KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/6530 E., 2010/3090 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Mart 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
530 kelime·3 dk okuma
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 13/04/2007 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 20/02/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Diğer temyiz itirazına gelince; dava, haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Dosyadaki kanıtlara göre, bir kamu bankasının avukatı olan davacı, bu bankaya borcu olan davalı hakkında yasal takip işlemleri başlatarak, ipoteğin para çevrilmesi yolu ile alacağı almak amacıyla yetkilerini kullanmıştır. Davalı, bu takiplere ilişkin olarak mülkiyetindeki oteli satmaya çalışmış, bu işlemler sırasında davacının bu satışa engel olup kendisinden açıktan para istediğini iddia ederek cumhuriyet savcılığına ve davacının çalıştığı banka genel müdürlüğüne şikayet etmiştir. Cumhuriyet savcılığı, davacı hakkında takipsizlik kararı verilmesi gerektiği görüşünü Adalet Bakanlığına bildirmiş; banka ise herhangi bir soruşturma açmamıştır.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin yasal yol ve yöntemlerden faydalanarak yargı yerlerinde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu biçiminde yer almıştır. Bu düzenleniş biçimine göre kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle suçlular hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı belirti (emare) ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda, şikayet için yeterli kanıt ve belirti (emare) bulunmadan davacı hakkında rüşvet ve satışa müdahale iddiası ile şikayette bulunmuş olan davalının eylemi, davacının kişilik haklarına saldırı oluştursa da iddianın niteliği, tarafların konumu, ekonomik ve sosyal durumları gözetildiğinde davacı yararına takdir edilen 10.000,00 YTL manevi tazminat fazladır. Daha alt düzeyde manevi tazminat takdir edilmek üzere kararın bozulması gerekirse de belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 438/son maddesi gereğince, davacı yararına 5.000,00 YTL manevi tazminat takdir olunmak suretiyle, kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/6530, K. 2010/3090, 18 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama