KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/14468 E., 2010/2143 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Mart 2010
- Mahkemesi
- Tüketici Mahkemesi
Karar Metni
1.011 kelime·5 dk okuma·2 bölüm
Davacı ... tarafından, davalı ... AŞ ve diğerleri aleyhine 16/05/2008 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda. Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 16/06/2009 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davalı ... AŞ vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 02/03/2010 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı ...
AŞ vekili Avukat ... ile karşı taraftan davacı asil ... ve vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı ... AŞ'nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Diğer temyiz itirazına gelince; a)Dava, ayıplı satılan araç bedelinin ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalılardan ... Otomotiv AŞ tarafından temyiz olunmuştur.
Dava konusu aracın kullanımı sırasında hasara uğradığı belirlenmiş; bilirkişiler, bu hasar nedeniyle aracın onarılmış olmasının sürüm değerinde 500,00 YTL tutarında bir azalma oluşturacağını belirtmişlerdir. Dosya içeriğine göre, kullanım sırasında oluşan bu hasarlar ve bunların onarımı gözetildiğinde, aracın sürüm değerinin daha fazla azalacağı sonucuna varılmaktadır.
Yerel mahkemece, daha üst düzeyde saptanacak bir değer kaybı indirimi yapılması gerektiğinin gözetilmemiş olması;
b)Davacı, ayıplı malı tüketici olarak satın almış olup tacir olmadığından, ödetilmesine karar verilen satış parasına uygulanacak faiz ölçüsü de reeskont faizi değil yasal faizdir.
Yerel mahkemece açıklanan yön gözetilmeyerek, kabul edilen tutara yasal faiz yerine reeskont faizi uygulanmış olması;
Usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekirse de belirlenen bu yanılgıların giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HUMK'un 438/son maddesi uyarınca kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
(M)
KARŞI OY YAZISI
Dava, gizli ayıp iddiası ile 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tüketici mahkemesinde satıcı ve üretici firma aleyhine açılan bir davadır.
Uyuşmazlık, satın alınan malın gizli ayıplı olduğu iddiası ile açılan davalarda zaman aşımı süresinin ne olacağı noktasından kaynaklanmaktadır.
Dairemizin ve Hukuk Genel Kurulu’nun sayın çoğunluk görüşüne göre, satılan malda gizli ayıp varsa satıcı ve üretici firma zaman aşımı süresinden yararlanamaz.
Ben, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4/4 maddesi düzenlemesi karşısında çoğunluk görüşünün doğru olmadığı, kanunun lafzına ve ruhuna aykırılık teşkil ettiği düşüncesindeyim.
Zira, 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4/4.maddesindeki düzenlemede aynen, “Bu madde ile ayıba karşı sorumlu tutulanlar, ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişler ise, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zaman aşımına tabidir. Bu süre konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallarda beş yıldır. Ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Bu talepler zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak 10 yıl sonra ortadan kalkar. Ancak satılan malın ayıbı, tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmiş ise zamanaşımı süresinden yararlanamaz.” denilmiştir.
Yasal düzenlemenin lafzından da açıkça anlaşılacağı üzere Yasa koyucu açık ve gizli ayıp ayırımı yapmaksızın hangi mal ve eşyalarda hangi hallerde ne şekilde zaman aşımının uygulanacağını, üretici ve satıcının zaman aşımından ne şekilde yararlanacağını, bu konuda kanunda boşluk bırakmaksızın net bir şekilde düzenlenmiştir.
Her aşamada Yargının görevi yasaları uygulamak olduğuna göre kanunda boşluk olmayan hallerde yorum ile düzenlemeye aykırı karar vermek ve uygulama yapmak kanuna aykırılık teşkil eder.
Yasa koyucu yapmış olduğu düzenlemede “ayıba karşı daha uzun bir süre sorumluluk üstlenmemişlerse” demek suretiyle garanti süresinin daha uzun olduğu hallerde yasadaki sürenin uygulanamayacağı, “ ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile” demek suretiyle “gizli ayıp” halinide düzenlemedeki sürelere katmıştır. Zira gizli olmayan ayıplara yasa koyucu 15-30 günlük ihbar yükümlülüklerini de düzenlemiştir.
“Ancak satılan malın ayıbı tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmiş ise” demek suretiyle, satıcının malı satarken malın bildiği bir ayıbını ağır kusur veya hile ile tüketiciden gizlediğinin anlaşılması (sabit olması) halini, bunun içinde satıcının mal satarken malın ayıplı olduğunu bildiğinin, bilmesine rağmen bu ayıbı ağır kusur veya hile ile tüketiciden gizlediğini iddia eden davacı tüketici tarafından kanıtlanması halinde zaman aşımından yararlanamayacağını düzenlemiştir.
Sanırım gerek dairemizin ve gerekse Hukuk Genel Kurulumuzun çoğunluğunun bana göre yanlış karar ve uygulaması 4077 Sayılı Yasa’nın 4/4. maddesinin son cümlesindeki “ayıp, ağır kusur veya hile ile gizlenmişse” cümlesindeki gizlenmişse kelimesine yanlış anlam verilmesinden kaynaklanmaktadır.
Zira sayın çoğunluk “gizlemeyi” gizli ayıp olarak algılayıp tüm gizli ayıp hallerinde üretici ve satıcının zaman aşımından yararlanamayacağı sonucuna varmakta ve dolayısıyla iki üç ve beş yıllık zaman aşımı itirazlarını kabule şayan görmemektedir.
Ancak, yukarıda da açıkladığım gibi, yasa koyucu sayın çoğunluk tarafından yanlış değerlendirilen son cümlede ne lafzen ve ne de ruhen gizli ayıbı kast etmemiş açıkça ayıbın ağır kusur veya hile ile gizlenmesi halini düzenlemiştir. Ve bu halde de zaman aşımından yararlanmamayı satıcının ağır kusur veya hile ile gizleme yaptığının sabit olması halini şart (koşul) olarak öngörmüştür.
Yine yasa koyucu ilgili maddenin sondan bir önceki cümlesinde ise, ayıplı mallarla ilgili taleplerde, zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak 10 yıl sonra ortadan kalkacağını söylemekle genel ve nihai bir zaman aşımını kabul etmiştir.
Sonuç olarak, satılan bir malın ayıbı, satıcı tarafından ağır kusur veya hile ile gizlendiği iddia ve ispat edilmediği takdirde, üretici ve satıcı 4077 sayılı Yasa’nın 4/4. maddesinde gösterilen zamanaşımı sürelerinden faydalanır. Süresi içinde ileri sürülen zamanaşımı def’ilerinin mahkemece değerlendirilmesi gerekir.
Malın teslim tarihi ile dava tarihi gözönüne alındığında dava süresi içinde açılmadığından ve ayıbın gizlendiği anlaşılmadığından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyorum. 02/03/2010
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/14468, K. 2010/2143, 2 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama