KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/13570 E., 2010/3049 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Mart 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
533 kelime·3 dk okuma
Davacı ... ve diğerleri vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve ... ... Buz San. ve Tic. AŞ aleyhine 26/04/2004 gününde verilen dilekçe ile trafik kazasından kaynaklanan desteğin ölümü nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 02/04/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacıların davalılardan ...'a yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davacıların diğer davalı ...’ne yönelik temyiz itirazına gelince; dava, trafik kazası nedeniyle desteğin ölümünden dolayı uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece; trafik kazasına karışan araçtaki teknik arızadan kaynaklanan olayda, davalı sürücü ...’ın kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davalı sürücü hakkındaki istem ile Asliye Ceza Mahkemesi'nde tanık olarak dinlenen ...'ın açıklamalarından ve dosyaya sunulan 03/10/1999 günlü adi satış sözleşmesinden aracı kazadan önce sattığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalı Şirket hakkındaki istem reddedilmiş; karar, davacılar tarafından temyiz olunmuştur.
Zarara yol açan olaya karışan araç, trafikte davalı adına kayıtlıdır. Davacı, bu kaydı esas alarak davasını işleten sıfatıyla ona yöneltmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası’nın 3 ve 19. maddelerine göre trafik kaydı “işleteni” kesin olarak gösteren bir belirti (karine) değilse de, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. Ancak, trafik kaydına rağmen işletenliğin üçüncü kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir yasal düzenleme de yoktur.
İşletenlik, trafik kaydı adına olan kişiden mülkiyeti muhafaza kaydı ile satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süre ile kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişiye geçmiş olur. Bu bakımdan işletenliğin kayda rağmen başkasına geçmiş bulunduğu her zaman kanıtlanabilir.
Fakat bu konuda getirilecek kanıtların üçüncü kişiler yönünden bağlayıcı nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların haklarını ortan kaldıracak (halele uğratacak) bir sonuç yaratmaması gerekir.
Öte yandan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası’nın 299. maddesinde yer alan düzenlemeler, birbiriyle hiç bağlantısı bulunmayan, birbirine karşı tam anlamıyla üçüncü kişi durumunda bulunan kişiler hakkında uygulama alanı bulamaz. Çünkü haksız eylem nedeniyle zarar gören kişi, üzerinde işletenlik niteliği bulunmayan kişinin hukuki ardılı değildir.
Ancak, özellikle trafik olaylarına karışan araçların oluşturdukları zararların ödetilmesini olanaksız bırakmak için olaydan sonra danışıklı (muvazaalı) olarak eski tarihle düzenlenen sözleşmelerde, üçüncü kişi durumunda bulunan zarar görenlerin, zarara uğramasını önlemek amacıyla bu gibi belgelerin onlara karşı sonuç doğurabilmesi için sözü edilen maddede öngörülen koşulların benzetme yolu ile (kıyasen) aranması hak ve adalete uygun düşmektedir.
Yargıtay'ın uzun yıllardan beri uygulaması bu doğrultudadır.
Dava konusu olayda davalı Şirket; aracını, başka bir kişinin kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiğini ve araç üzerinde eylemli kullanımı (tasarrufu) bulunduğunu geçerli kanıtlarla kanıtlamış değildir. Bu olgunun tanık anlatımları ve adi satış sözleşmesi ile doğrulanması, yukarıda anılan ilke karşısında, davacıların hukuki durumunu etkilemez.
Yerel mahkemece; dava konusu olayın, araçtaki teknik arızadan kaynaklandığının ceza dosyasındaki kanıtlar ile saptandığı gözetilerek; davacıların uğradığı zararın kapsamı belirlenip davalı Şirket'in tazminat ile sorumlu tutulması gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, istemin husumet yönünden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/13570, K. 2010/3049, 18 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama