KÜNYE
4. Ceza Dairesi 2011/14622 E., 2011/12558 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Temmuz 2011
Karar Metni
667 kelime·3 dk okuma
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık ...'nun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 289/1-1-2. cümle, 62, 50/1-a, 52. maddeleri uyarınca 1.500 ve 80 Türk lirası adlî para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmasına dair, Söke 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 28/10/2010 tarihli ve 2010/158 esas, 2010/462 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 10.05.2011 gün ve 26342 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.2011 gün ve 203597 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede “Dosya kapsamına göre, ayrıntıları Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 22/12/2009 tarih ve 2008/7470 esas, 2009/21076 karar, 26/01/2010 tarih ve 2008/6720 esas, 2010/777 sayılı kararlarında belirtildiği üzere, vedia sözleşmesinin bir türü olan yedieminlik kurumunun yediemine yüklediği muhafaza ve iade görevinin yalnızca kendisine teslim edilen yerde saklama ve iade etme yükümlülüğü yüklediği, hacizli malı satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı,
sanığın olay günü evde olmadığı ancak yeğeninin evde malların başında olduğuna dair savunmasına göre, dosyada hacizli malların teslim amacı dışında tasarruf edildiğine dair ikrar, tespit veya benzeri herhangi bir delilinde görülmemesi karşısında, mahkemece yerinde yapılacak inceleme sonucunda hacizli malların amacına uygun muhafaza edilmekte olduğunun ve teslim amacına aylan şekilde tasarruf edilmediğinin tespit edilmesi halinde kanunî unsurları oluşmayan suçtan dolayı beraat kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu, fail açısından yapılan sınıflandırmaya göre özgü bir suçtur. Bu suç ancak yasal düzenlemede belirtilen hukuki ve fiili nitelikleri taşıyan kişiler tarafından işlenebilir. Özgü suçların failleri belirli bir yükümlülük altında bulunmaktadır. Bu nedenle özgü suçlar doktrinde yükümlülük suçları olarak da adlandırılmaktadır.
5237 sayılı T.C.Y.'nın 289. maddesinde düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun faili, kendisine rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş malın resmen teslim edildiği kişidir. Hukuk uygulamasında bu kişiler yediemin olarak anılmaktadır. Yedieminin, suçun yapısı ve görevlendirilmesinin dayanağını oluşturan ilgili yasalardan kaynaklanan bazı yükümlülükleri vardır.
İcra ve İflas Yasası hükümleri uyarınca yürütülen takipler nedeniyle gerçekleştirilen haciz işlemi sırasında yediemin olarak görevlendirilen kişinin, İ.İ.Y.'nın 88. ve 358. ile halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Yasasının 468. maddeleri içeriğinden saptanan yükümlülükleri şunlardır: 1)Kendisine resmen teslim edilen malı/malları saklamak, korumak ve olduğu gibi (aynen) bırakmak.
2)Resmen teslim işlemini gerçekleştiren yetkili organ istediğinde hacizli malı kendisine teslim edilen yerde geri vermek veya hazır etmek. Belirtilen yükümlülükler aynı zamanda T.C.Y.'nın 289. maddesinde öngörülen teslim amacını oluşturmaktadır.
Bu açıklamalar karşısında, yediemin sanıktan hacizli malı icra dairesi tarafından belirlenen satış yerine götürmesinin beklenmesi ve satış yerine götürmeme biçimindeki ihmali davranışın teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir.
İncelenen dosyada yer alan iddianameye göre sanık hakkında icra takibi sırasında haczedilip kendisine yediemin olarak teslim edilen hacizli malları yapılan tebligata karşın satış yerinde hazır etmeyerek muhafaza görevini kötüye kullandığı iddiasıyla kamu davası açıldığı görülmektedir.
Dosyada bulunan haciz tutanağı, şartname, satış kararı, artırma ilanı, birinci ve ikinci artırma tutanaklarına göre fiili haciz işleminin yapıldığı ve yediemine hacizli malların teslim edildiği yer ile icra dairesince satışın yapılmasına karar verilen yer aynıdır.
Yediemin, birinci satış gününde hacizli malları eşinin yeğeni ...aracılığıyla kendisine teslim edilen evinde hazır etmiş ancak birinci artırma işlemi alıcı çıkmaması nedeniyle yapılamamış ve satış önceden ilan edilen 18.1.2010 tarihine bırakılmıştır. İkinci satış günü ise yediemin sanığın, kapıyı açmaması nedeniyle yapılamayan satışın düşürülmesine karar verilmiştir.
Sanık aşamalardaki savunmalarında birinci satış günü işyerinde bulunmak zorunda olduğu için hacizli malları evde yeğeni aracılığıyla hazır ettiğini yeğeninin kendisine görevlilerin beş gün sonra tekrar geleceklerini söylediğini ancak o tarihten sonra evine görevli gelmediği gibi herhangi bir bildirim de yapılmadığını, hacizli malların halen evinde bulunduğunu belirtmiştir.
Dosya içerisinde, sanığın hacizli mallan yetkililere geri vermekten kaçındığına veya teslim etmeme iradesiyle hareket ettiğine ilişkin hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun teslim amacı dışında tasarrufta bulunmaktan ibaret maddi unsuru, somut olayda gerçekleşmemiştir. Mahkemece kurulan mahkumiyet hükmünün, hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2011/14622, K. 2011/12558, 13 Temmuz 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama