KÜNYE
4. Ceza Dairesi 2011/1632 E., 2011/5858 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Nisan 2011
Karar Metni
463 kelime·2 dk okuma
Muhafaza görevini kötüye kullanmak suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 289/1, 289/1-2. cümle, 62, 50/1-a, 52/2. maddeleri uyarınca 740,00 ve 20,00 Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair, ... 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 30/06/2010 tarihli ve 2009/1222 esas, 2010/567 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 29.12 .2010 gün ve 76715 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.01.2011 gün ve 1576 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede “ Yedieminlik kurumunun yediemine yalnızca kendisine teslim edilen hacizli malı saklama ve iade etme yükümlülüğü yüklediği, yedieminin hacizli malı satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı, sırf hacizli malın satış yerine götürülmemesinin suçun maddi öğesini oluşturmaması karşısında, atılı suçun da oluşmayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu, fail açısından yapılan sınıflandırmaya göre özgü bir suçtur. Bu suç ancak yasal düzenlemede belirtilen hukuki ve fiili nitelikleri taşıyan kişiler tarafından işlenebilir. Özgü suçların failleri belirli bir yükümlülük altında bulunmaktadır. Bu nedenle özgü suçlar doktrinde yükümlülük suçları olarak da adlandırılmaktadır.
5237 sayılı T.C.Y.'nın 289. maddesinde düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun faili, kendisine rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş malın resmen teslim edildiği kişidir. Hukuk uygulamasında bu kişiler yediemin olarak anılmaktadır. Yedieminin, suçun yapısı ve görevlendirilmesinin dayanağını oluşturan ilgili yasalardan kaynaklanan bazı yükümlülükleri vardır.
İcra ve İflas Yasası hükümleri uyarınca yürütülen takipler nedeniyle gerçekleştirilen haciz işlemi sırasında yediemin olarak görevlendirilen kişinin, İ.İ.Y.'nın 88. ve 358. ile halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Yasasının 468. maddeleri içeriğinden saptanan yükümlülükleri şunlardır: 1)Kendisine resmen teslim edilen malı/malları saklamak, korumak ve olduğu gibi (aynen) bırakmak.
2)Resmen teslim işlemini gerçekleştiren yetkili organ istediğinde hacizli malı kendisine teslim edilen yerde geri vermek veya hazır etmek. Belirtilen yükümlülükler aynı zamanda T.C.Y.'nın 289. maddesinde öngörülen teslim amacını oluşturmaktadır.
Bu açıklamalar karşısında, yediemin sanıktan hacizli malı icra dairesi tarafından belirlenen satış yerine götürmesinin beklenmesi ve satış yerine götürmeme biçimindeki ihmali davranışın teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir.
İncelenen dosyada yer alan iddianameye göre sanık hakkında icra takibi sırasında haczedilip kendisine yediemin olarak teslim edilen hacizli malı yapılan tebligata karşın satış yerine getirmeyerek muhafaza görevini kötüye kullandığı iddiasıyla kamu davası açıldığı ve mahkemenin yedieminin yasal yükümlülüklerini irdelemeden, hacizli malı satış yerine götürmeme eylemini teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirdiği görülmektedir. Yukarıdaki paragrafta belirtilen açıklamaya göre, somut olayda suçun maddi unsurunun oluşmadığı ve mahkemece kurulan mahkumiyet hükmünün hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2011/1632, K. 2011/5858, 27 Nisan 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama