Karar Özeti
4. Ceza Dairesi 2024/2875 E. , 2025/12701 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI: 2023/548 E., 2023/671 K. SUÇ : Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde sanık
Karar Detayı
4. Ceza Dairesi 2024/2875 E. , 2025/12701 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI: 2023/548 E., 2023/671 K. SUÇ : Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında verilen hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçundan verilen düşme ve mahkumiyet kararlarına yönelik olarak Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; mahkumiyet ve düşme kararları verilmesinin hatalı olduğuna, sanığın beraatine hükmedilmesi gerektiğine, hukuka aykırı olarak alt sınırdan uzaklaşıldığına, lehe hükümlerin uygulanmasına bu ve re'sen tespit edilecek sebeplerle hükümlerin bozulmasına ilişkindir. III. GEREKÇE A.DÜŞME KARARI YÖNÜNDEN Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, dava dosyası içeriğine göre, yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. B.MAHKUMİYET KARARI YÖNÜNDEN Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslararası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasa'nın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Açıklamalar ışığında, somut olay değerlendirildiğinde; sanığın dava konusu paylaşımlarının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği aksi tutumun ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebileceği gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR A.DÜŞME KARARI YÖNÜNDEN Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık bulunmadığından 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, B.MAHKUMİYET KARARI YÖNÜNDEN Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, KARŞI OY Dosya içeriğine göre sanığın 11.11.2015, 07.12.2015, 02.12.2015 ve 13.12.2015 tarihlerinde sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımlar nedeniyle hakkında kamu davası açılmış, yapılan yargılama sonunda eylemlerinin zincirleme biçimde TCK'nın 301.maddesine uyan Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçunu oluşturduğu kabul edilerek, TCK'nın 301/1, 43, 62 ve 53.maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş, istinaf başvurusunun esastan reddi ve bu kararın sanık müdafisi tarafından temyizi üzerine Dairemizce incelenerek sayın çoğunluk tarafından " sanığın dava konusu paylaşımlarının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği aksi tutumun ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebileceği gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur." gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Sanığın 02.12.2015 tarihli paylaşımının TCK'nın 301/2.maddesine uyan Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama suçunu oluşturduğu kanaatinde olduğumuzdan, bu fiil bakımından sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır. Şöyle ki; Sanık 02.12.2015 tarihli paylaşımında yerde yatar vaziyette, silahla vurulduğu ve ölü olduğu düşünülen, dirsek kısmının altında tabanca bulunan kadın fotoğrafı, " Diyarbakır'da polis ve asker operasyonda bir genç kadını vurup yanına her zamanki gibi silah koydu. Topuklu ayakkabı giyen militan olur mu sizce?" şeklindeki yazı ile paylaştığı anlaşılmaktadır. Sanık savunmasında özetle; o tarihte yaşanan olumsuz olaylardan ve başkalarının paylaşımlarından etkilenerek kopyala-yapıştır şeklinde bu paylaşımları yaptığını, yaşanılan olumsuzlukları sorgulamak ve eleştiri amacıyla yaptığını, suç kastının olmadığını, Devleti veya güvenlik güçlerini aşağılamak için yapmadığını, suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur. Sanığın fotoğrafını paylaştığı kadının kim olduğunu bilmediği ve yaşadığı süreçle ilgili bilgi sahibi olmadığı savunmasından da anlaşılmaktadır. TCK’nın "Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama" başlıklı 301. maddesi; "(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. (4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır." Şeklindedir. Bu düzenlemeyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasal ve hukuki varlığı ile aynı doğrultudaki çıkarları korunmaya çalışılmaktadır. Hükümde, Devletin varlığını oluşturan ve ayrılmaz unsurları arasında bulunan müesseselerin ayrı ayrı sayılması ve bunlara yönelen aşağılayıcı hareketlerin yaptırım altına alınmasıyla güdülen amaç temelde Devletin tüzel kişiliğinin, saygınlığının ve hukuki yararının korunmasıdır. Anayasamızda güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, doğal bir parçası olan eleştiri hakkının yerine getirilmesi, ağır sert ve inciticide olsa kişiye yaptırım uygulanamayacağı çoğulcu demokrasilerin vazgeçilmez bir sonucudur. Eleştiri ya da siyasi tenkit amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suçun hukuka aykırılık unsuru kapsamında kalmaz. Fakat, ifade özgürlüğü mutlak ve sınırsız değildir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olan devletlerde, kanun koyucu, düşünceyi açıklama özgürlüğünü demokratik toplum düzeninin gereklerine ve Sözleşme'nin 10. maddesinin ruhuna aykırı olmamak koşuluyla sınırlandırabilir. Ancak bu eleştiri hakkının bütün her halde suç oluşturmayacağı ve eylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında kalacağının kabulüne de olanak bulunmamaktadır. Maddede sayılan kurumların aşağılanması, eleştiri niteliğini aşan, fikir niteliği bulunmayan, küçültücü, tecavüz niteliğinde, aşağılayıcı söz ve davranışı gerektirmektedir. Bu durumlarda artık düşünce açıklaması söz konusu olamayacağı için hak da söz konusu olmayacaktır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanık yargılamaya konu paylaşımında, tanımadığı ve ölüm sürecini bilmediği yanında tabanca bulunan bir kadının fotoğrafını paylaşarak, polis ve askerler tarafından öldürüldüğünü, yanına silah bırakılarak militanın çatışmada öldürüldüğü görünümü oluşturulduğunu belirtmiştir. Kısaca asker ve polisin suçsuz bir kadını öldürdüğünü ve çatışmada bir terörist öldürülmüş gibi gösterdiğini ileri sürmüştür. Oysa, savunmasına ve dosyadaki kanıtlara göre sanık, fotoğrafını paylaştığı kadının kim olduğunu bilmemektedir, ölü ise öldürülme şekli, yeri ve güvenlik güçlerinin yasal veya yasal olmayan bir biçimde olaya dahil olup olmadıkları konusunda fikir sahibi değildir. Fotoğrafı, yaptığı soyut suçlamayı inandırıcı kılmak için kullandığı görülmektedir. Bu durumda, güvenlik güçlerinin yaptıkları somut bir operasyonu eleştirdiğini kabul etmeye olanak bulunmamaktadır. Hiçbir kanıt olmadan masum insanların öldürülmesi şeklindeki ağır bir suçlama, anılan kurumların saygınlığını zedeleyici, küçültücü, aşağılayıcı ve eleştiri sınırlarını aşan sözlerdir. Açıkladığımız nedenlerden dolayı sanığın 02.12.2015 tarihli paylaşımının ifade özgürlüğü kapsamında olmadığı, Devletin askeri ve emniyet teşkilatını aşağılama amacıyla kurgulanıp paylaşıldığı, dolayısıyla TCK'nın 301.maddesine uyan suçu oluşturduğu kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.