KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2010/3867 E., 2010/4366 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
709 kelime·4 dk okuma
Davacı ... vd. vekili Avukat Mehmet İlik tarafından, davalı ... ve diğerleri aleyhine 16/01/2004 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 16/10/2007 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Diğer temyiz itirazlarına gelince; a)Dava, trafik kazası nedeniyle desteğin ölümünden dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacılar tarafından temyiz olunmuştur.
Davacılar, davalı sürücünün tam kusurlu eylemi nedeniyle meydana gelen trafik kazası sonucu desteklerinin yaşamını yitirdiğini belirterek maddi ve manevi tazminat ödetilmesini istemişlerdir.
Davalılar ise, haksız yere açılan davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece, davacılardan eş ...'ın destekten yoksun kalma tazminatı isteminin bir bölümü kabul edilmiş; olay gününde 18 yaşından büyük olan davacı çocukların destekten yoksun kalma tazminatı istemleri ile davalılar tarafından dinletilen tanık anlatımlarına değer verilerek, işleten olmadığı benimsenen davalılardan ... hakkındaki istem reddedilmiştir.
Zarara yol açan olaya karışan araç, trafikte davalı adına kayıtlıdır. Davacı, bu kaydı esas alarak davasını işleten sıfatıyla ona yöneltmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası’nın 3 ve 19. maddelerine göre trafik kaydı “işleteni” kesin olarak gösteren bir belirti (karine) değilse de, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. Ancak, trafik kaydına rağmen işletenliğin üçüncü kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir yasal düzenleme de yoktur.
İşletenlik, trafik kaydı adına olan kişiden mülkiyeti muhafaza kaydı ile satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süre ile kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişiye geçmiş olur. Bu bakımdan işletenliğin kayda rağmen başkasına geçmiş bulunduğu her zaman kanıtlanabilir.
Fakat bu konuda getirilecek kanıtların üçüncü kişiler yönünden bağlayıcı nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların haklarını ortan kaldıracak (halele uğratacak) bir sonuç yaratmaması gerekir.
Öte yandan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası’nın 299. maddesinde yer alan düzenlemeler, birbiriyle hiç bağlantısı bulunmayan, birbirine karşı tam anlamıyla üçüncü kişi durumunda bulunan kişiler hakkında uygulama alanı bulamaz. Çünkü haksız eylem nedeniyle zarar gören kişi, üzerinde işletenlik niteliği bulunmayan kişinin hukuki ardılı değildir.
Ancak, özellikle trafik olaylarına karışan araçların oluşturdukları zararların ödetilmesini olanaksız bırakmak için olaydan sonra danışıklı (muvazaalı) olarak eski tarihle düzenlenen sözleşmelerde, üçüncü kişi durumunda bulunan zarar görenlerin, zarara uğramasını önlemek amacıyla bu gibi belgelerin onlara karşı sonuç doğurabilmesi için sözü edilen maddede öngörülen koşulların benzetme yolu ile (kıyasen) aranması hak ve adalete uygun düşmektedir.
Yargıtay'ın uzun yıllardan beri uygulaması bu doğrultudadır.
Davaya konu olan olayda, kazaya karışan aracın olay gününden önce 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası’nın 20/d maddesine aykırı olarak noterlik dışında satılmış olması ve davadan sonra da anılan yasal düzenlemeye uygun satışın gerçekleştirilmiş bulunması, olay gününde kayıt sahibi olan ...'un işleten olmadığı sonucunu doğurmaz. Bu durumda, işleten olmadığını geçerli kanıtlarla kanıtlayamamış olan davalılardan ...’un işleten olarak sorumlu tutulması gerekir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, ... yönünden de işin esası incelenerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
b)Davacılardan ... desteğin kızı olup olay gününde 19 yaşındadır. Sosyal ve ekonomik durumunun araştırmasına ilişkin yazıdan herhangi bir işte çalışmadığı, nüfus kayıt örneğine göre de bekar olduğunun yazılı olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, davacılardan ...'ın kız çocuğu olduğu, yaşadığı çevre koşulları nedeniyle 22 yaşına kadar ölen babasının desteğinden faydalanacağı gözetilerek destekten yoksun kalma tazminatı hesabı yapılmalı ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilmeyerek, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davacılardan ...'ın destekten yoksun kalma tazminatı isteminin reddedilmiş olması doğru olmadığından bozmayı gerektirmiştir.
c)Kabul biçimi yönünden; dosya arasındaki bilgi ve belgelerden, davalılardan ...'in yargılama aşamasında kendisini vekil aracılığı ile temsil ettirmediği anlaşılmaktadır. Avukatlık Yasası ile yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince, davada kendisini vekili aracılığı ile temsil ettirmeyen taraf yararına vekalet ücreti takdir edilemez.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek, davalılardan ... yararına vekalet ücreti takdir edilmiş olması yanlış olup karar bu nedenle de bozulmalıdır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/3867, K. 2010/4366, 14 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama