KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2010/12901 E., 2010/13425 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
517 kelime·3 dk okuma
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... İnş. ve Müh. A.Ş ve diğerleri aleyhine 03/08/2004 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın ödetilmesinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin bir bölümünün kabulüne ilişkin 23/06/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davalılardan ... ile ... İnşaat AŞ’nin temyiz itirazına gelince; davacı, yürütmeyi durdurma kararına rağmen taşınmazından dolgu malzemesi alınması nedeniyle uğrandığı zararın ödetilmesini istemiştir.
Bilirkişi raporunda belirlenen zarar tutarına göre 05.03.2008 günlü ıslah dilekçesi ile dava ıslah olunmuş; ıslah dilekçesi davalılardan ... İnşaat AŞ ile ... İnşaat AŞ vekiline tebliğ olmuş, diğer davalılara ıslah dilekçesi tebliğ edilmeden davanın reddine ilişkin karar Dairemizce bozulduktan sonra 19.03.2010 günü ıslah harcı da yaptırılmak suretiyle tebligat eksikliği giderilmiştir. Davalılardan ... ile ... İnşaat AŞ tarafından süresinde ve yöntemine uygun olarak ıslah olunan bölüme karşı zamanaşımına def'i ileri sürülmüştür. Yerel mahkeme ıslah olunan tutardan adı geçen davalıları da sorumlu tutmuştur.
Davacının istemi eski hale getirmeye ilişkin olmayıp taşınmazdan alınan dolgu malzemesi bedelinin ödetilmesine ilişkindir. Bu durumda, dolgu malzemesinin alınması ile haksız eylem gerçekleşmiş olup Borçlar Yasası'nın 60. maddesindeki zarar ve zarar vereninin öğrenilmesinden itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamıştır. Dosyadaki belgelerden en son 21.11.2003 günü taş çıkartıldığı anlaşıldığından, ıslah olunan tutarın zamanaşımına uğradığı anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece, ıslah edilen tutar yönünden, adı geçen davalıların zamanaşımı def’i değerlendirilerek haklarındaki istemin zamanaşımı nedeniyle reddedilmemiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
3-Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince; dava konusu haksız eylem 2003 yılında gerçekleşmiş olup davacı da, kabul edilecek tazminata bu tarihten itibaren faiz yürütülmesini istemiştir. Haksız eylemlerde, zararın gerçekleştiği an, olayın gerçekleştiği an olduğundan zarar miktarının bu tarihteki verilere göre belirlenmesi gerekir. Dava konusu haksız eylem 2003 yılında gerçekleştiğinden ve davacı da bu tarihten itibaren faiz yürütülmesini istediğinden, 2004 yılı verilerine göre belirlenen zarara 2003 yılından itibaren faiz yürütülmesi doğru değildir.
Yerel mahkemece, 2003 yılındaki birimlere göre belirlenen zarar tutarının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirmeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması doğru olmadığından, karar bu nedenle de bozulmalıdır.
4-Dairemiz önceki bozma kararında, "…alınan malzemenin ocaktan çıkarılmamış haldeki bedelinin hüküm altına alınması gerekir. Bunun için Bayındırlık Bakanlığı birimlerinden yararlanılarak çıkarılmamış haldeki malzeme bedeli belirlenmek bu bedelden çıkarılma masrafları düşülerek ocaktaki bedelin belirlenmesi ve bu bedelin taşınmazın değerini geçmemek kaydı ile hüküm altına alınması…" gerektiği belirtilmiştir. Yerel mahkemece bozmaya uyulduğu halde, bu konudaki bozma gereği yerine getirilmemiş; yüklenici karı esas alınarak hesap yapılmıştır.
Yerel mahkemece, uyulan bozma kararında belirtilen biçimde belirlenen malzeme bedelinin, taşınmazın değerini aşmayacak biçimde kabulüne karar verilmesi gerekirken, bozma kararına uygun olmayan bilirkişi raporuna göre karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/12901, K. 2010/13425, 23 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama