KÜNYE
4. Ceza Dairesi 2023/3216 E., 2025/12391 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Temmuz 2025
- Mahkemesi
- Ceza Dairesi
- Sayısı
- 2020/2898 E., 2022/260 K.
- Suç
- Hakaret
- Hükümler
- İstinaf başvurusunun esastan reddi
- Tebliğname görüşü
- Onama
Karar Metni
822 kelime·4 dk okuma·4 bölüm
Yapılan ön inceleme neticesinde, sanık hakkında verilen hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği ve temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz istemi özetle; atılı suçun yasal unsurları ile aleniyet koşullarının oluşmadığına, eyleminin düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığına, haksız tahrik hükümlerinin değerlendirilmediğine, katılanlara yönelik eylemlerinden tek hüküm kurulması gerektiğine yöneliktir.
III. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur.
Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.
Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.
Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir.
Açıklamalar ışığında, somut olaylar değerlendirildiğinde;
1.Katılan ...'ye Yönelik Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
02.07.2019 tarihli paylaşımın hakaret suçunu oluşturduğu, ancak 26.06.2019 tarihli paylaşımın tamamı bütün olarak değerlendirildiğinde, siyasi ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu ve dolayısıyla zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının gerçekleşmediği gözetilmeden 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,
2.Katılan ...'ya Yönelik Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
22.06.2019 tarihli paylaşımın hakaret suçunu oluşturduğu, ancak 07.06.2019 ve 13.06.2019 tarihli paylaşımların tamamı bütün olarak değerlendirildiğinde, siyasi ve eleştiri niteliğinde olduğu ve dolayısıyla zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının gerçekleşmediği gözetilmeden 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,
3.Katılan ...'a Yönelik Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Suça konu 30.06.2019 tarihli paylaşımın tamamı bütün olarak değerlendirildiğinde, siyasi ve eleştiri niteliğinde olduğu ve dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibari ile oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraatı yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,
4.Katılanlar ... ve ...'a Yönelik Hakaret Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden
Sanığın suça konu 09.06.2019 tarihli paylaşımında aynı suç kastı ile her iki katılana yönelik hakaret eyleminde bulunduğu, katılan ...'a yönelik 22.06.2019 tarihli paylaşımın ise tamamı bütün olarak değerlendirildiğinde siyasi ve eleştiri niteliğinde olduğu anlaşılmakla, katılanlara yönelik hakaret suçundan tek bir hüküm kurulup cezasından 5237 sayılı Kanun'un 43/2. maddesi uyarınca arttırım yapılması gerektiği gözetilmeden, iki ayrı hüküm kurulması,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2023/3216, K. 2025/12391, 2 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama