KÜNYE
4. Ceza Dairesi 2011/21035 E., 2011/22846 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Kasım 2011
Karar Metni
541 kelime·3 dk okuma
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık ...'un, Türk Ceza Yasası'nın 289/1, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 1500 TL ve 60 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Yasa'nın 58. maddesi uyarınca sanık hakkında cezanın infazından sonra bir yıllık denetimli serbestlik süresi belirlenmesine dair, ... Sulh Ceza Mahkemesi'nin 01.10.2009 tarihli ve 2009/57 esas, 2009/107 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 26.09.2011 gün ve 48781 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.10.2011 gün ve 2011/292240 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında "Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 30.06.2010 tarih ve 2010/16597-12855 sayılı ilamında belirtildiği üzere, vedia sözleşmesinin bir türü olan yedieminlik kurumunun yediemine yüklediği muhafaza ve iade görevinin yalnızca kendisine teslim edilen yerde saklama ve iade etme yükümlülüğü yüklediği, hacizli malı satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı ve olaydaki gibi bir durumda mahkemece yerinde yapılacak inceleme sonucunda hacizli malların amacına uygun olarak muhafaza edilmekte olduğunun ve teslim amacına aykırı bir şekilde tasarruf edilmediğinin saptanılması durumunda suçun oluşmaması nedeniyle beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulmasında isabet görülmemiştir." denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu, fail açısından yapılan sınıflandırmaya göre özgü bir suçtur. Bu suç ancak yasal düzenlemede belirtilen hukuki ve fiili nitelikleri taşıyan kişiler tarafından işlenebilir. Özgü suçların failleri belirli bir yükümlülük altında bulunmaktadır. Bu nedenle özgü suçlar doktrinde yükümlülük suçları olarak da adlandırılmaktadır.
TCY'nın 289. maddesinde düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun faili, kendisine rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş malın resmen teslim edildiği kişidir. Hukuk uygulamasında bu kişiler yediemin olarak anılmaktadır. Yedieminin, suçun yapısı ve görevlendirilmesinin dayanağını oluşturan ilgili yasalardan kaynaklanan bazı yükümlülükleri vardır.
İcra ve İflas Yasası hükümleri uyarınca yürütülen takipler nedeniyle gerçekleştirilen haciz işlemi sırasında yediemin olarak görevlendirilen kişinin, İİY.nın 88. ve 358. ile halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Yasası'nın 468. maddeleri içeriğinden saptanan yükümlülükleri şunlardır: 1) Kendisine resmen teslim edilen malı/malları saklamak, korumak ve olduğu gibi (aynen) bırakmak.
2) Resmen teslim işlemini gerçekleştiren yetkili organ istediğinde hacizli malı kendisine teslim edilen yerde geri vermek veya hazır etmek. Belirtilen yükümlülükler aynı zamanda TCY.nın 289. maddesinde öngörülen teslim amacını oluşturmaktadır.
Bu açıklamalar karşısında, yediemin sanıktan hacizli malı icra dairesi tarafından belirlenen satış yerine götürmesinin beklenmesi ve satış yerine götürmeme biçimindeki ihmali davranışın teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir.
İncelenen dosyada yer alan iddianameye göre sanık hakkında icra takibi sırasında haczedilip kendisine yediemin olarak teslim edilen hacizli malı yapılan tebligata karşın satış yerine getirmeyerek muhafaza görevini kötüye kullandığı iddiasıyla kamu davası açıldığı görülmektedir.
Dosyada bulunan ödeme emri, haciz tutanağı, artırma ilanı ve birinci artırma tutanağına göre hacizli malın yediemine teslim edildiği yer ile icra dairesince satışın yapılmasına karar verilen yer farklıdır. İcra dairesince sanığa muhtıra gönderilerek hacizli malı belirlenen satış yerine getirmesi istenmiştir.
Yukarıdaki paragrafta belirtilen açıklamaya göre, yediemin sanığın hacizli malı satış yerine götürmemesi, teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilemeyecektir. Mahkemece, suçun maddi unsurunun oluşmadığı gözetilmeden kurulan mahkumiyet hükmünün, hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2011/21035, K. 2011/22846, 30 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama