KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2010/10525 E., 2011/11486 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
507 kelime·3 dk okuma
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğerleri aleyhine 10/04/2003 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 18/05/2010 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili, duruşmasız olarak incelenmesi de davalı ... ve ... vekilleri taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 01/11/2011 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı-karşı davalı vekili Avukat ... ile karşı taraftan davalı-karşı davacı asil ... ve vekili Avukat ... ve davalı ... vekili Avukat ... geldiler, diğer davalı ... adına gelen olmadı.
Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı karşı davacı ... ’nin temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davalı ... Bakanlığının temyizine gelince;dava, icra memurunun usulsüz tebligat işlemine dayalı olarak yapılan hacizler ve açılan davalar nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel Mahkemece istemin kısmen kabulüne dair verilen karar, davacı ile davalı ... ve davalı-karşı davacı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, icra müdürlüğü tarafından PTT kanalıyla değil de memur marifetiyle hiç alakasız kişiye ödeme emri tebliği yapılarak icra takibinin kesinleştirildiğini ve haciz işlemleri yapıldığını bu bağlamda bir çok davalar açmak zorunda bırakıldığını belirterek uğradığı maddi ve manevi zararın ödetilmesini istemiştir.
İcra Müdürlüğünce, başlangıçta memur marifetiyle tebligat yapılmış olması İcra Tetkik Mahkemesi tarafından usulsüz kabul edilerek davacıya yapılan ödeme emri tebligatının tebliğ tarihinin 14/1/2002 olarak tespitine karar verilmiştir. İcra İflas hükümlerine ve Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin yerleşik uygulamalarına göre usulsüz tebligat nedeniyle davacı-borçlunun ödeme emri tebligatını öğrendiği tarihten itibaren varsa borca itirazını yapması ya da şikayet yoluna başvurması gerekir.
Somut olayda; usulsüz ödeme emrinin tebliğini 14/1/2002 tarihinde öğrenen davacı-borçlu bu tarihten sonra yasal süresi içinde borca itiraz etmediği ve daha sonra da menfi tespit davası açmadığı anlaşılmaktadır. Diğer bir ifade ile davacı-borçlu, takip nedeniyle borçlu olmadığını yasal yollarla ileri sürmemiştir. Şu durumda sadece ödeme emrinin usulsüz tebliğ edilmiş olması, haksız haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemi için yeterli bir neden kabul edilemez.
Davacı-borçlunun maaşına ve ikramiye alacağına haciz konulduğu ve şikayet üzerine kaldırıldığı yönündeki iddialara gelince; yine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yerleşik uygulamalarına göre, icra memurunun haciz nedeniyle bir malın haczedilebilir olup olmadığını resen takdir yetkisinin bulunmadığı, haczedilemeyen bir malın haczedilmesi durumunda bunun ilgilisi tarafından İcra Tetkik Mahkemesine şikayet yoluyla götürülebileceği kabul edilmektedir. Şu durumda, açıklanan bu durumlar nedeniyle de davacı yararına tazminat ödenmesine karar verilmesi doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde dosya kapsamına uymayan gerekçelerle kısmen kabul kararı verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/10525, K. 2011/11486, 1 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama