na yapacakları yazılı başvuru üzerine,
anılan idarelerin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na yapacak!an ortak bildirimi takiben, Fon tarafından ilgili icra müdürlüğündeki dosyasına yapılacağının düzenlenmesi ve icra takibine konu edilen Ankara 8. İdare Mahkemesinin 27/02/2007 tarihli ve 2004/908 esas, 2007/248 sayılı kararının Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından temyiz edilmekle Danıştay 13. Dairesinde temyiz incelemesinin devam ettiğinin bildirilmesi karsısında, söz konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
5271 sayılı CYY.nın 160. maddesinin 1. fıkrasında "Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar." 2. fıkrasında, "Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." CYY.nın 170. maddesinin 2. fıkrasında, "Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller,
suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa.
Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." 3. fıkrasında "Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede; a) Şüphelinin kimliği …. gösterilir" CYY.nın 173. maddesinin 3. fıkrasında " Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder;
….. " 4. fıkrasında "Başkan istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir." 5411 sayılı Bankacılık Yasasının 104/1. maddesinde ise "Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personelinin görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalar, Kurul Başkan ve üyeleri için ilişkili Bakanın, Kurum personeli için ise Başkanın izin vermesi kaydıyla genel hükümlere göre yapılır.
Kurul üyeleri ile Kurum personelinin iştirak hâlinde işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalarda Kurum personeli hakkında soruşturma izni verme yetkisi ilişkili Bakana aittir." hükümleri yer almaktadır.
İncelenen dosyada; yakınan ...'nın, Ankara 8. İdare Mahkemesinin 27.2.2007 tarih ve 2004/908-2007/248 sayılı kararında belirtilen avukatlık ücreti ve yargılama giderinin tahsili amacıyla başvurduğu ilamlı icra takibi sırasında Adana 12. İcra Müdürlüğünce gönderilen icra emirleri ve aynı Müdürlüğün Adana 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2008/236-505 sayılı kararını dayanak alan uyarı yazılarının gereğini yerine getirmeyen Sermaye Piyasası Kurulu ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu yetkililerinin görevlerini savsadıklarını ileri sürerek şikayetçi olduğu,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, başkaca bir araştırma işlemi yapmadan yalnızca Sermaye Piyasası Kurulunun gönderdiği 17.3.2009 tarihli yazı içeriğine göre kamu davası açmaya yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle 13.4.2009 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına kararı verdiği anlaşılmaktadır.
Cumhuriyet savcısı icra dairesinin emrini yerine getirmekle görevli her iki kurul personelinin kimler olduğunu tespit etmediği gibi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu personeliyle ilgili soruşturma yöntemine de uymamıştır.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu personeliyle ilgili olarak yapılan suç ihbar veya şikayetlerinde 5411 sayılı Yasanın 104/1. maddesinde belirtilen yetkili merciden izin alınmadan soruşturmaya geçilemeyeceği ve bu nedenle kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar verilemeyeceği açıktır.
İtiraz mercii soruşturma görevinin tam olarak yerine getirilip getirilmediğini irdelemeden kamu davasının açılmasına yeterli delil bulunduğu biçimindeki gerekçeyle itirazın kabulüne karar vermiştir.
Merciin bu kararı üzerine Cumhuriyet savcısının CYY.nın 173/4. maddesi gereğince iddianame düzenleyerek kamu davası açması yasal zorunluluğu karşısında, hakkında kamu davası açılacak kişi ya da kişilerin kimliğinin CYY.nın 170/3. maddesi uyarınca kesin biçimde belirlenmesi gerekmektedir. Oysa merci kararında şüpheli veya şüphelilerin kim/kimler olduğu belirtilmemiştir.
Sermaye Piyasası Kurulu ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu yetkililerinin tümü veya anılan kurumların tüzel kişilikleri hakkında yükletilen suçlar nedeniyle kamu davası açılması olanaksızdır. Merci kararı kimlikleri açık biçimde belirlenmeyen şüpheliler hakkında kamu davası açılmasına yol açması bakımından isabetsizdir.
İtiraz mercii, verdiği kararla 5411 sayılı Yasanın 104/1. maddesinde öngörülen soruşturma yöntemini gözetmeyerek Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu görevlileri hakkında kamu davası açılmasına da neden olmuştur. Soruşturma Cumhuriyet Savcılığınca öncelikle belirtilen usule ilişkin konular dikkate alınarak sonuçlandırılmalıdır. Kamu davası açmaya yeterli delili bulunup bulunmadığı ancak bu eksiklikler tamamlandıktan sonra incelenebilir.
Öte yandan merci kararının gerekçesinde kamu davası açılması için yeterli delillerin nelerden ibaret olduğu gösterilmeyerek hem olağanüstü yasa yolu denetimine hem de Cumhuriyet Savcısının CYY.nın 170/3-j.maddesine uygun bir iddianame düzenlemesine olanak sağlanmamıştır. Yapılan açıklamalar karşısında, CYY.nın 173/3. maddesi gereğince genişletilecek soruşturmanın hangi merci tarafından yapılması gerektiği sorunu ortaya çıkmaktadır.
Y.CGK.nın, 4.12.2007 tarih ve 2007/247-257 sayılı kararında "Cumhuriyet savcısı tarafından ceza yargılamasının temel hedefi olan maddi gerçeğe ulaşma amacına yönelik olarak gerekli kanıtların toplanmadığı hatta buna teşebbüs bile edilmediği çok açık olarak anlaşılmakta, başka bir anlatımla soruşturma evresinin tamamlanmadığı net bir biçimde tespit edilmekteyse, soruşturma evresi Cumhuriyet savcısınca tamamlanmalıdır.
Aksinin kabulü halinde, soruşturma safhasının asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı varken istisnai yetkili olan sulh ceza hakiminin soruşturmayı yapması sonucuna ulaşılır ki bu CYY.nın getirdiği sisteme ve yasanın amacına aykırıdır.
Bununla birlikte bu yolun sadece yapılması gerekli soruşturmanın Cumhuriyet savcısı tarafından hiç yapılmaması veya şeklen yapılanın olaya göre oldukça yetersiz ve yüzeysel kaldığının açıkça anlaşılması durumuna özgü olarak geçerli olabilecek istisnai bir durum olduğu da göz ardı edilmemelidir.
Cumhuriyet savcısı, ağır ceza mahkemesi başkanının kararı üzerine soruşturma evresini tamamlayacak şekilde kanıtları toplayacak ve soruşturma evresinin sonuna geldiğinde kanıtları değerlendirerek kamu davası açabilecek veya kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verebilecektir.
Hatta 171/1. maddesinde düzenlenen takdir hakkını kullanarak takipsizlik kararı verebilmesi de imkân dâhilinde bulunacaktır. CYY.nın 172/1. maddesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi durumunda bu yeni karar da aynı Yasanın 173. madde kapsamında tekrar itiraza konu olabilecektir." denilerek soruşturma eksikliğinin nasıl giderileceği ve merci kararı sonrası Cumhuriyet savcılığınca yapılması gereken işlemler açıklığa kavuşturulmuştur.
Yapılan açıklamalara göre itiraz merciinin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair 13.4.2009 tarihli kararını kaldırarak dosyayı soruşturmayı tamamlaması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi hukuka uygun olacaktır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2010/28580, K. 2011/12557, 13 Temmuz 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama