KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2010/3175 E., 2010/3731 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 31 Mart 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
502 kelime·3 dk okuma
Davacı ... ve diğerleri vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 20/08/2008 gününde verilen dilekçe ile MK 1007 maddeye dayalı tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın yargı yolu bakımından reddine dair verilen 31/12/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, tapu sicilinin tutulmasından dolayı uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesi reddedilmiş; karar, davacılar tarafından temyiz olunmuştur.
Davacılar, mirasbırakanlarının, tapu kaydına güvenerek tapu sahibinden satın aldığı taşınmaza ilişkin tapu kaydının, davalı idare tarafından açılan tapu iptal ve tescil davası sonunda, taşınmazın bir bölümünün orman olduğu gerekçesiyle iptal edildiğini, idarenin tapu kayıtlarının doğru tutulmamasından dolayı oluşan tüm zarardan Medeni Yasa'nın 1007. maddesi gereğince sorumlu olduğunu belirterek, uğradıkları zararın ödetilmesini istemişlerdir.
Davalı idare ise, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, dava konusu zarara neden olan hatalı tespitin kadastro çalışmaları sırasında oluştuğu, taşınmaz orman niteliğinde olduğu halde nitelik ve zilyetlik koşulu gerçekleşmeden üçüncü kişi adına tespit gördüğü ve bu tür idari işlem ve eylemden kaynaklanan tazminat davalarının idari yargı yerinde görülmesi gerekeceği gerekçesiyle, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Dava konusu yer, 198 Ada 114 sayılı parselde yer alan zeytinlik niteliğinde bir taşınmazdır. Davacıların mirasbırakanı ... taşınmazı 24.03.1954 günü satın almıştır. Hazine tarafından açılan tapu iptal ve tescil davası sonunda 30.11.2006 günlü kararla taşınmazın 53.522,72 m² yüzölçümlü bölümünün 1949 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı sonucuna varılarak tapusunun iptali ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş ve karar Yargıtay denetiminden geçerek 4.3.2008 günü kesinleşmiştir.
Medeni Yasası’nın “sorumluluk” karar başlığını taşıyan 1007. maddesi gereğince “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devlet sorumludur."
Dava konusu olayda, Hazine adına itiraz etmekle yükümlü olan görevliler üzerlerine düşen görevlerini yapmamışlardır. Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak
Birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda oluşan hatalardan Devlet, Medeni Yasa'nın 1007. maddesi gereğince kusursuz olarak sorumludur. Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve mala ilişkin (ayni) hakların, yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi, bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır.
Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen Devlet, sicillerdeki aykırı kayıtlardan doğan zararları ödemeyi de üstlenmektedir. Dayanaksız ya da hukuksal durumu yansıtmayan kayıtlar düzenlemek, taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmüştür. Devletin kadastro işlemlerinden sorumluluğu, Medeni Yasa'nın 1007. maddesi kapsamında düşünüldüğünde, eldeki davaya adli yargıda bakılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18/11/2009 gün ve 2009/4-383-2009/517 sayılı kararı da bu biçimde açılan davaların adli yargı yerinde görülmesi gerektiği yolundadır. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, uyuşmazlığın esası incelenip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/3175, K. 2010/3731, 31 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama