Karar Özeti
4. Ceza Dairesi 2026/676 E. , 2026/5995 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/1223 E., 2025/1647 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜM : Direnme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Yapılan ön inceleme neticesinde; Bozma üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 18.11.2025 tar
Karar Detayı
4. Ceza Dairesi 2026/676 E. , 2026/5995 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/1223 E., 2025/1647 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜM : Direnme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Yapılan ön inceleme neticesinde; Bozma üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 18.11.2025 tarihli ve 2025/1223 E., 2025/1647 sayılı kararı ile Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 26.05.2025 tarih ve 2023/748 Esas, 2025/9887 sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Kanun'un 307/4. maddesi uyarınca Dairemize gönderildiği belirlenmekle; Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından verilen direnme kararının; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu ve temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince hükümden 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesi çıkarılmak suretiyle düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hükme yönelik Dairemizce verilen bozma ilamı sonrasında Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince ilk hükümlerinde direnilerek mahkumiyet kararı verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Sanık müdafiinin temyiz istemi; sanığın hesabının çalındığına, paylaşımları sanığın yapmadığına, haber başlığı altında yayınlanan haberler olduğuna, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, müvekkilinin atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığına, kararın bozularak sanığın beraatine karar verilmesi talebine yöneliktir. 2.Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi; sanığın 10.12.2014 tarihli paylaşımı nedeniyle hakkında, 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayin edilmesi nedeniyle hükmün bozulması talebine yöneliktir. III. GEREKÇE Sanığın sosyal paylaşım sitesinde 10.12.2014 tarihli "katilleri tanıyın" şeklindeki suça konu sözlerinin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olduğu gözetilmeden kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesi uygulanmayarak eksik ceza tayini nedeniyle karar hukuka aykırı bulunduğundan direnme kararı yerinde bulunmamıştır. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle direnme kararı yerinde görülmediğinden Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 26.05.2025 tarih ve 2023/748 Esas, 2025/9887 karar sayılı bozma kararının, oy çokluğuyla DÜZELTİLMESİNE YER OLMADIĞINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 307/4. maddesi gereğince direnme kararını incelemek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,31.03.2026 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanığın 10.12.2014 tarihli paylaşımının Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasındadır. Barışçıl ve özgür bir toplum hedefi ancak demokratik yönetim ilkelerinin egemen kılınması ile gerçekleşebilir. Bu kapsamda toplumların gelişmesi, insanlığın ilerlemesi ancak demokratik bir toplumda olanaklıdır. Bir toplumun demokratik olup olmadığının tespiti hiç kuşkusuz tek parametre ile ölçülemez ancak bunlardan biri var ki olmazsa olmaz ölçütü olan ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğünün olmadığı bir toplum demokratik toplum değildir. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. AİHM’nin 07/12/19 76... /12 başvuru nolu Handyside-Birleşik Krallık kararında belirttiği artık klasikleşen bir retorik ile söylersek “İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır. AİHS 10. md ile güvence altına alınan ifade özgürlüğün sınırsız olmadığı 10/2. madde de belirlenen gerekçelerle sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede yer alan bu düzenleme AİHS içtihatları ile açıklığa kavuşturularak Avrupa kamu düzeninin yaşam ve hukuk pratiğinin vazgeçilmezi haline getirilmiştir. AİHM siyasetçiler bakımından ilkelerini koyduğu ve bu konuda geniş değerlendirmelerde bulunduğu ilk dava .../Avusturya kararıdır. Söz konusu olayda, Avusturya’da 1975 yılında yapılan seçimlerden sonra, bir gazeteci olan başvuran ..., geçmişinde Nazi faaliyetleri bulunan bir siyasetçi ile koalisyon kuracağını açıklayan Federal Şansölye ...’yi eleştiren yazılarında, “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” ifadelerine yer vermiştir. Başvuranın para cezasına mahkum olduğu bu davada AİHM, politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamış ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, içtihatlarını tekrar ederek, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesine dayanmış ve mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Hararetlisiyasi tartışmaların yaşandığı bir arka plan ışığında, başvurucunun açıklamaları, saldırgan olmakla birlikte hakaret niteliğinde görülmemiştir (.../Avusturya, 9815/82, 08/07/1986) AİHM .../Avusturya kararının ardından aynı ilkeleri Oberschlick/Avusturya kararında da tekrar etmiştir. Bu kararda da; bir siyasi parti liderinin İkinci Dünya Savaşına katılan askerler ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamalar sonrasında gazeteci olan başvuran tarafından “ahmak/aptal” şeklinde ifadeler kullanması nedeniyle, başvuran hakkında başlatılan ceza davası sonucunda mahkumiyetine karar verilmiştir. AİHM, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesini yineleyerek mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğunu bu sebeple de başvuran hakkında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Oberschlick/Avusturya, 20834/92, 01/07/1997). Siyasetçiler/politikacılar için ortaya koyduğu ilkelerin aynısını AİHM, hükümet politikaları için yapılan eleştiriler ve yorumlar için de kabul etmiştir. Bu kapsamda Castells/İspanya kararında AİHM hükümet politikalarına karşı yapılan eleştiri ve yorumların siyasetçilerden bile daha geniş olduğuna vurgu yapmıştır. AİHM kararında hükümetin eylem ve işlemlerinin sadece yasama ve yargı organları tarafından değil aynı zamanda gazeteciler ve kamuoyu tarafından da takip edilmekte ve eleştirilmekte olduğunu belirtmiştir. Bu itibarla, hükümetlerin söz konusu eleştirilere yönelik başka yollardan cevap verme hakkının bulunduğuna dikkat çeken AİHM, ceza yaptırımlarına yönelik makul ve aşırıya kaçmayan tedbirleri alabileceğine hükmetmiştir. (Castells/İspanya, 11798/85, 23/04/1992) Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Doğal haklardan kabul edilmiş ifade hürriyeti çoğulcu demokrasilerde vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Düşünce hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikirleri ve kanaatlerinden dolayı kınamaya tabi tutulmama ve düşüncelerini meşru yöntemlerle dışarı vurabilme özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti bir çok hak ve özgürlüğün temelidir. Bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti bir çok uluslararası belgeye konu olmuş ve Anayasa'da da ayrıntılı düzenlemelere tabii tutulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir." denilmektedir. Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya bakacak olursak TCK 299. maddede düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçunun maddi unsuru söz yazı resim karikatür veya benzeri şekilde gerçekleştirilen hakaret eylemleridir. Hakaret fiilinin tanımı ise 125. maddede bir kimseye onur şeref saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil isnadı veya sövmek olarak açıklanmıştır. Bir hareketin hakaret suçu oluşturup oluşturmadığı değerlendirilirken öncelikle toplumda kabul gören ortalama değer yargıları, nasıl algılandığı göz önüne alındıktan sonra hukuksal bir değerlendirmeye tabi tutulur. Hukuksal değerlendirme yapılırken hareketin anayasa ve uluslar arası hukuk tarafından güvence altına alınan en geniş anlamda ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı konusunda teste tabi tutulur. İfade özgürlüğü (basın. din ve vicdan, savunma hakı) kapsamında kalan söylem ve davranışlar hakaret suçu kapsamında kalmayıp hukuka aykırı sayılmayacaktır. Hukuksal değerlendirmede öncelikle AİHM AYM'nin uyguladığı öğreti ve uygulamadaki adıyla üçlü teste başvurmak derekir. 1. Kanunilik (tck 299) sorun yok 2. Meşru amaç Anayasa 26/2 ve AİHS 10/2 de sayılmıştır konumuzla ilgisi başkasının şöhret ve haklarının korunması nedeniyle sınırlama yapılabilir. Olayımızda bu koşul yönünden de sorun yok meşru amaç var. C.B şöhret ve haklarının korunması meşru bir amaçdır. 3. Demokratik toplumda gereklilik. kanunilik ve meşru amaç yetmez, müdahalenin demokratik toplumun gereklerine uygun olması zorunluluktur. Burdan anlamamız gereken domokratik toplumla uyumlu olması,acil bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve orantılı olması başvurulan en ağır yaptırım olmaması gerekir Anayasa md 13. Temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlama ancak kanunla ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır. AİHM ve AYM yaptırımın demokratik toplumda zorunlu olması kavramını geniş bir içtihat zenginliği ile açıklığa kavuşturmuştur. Kararlarda sıkça vurgulanan demokratik toplumda gereklilik değerlendirmesi yapılırken şu ilkelere göre hareket edilmektedir: A) İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran ‘bilgiler’ ya da ‘düşünceler’ için de geçerlidir: çoğulculuk, hoşgörü ve açık düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın ‘demokratik bir toplum’ olamaz. ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de bu, dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması” gerekmektedir. ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler, AİHM’yi daha sıkı bir denetim gerçekleştirmeye sevk etmektedir” İfade özgürlüğü asıl müdahale ise istisnadır. B) İfade özgürlüğü ve şöhret ve hakların korunması çatıştığı durumda adil bir denge kurulmalı ve şunlara dikkat edilmelidir. a) İfadeleri kimin söylediği( basın mensubu ve siyasetçiler için marj geniştir) b) Muhatabın kim olduğu (siyasetçi ve Kamu gücü kullananlar ünlü kişilere yönelik eleştiri sınırı normal vatandaş ve yargı mensubuna göre geniştir. C) Sözlerin değer yargısı mı olgu isnadı mı olduğu. Değer yargılarının ispatı istenemez olgusal temel yeterlidir. D) Muhatabın etkili yolla cevap olanağı olup olmadığı, E) Müdahalenin ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etkisi (caydırıcı dondurucu etki doktrini) F) Nefret söylemi. Şiddet çağrısı olup olmadığı, tarihsel gerçekliğin inkarı, kaba sövme niteliğinde olup olmadığı, Bu açıklamalardan sonra daha somuta indirgemek için Öncelikle Cumhurbaşkanına hakaret suçu özelinde AİHM kararlarına bakarsak; VEDAT ŞÖRLİ KARARI Mahkeme, mevcut davanın koşullarında, Sözleşme’nin ruhuna uygun olmadığı değerlendirilen, hakaret konusunda Cumhurbaşkanı için daha fazla bir korumayı öngören özel bir hüküm uyarınca başvuran hakkında verilen ve cezai bir nitelik taşıyan yaptırımı dikkate alarak, Hükümetin, ihtilaf konusu tedbirin izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğunu ve Sözleşme’nin 10. maddesi anlamında, demokratik bir toplumda gerekli olduğunu kanıtlayamadığı kanaatine varmaktadır. . Bu unsurlar, Mahkemenin, davanın koşullarında, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir.” AİHM Şörli kararında Devletin, kendi başkanının itibarını koruma yönündeki menfaatinin, Devlet başkanına, kendisi hakkında bilgi verme ve görüş ifade etme hakkı karşısında bir ayrıcalık veya özel koruma verilmesini haklı gösteremeyeceğinin altını çizmiştir Bu sonuçlar, Sözleşmenin 10. maddesi tarafından güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının Başvurucu açısından ihlal edilmesinin nedenlerinden birisi; Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinin kaleme alınışı ve uygulanmasına ilişkin bir sorundan kaynaklanmaktadır. Otegi ... v. İspanya (Başv. no. 2034/07, K.T. 15.3.2011), OLAY “Kral İspanyol ordusunun başkomutanıyken, başka bir deyişle işkencecilerin şefiyken, işkenceyi savunurken ve monarşi rejimini işkence ve şiddetle halkımıza kabul ettirmeye çalışırken, nasıl oluyor da bugün Bilbao’da İspanya Kralı ile fotoğraf çektirebiliyorlar?” İspanya yüksek mahkemesi hapis cezası vermiş AİHM kararı Mahkeme başvuru sahibinin kullandığı dilin provokatif olarak nitelendirilebileceğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, genel kaygı konusu olan bir politik tartışmada yer alan herhangi bir birey abartma ya da hatta provokasyona aşırılığa izin verilebilir Mahkeme, başvuru sahibinin konuşmasındaki bazı sözlerin Kral tarafından simgelenen kurumu çok olumsuz bir ışık altında göstermekteyse de şiddet kullanımını içermediğini ve nefret söylemi anlamına gelmediğini tespit etmiştir ki Mahkemenin görüşüne göre dikkate alınması gereken temel unsur bunlardır Mahkeme devlet başkanına (hakaret konusunda sıradan yasa ile korunan) ya da kurumlardan (örneğin Hükümet ve Parlamento) daha fazla koruma sağlayan ve hakaretamiz beyanlar için daha ağır cezalar öngören özel bir yasayla daha fazla koruma sağlamanın kural olarak Sözleşmenin ruhuna uygun olmadığını zaten belirtmiştir. Mahkeme, kurulu düzene saldıran, şoke eden ya da reddeden fikirlerin aktarılmasına gelindiğinde, ifade özgürlüğünün daha da önemli olduğunu vurgular ...ve ... v. .... (Başv. no. 75510/01, K.T. 26.6.2007) OLAY Başvurucu, ... tarafından yazılan “Enkazın baş sorumlusu kim?” ve “7.4’lük deprem ...’i sarsmaz!” başlıklı yazılar sırasıyla 20 Ağustos 19 99... Ağustos 1999 tarihlerinde ...gazetesinde yayımlanmışlardır. Söz konusu yazılar genel olarak, on binlerce vatandaşın ölümüne neden olan 17 Ağustos 1999 depreminin öncesinde ve sonrasında gerekli önlemleri almayan yetkililerin özellikle de Cumhurbaşkanı ...in ihmaline yönelik bir eleştiri içermektedir. AİHM ayrıca Cumhurbaşkanı hakkındaki kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sıradan bir kimse ile karşılaştırıldığında kabul edilebilir eleştiri sınırlarının daha geniş olduğunu belirtmiştir. Mahkemeye göre, siyasetçilerin fiil ve davranışları kaçınılmaz olarak ve bilinçli bir şekilde, gazetecilerin olduğu kadar vatandaşların da sıkı denetimine tabidir. Bir siyaset adamı, özellikle de kendisi eleştiriye yol açabilecek halka açık konuşmalar yaptığı cihetle hakkında yapılan eleştirilere ve görüş açıklamalarına daha fazla hoşgörü göstermelidir. bu çerçevede ifade özgürlüğüne getirilecek istisnalar için dar yorum yapılmalıdır Mahkemeye göre, devlet başkanlarına onlarla ilgili bilgilerin ve fikirlerin gündeme getirilmesi sırasında diğer kişilere göre daha fazla koruma sağlanamaz. Eon v. Fransa (Başv. no. 26118/10 K.T. 14.3.2013) OLAY 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanının bir ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Casse toi pov’con” (Kaybol, seni beş para etmez dingil) yazılı bir pankart sallandırılmıştır. Karar Dolayısıyla, bir sanatçının veya başka herhangi bir kimsenin bu ifade yolunu kullanma hakkına her tür müdahalenin, özel bir dikkatle incelenmesi gerekmektedir. İşbu davada başvuranınki gibi bir davranışa ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapması mümkündür. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilen sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki, serbest tartışma olmadan demokratik toplum olmazdı. Buna göre, yetkili makamların, para cezasına başvurması, güdülen amaçla orantısız ve demokratik bir toplumda gereksiz olmuştur Öte yandan kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi yaklaşımı Anayasa Mahkemesi 07.02.2019 tarih, 2014/18780 başvuru numaralı (... ve diğerleri başvurusu) kararında, başvuru konusu olaydaki kalıplaşmış sloganların tekrarından ibaret sloganlar kitlesel eylemler yapan bazı grupların kolluk güçleri ile karşılaştıkları durumlarda sıkça kullanılmaktadır. Bu bağlamda "Katil polis hesap verecek." şeklindeki sloganın genel nitelikli olduğu değerlendirilmiş ve başvuru konusu olayda görev yapan polislerin kişisel şeref ve itibarına yönelik olmadığı kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 06.02.2020 tarihli ... ve diğerleri kararında ''Katil Hırsız ...'' yazılı pankartın indirilmesi sürecinde oluşan olaylar nedeniyle verdiği kararında hırsız ve katil ifadelerinin ne anlama geldiğini tespit etmiştir. Kararda ''Hırsız'' ifadesinin demokratik rejimlerde ülkenin sahip olduğu toplam refahın tüm topluma adil bir biçimde dağıtılıp dağıtılmadığı, kamusal tartışmanın ilk sırasında yer alır. Bireylerin ve grupların ekonomik mekanizmaların iyi işlemediğinde rant ve yolsuzluk iddialarından rahatsızlıklarını yüksek sesle dillendirmeleri, ayrıca hükümetin hesap vermesini ve yönetimin olabildiğince saydam olmasını açıklamaları demokratik rejimlerde mümkündür. Katil ifadesi ise iktidarı kullanan partinin terörle mücadele sırasında meydana gelen ölümlerden sorumlu olduğunu ileri sürmesi iktidardaki partiye katil demesi mevcut güvenlik politikalarından memnuniyetsizliğin en sert biçimde ifadesidir. Şeklinde tespitte bulunmuştur Anayasa Mahkemesi özellikle siyasi parti faaliyetleri kapsamında Cumhurbaşkanına hakaret suçları yönünde ... ve ... kararlarında uygulanması gereken ilkeleri ayrıntılı ortaya koymuştur. AYM bu kararlarında ; Anayasa'nın 68. maddesinin ikinci fıkrasında siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu ifade edilmiştir. Siyasi partiler, halkın siyasete katılımının araçları olduğu kadar çoğulcu siyasetin de temel unsuru ve güvencesidir. Karar alma sürecini etkileme ve siyasi iktidarı kullanmada vazgeçilmez bir rol ve ağırlığa sahip olan siyasi partiler demokrasinin iç içe geçmiş ve birbirini tamamlayan kurumlarıdır. Sonuç olarak devlet politikalarının yönü, günümüz çağdaş demokrasilerinde siyasi partilerin açık mücadelesi ile tayin edilmektedir. Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında vurgulandığı üzere siyasi tartışma ortamları demokratik toplumda vatandaşların bilinçlenmesini sağlayarak siyasilere eleştiri ve teveccüh yöneltilmesi imkânı verir. Bu durum siyasilerin hesap verilebilirliğini ve siyasi şeffaflığı sağlamaya yöneliktir. Bu bağlamda siyasetçiye siyasetçi olması nedeniyle yöneltilen eleştirinin sınırları, sıradan bir kişiye yöneltilen eleştirinin sınırlarından daha geniştir. Sanığın cezalandırılmasına dayanak yapılan sözler kullanılan bağlam bütünlüğünden koparılmadan değerlendirildiğinde Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturacak nitelikte olmayıp kaba, nezaket dışı, ağır siyasi eleştiri niteliğindedir. Sanığın ifade özgürlüğü kapsamında kalan sözlerinden dolayı cezalandırılması ifade özgürlüğü ile örtüşmeyecektir. Ayrıca sanığın cezalandırılmasını gerektiren demokratik toplumda acil bir toplumsal ihtiyacın varlığından söz edilemez. İfade özgürlüğüne yönelen bu sınırlamanın demokratik toplum gereklerine uygun olmadığı düşüncesiyle, Bölge Adliye Mahkemesinin 10.12.2014 tarihli paylaşımın hakaret suçunu oluşturmadığı ve TCK 43. maddenin uygulanmaması yönündeki direnme kararı hukuka uygun olup, direnme kararının onanması yerine Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne karşıyım.