KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/6545 E., 2010/2825 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Mart 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
882 kelime·4 dk okuma
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 31/10/2008 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın manevi tazminat yönünden kısmen kabulüne, maddi tazminat yönünden reddine dair verilen 19/02/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalı taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece maddi tazminat istemi reddedilmiş; manevi tazminat isteminin bir bölümü kabul edilmiş; karar, taraflarca temyiz olunmuştur.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK’nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir.
Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Dosya içeriğinden, 25.12.2007 günü saat 21.00-22.00 sıralarında davalının sigorta aracılık hizmeti veren “...
Sigorta” adındaki işyerinin alarmının çalması nedeniyle yeni doğum yaptığı anlaşılan davalının iş yerine gidemediği; babası olan tanık ...’a haber verdiği; olay yerine gelen polisin yaptığı incelemede iş yerinin kapısının zorlanarak açılıp içeri girildiği, kabloları sökülmüş olan LCD televizyonun yamuk bir biçimde durduğu, alarmın çalması nedeniyle içeri giren kişi veya kişilerin işyerinden ayrıldıklarının saptandığı; işyerinin giriş kapısının dış kısmında, kilit göbeğinden 37 cm yükseklikte, bulunan parmak izinin, arşiv kayıtlarında yapılan araştırma üzerine davacıya ait olduğunun belirlendiği.
15.01.2008 gününde davalının eşi tanık ... ile işyerinde çalışan tanık ...’e davacının 1979 yılında çekilen fotoğrafı gösterildiği; ancak, adı geçen tanıkların gösterilen fotoğraftan davacıyı tanıyamadıkları; hırsızlık olayının olduğu günlerde yeni doğum yapması nedeniyle başvuramayan davalının bu durumunu belirterek ve şikayetçi olarak polise yaptığı 17.01.2008 günlü anlatımda “çalan şahıs veya şahıslardan şikayetçi olduğunu” söylediği, ancak, doğrudan davacıya yönelik bir söz söylemediği anlaşılmaktadır
Diğer yandan; hazırlık aşamasında adresi saptanamayan davacı hakkında hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından dolayı Yalova 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 18.02.2008 gün ve 2008/51 D.iş sayılı kararıyla savunması alınıp serbest bırakılmak üzere yakalama emri çıkarılmış ve yakalamalı olarak Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 30.03.2008 gün ve 2008/422 sayılı iddianamesi Yalova 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde davacı hakkında kamu davası açılmıştır.
01.05.2008 günü yakalanan davacının aynı gün savunması alınmıştır. 18.07.2008 günlü oturuma şikayetçi olarak katılan davalıya şikayeti sorulmamış, davacı tarafından sunulan ruhsat kabı ve belgelerin işyerine ait olduğunu söylemiş. Cumhuriyet Savcısı'nın davacının beraeti yönündeki görüşüne de “bir diyeceğim yoktur” biçiminde yanıt vermiştir.
Müşterisi olan davacının, suç işlendiği gün davalının işyerine gelerek işlem yaptırması nedeniyle kapıda parmak izinin bulunmasının doğal olduğu gerekçesiyle atılı suçları işlemediği sonucuna varan Yalova 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nce 18.07.2008 günü davacının beraetine karar verilmiş ve davalının da temyiz etmemesi nedeniyle, beraet kararı 28.07.2008 gününde kesinleşmiştir.
Hırsızlık ve bu suçla birlikte işlenen mala zarar verme suçları, takibi şikayete bağlı olmayıp savcılığın kendiliğinden soruşturması gereken suçlardır.
Davaya konu olayda, davacı hakkındaki ceza soruşturması, davalının şikayeti üzerine değil kendiliğinden başlatılan bir soruşturma olup işyeri sahibi olan davalıya şikayeti sorulmuş ve davalı da hırsızlık yapanlardan şikayetçi olduğunu söylemiş olup davacının adını bildirmemiş; aksine, parmak izi incelemesi sonucu davalıya ulaşılmıştır.
Davalının 1979 yılında çekilen fotoğrafının 2008 yılında işyeri sahibine ve çalışanına gösterilmesi halinde aradan geçen 29 yıl nedeniyle tanınmaması doğaldır. Davacı taraf iddiasını müşterisi olması nedeniyle, bilgisayar kayıtlarından kolayca bulunabileceğine dayandırmış ise de, soruşturma davalı tarafından yürütülmediğinden bundan dolayı davalının kötü niyetinden veya zarar verme kastından söz edilemez.
Davacının parmak izini emniyet görevlilerine gösteren veya adını veren davalı değildir.
Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, yasal şikayet hakkını kullanan davalı hakkındaki istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/6545, K. 2010/2825, 15 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama