KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2010/2422 E., 2011/5075 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Mayıs 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
783 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı KOSGEB Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme İdaresi Başkanlığı vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 03/10/2007 gününde verilen dilekçe ile alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 02/04/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili ve davacı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davacının diğer temyiz itirazına gelince; davacı İdare, kuruluş Yasası olan 3624 sayılı ... Kurulması Hakkında Yasa'nın 14/g maddesinde sayılan gelirleri arasında yer alan organize sanayi bölgeleri kurucular kurulunca yapılan arsa satış tutarlarının yüzde 1’i oranında ayrılacak payın davalı tarafından kendilerine ödenmesi gerektiğini, ödemenin bir sonraki yılın mayıs ve ekim aylarında 2 taksit halinde yapılacağını, davalının 31.05.2007 günü ödemesi gereken 2006 yılında yapılan arsa satışlarına ilişkin payın ilk taksitini ödemediğini belirterek, Yasa'dan ... alacağın davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı ise, davacının kuruluş Yasası 3624 sayılı Yasa'nın kendileri yönünden bağlayıcı olmadığını, organize sanayi bölgelerinin kuruluşuna ilişkin 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Yasası uyarınca kuruluş amacına aykırı ödeme yapamayacaklarını ileri sürerek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece istem kabul edilmiş; karar, taraflarca temyiz olunmuştur.
3624 sayılı Yasa'nın 14/g maddesinde "Organize sanayi bölgeleri müteşebbis heyetlerince yapılan arsa satış hasılatlarının % 1’i oranında ayrılacak pay" da davacı İdare'nin gelirleri arasında gösterilmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında ilgili kuruluşların ödentileri (aidatları) bir önceki yıla ilişkin kar tutarına göre, her yıl mayıs ve ekim aylarında 2 taksit halinde davacının kamu bankalarından birine açtıracağı hesaba yatırılacağı belirtilmiş; 3. fıkrasında ise alacakların 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasa gereğince alınacağı belirtilmiştir.
3624 sayılı Yasa'nın 14/3. maddesinde açıkça alacaklara 6183 sayılı Yasa'nın uygulanacağı belirtildiğine göre, ödenmeyen alacağa 6183 sayılı Yasa gereğince gecikme zammı uygulanması gerekir. Ayrıca, alacak bir özel yasadan doğduğundan davalının temerrüde düşürülmesi de gerekmediğinden, faiz başlangıcının ilk taksit ödemesinin son günü olan 31.05.2007 gününden itibaren faiz yürütülmelidir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek, davalının yasal faiz ile sorumlu tutulmuş olması ve davalının dava tarihinde temerrüde düştüğü gerekçesiyle dava gününden itibaren faiz yürütülmüş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
3-Davalının diğer temyiz itirazına gelince; dava dilekçesinden, dava konusu alacağın 31.05.2007 günü ödenmesi gereken ilk taksite ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. yerel mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda ise ödenmesi gereken ilk taksit tutarı 5.812,54 TL olarak hesaplanmıştır. Ayrıca, dava tarihinde ekim ayı sonunda ödenmesi gereken ikinci taksite ilişkin alacak henüz istenebilir hale gelmemiştir.
Yerel mahkemece açıklanan yön gözetilerek, ilk taksit tutarının ödetilmesine karar verilmesi gerekirken, istemin tümden kabul edilmiş olması doğru olmadığından, karar bu nedenle de bozulmalıdır.
KARŞI OY YAZISI
Dava, Devlete, Vilayet hususi idarelerine (özel idare gibi) Belediyelere ait (vergi, resim, ceza tahkik ve takiplerine ait mahkeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i) alacaklar veya bunlarla ilgili yapılan icra takiplerinden kaynaklanan davadır.
6183 Sayılı Amme alacaklarının tahsiline ilişkin kanununun (1) maddesine göre; Devlete, Vilayet hususi idarelerine ve Belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait mahkeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i alacaklar ile aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından olan alacakları ile bunların takip masraflarından kaynaklanan alacakları amme alacağı sayılır.
Sayılan bu amme alacaklarının tahsil ve takibi ile ilgili her türlü usuli işlemler ve alınacak her türlü tedbirlerle ilgili olarak 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsiline İlişkin Kanun hükümlerinin uygulanacağı aynı kanunda açıkça düzenlenmiştir.
6183 Sayılı Kanun'un düzenlenmesinin, sınırlı alacaklar ve sınırlı alacaklar ile ilgili yapıldığı göz önüne alındığında bu kanun özel bir düzenlemedir.
Bir konuda özel kanun (düzenleme) olan hallerde özel kanunun uygulanacağı, genel düzenlemelerin uygulanamayacağı herkesçe bilinen hukuki bir prensiptir. Dolayısıyla yukarıda sayılan amme alacakları ile ilgili olarak hem genel hükümlerin hemde 6189 Sayılı Kanun düzenlemelerinin isteğe göre uygulanmasının kabulü mümkün değildir. Zira eğer genel hükümler uyuşmazlığı çözüyorsa; o takdirde yasaya koyucu özel olan 6183 Sayılı Kanun'u niye yasalaştırmıştır ?
Bir konuda özel düzenleme yoksa veya özel düzenleme hükümleri uyuşmazlığı çözmeye yetmiyorsa, o takdirde genel hükümler uygulanabilir. Aksi halde genel hükümlerin özel düzenlemenin olduğu hallerde uygulanması mümkün değildir.
O halde; davaya konu alacağın 6183 Sayılı Kanun'un (1) maddesinde sayılan amme alacaklarından olması, amme alacaklarının tahsili ve yapılacak takiplerde 6183 Sayılı Kanun Hükümlerinin uygulanacağının aynı kanunda açıkça belirtilmesi karşısında, uyuşmazlığın 6183 Sayılı Kanun hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği genel hükümlere göre uyuşmazlığın çözümlenmesinin doğru olmadığı düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyorum. 03/05/2011
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/2422, K. 2011/5075, 3 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama