KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2010/5781 E., 2011/5069 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Mayıs 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
942 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Davacı ... ve diğerleri vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 20/02/2009 gününde verilen dilekçe ile maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 18/02/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; a)Dava, haksız eylem nedeni ile uğranılan maddi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, davacılardan ... ile ...'ın maddi tazminat isteminin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacılar; ortak mirasbırakanlarından kalan taşınmaza, davalının kömür işletmesinden çıkan hafriyatın dökülmesi nedeni ile maddi zarara uğradıklarını belirterek, uğranılan zararın miras payları oranında ödetilmesini istemişler; daha sonra ... ve ... dışındaki davacılar davalı ile anlaşmaya vardıklarını belirterek, davayı takip etmemişlerdir.
Davalı ise, husumet itirazında bulunarak, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, davayı takip etmeyen davacılar hakkında karar verilmesine yer olmadığına, diğer davacılar ... ve ... yönünden ise bilirkişi raporları ile belirlenen 15.970,00 TL meyveli ağaç zararı ile hafriyat dökülen taşınmaz bölümünün gerçek değeri olan 2.464,58 TL'nin miras payları oranında adı geçen davacılara ödetilmesine karar verilmiştir.
Yargı harçları, 492 sayılı Harçlar Yasası'nda düzenlenmiş olup anılan Yasa'nın 2/1 ve 15. maddeleri gereğince yargı harçları, (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi, işlemin türü ve niteliğine göre maktu olarak alınır. (1) Sayılı Tarife'nin A/III ve izleyen maddeleri gereğince karar ve ilam harcı; konusu belli bir değer ile ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi durumunda, kabul edilen değer üzerinden nispi, istemin tümden reddedildiği durumlarda ise maktu olarak alınır. Tarifede yer alan düzenlemeler gereğince karar ve ilam harcı, kabul edilen tutar üzerinden belirlenip davada haksız çıkan tarafa yükletilir. Davanın kabul ve ret oranına göre taraflar arasında paylaştırılamaz.
Diğer yandan; karar gününde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 12. maddesi uyarınca, dava konusunun para veya para ile değerlendirilebilir olması durumunda avukatlık ücreti, Tarife’nin üçüncü kısmına göre nispi olarak belirlenir.
Yerel mahkemece, davacılardan ... ve ... yönünden toplam tazminat tutarının miras payları oranında ödetilmesine karar verildiği gözetilmeyerek, yargı harcı ve avukatlık ücretinin toplam tazminat tutarı üzerinden belirlenmiş bulunması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
b)Taşınmazın, üzerine hafriyat dökülerek kullanılamaz hale getirildiği belirlenen 1.232,29 m2lik bölümünün eski hale getirme bedelinin, taşınmazın gerçek değerinden fazla olduğu gerekçesiyle, daha az olan taşınmaz bedelinin ödetilmesine karar verildiğine göre, taşınmazın tapusunun davacıların üzerinde kalacağı gözetilerek, belirlenen tazminat tutarından Borçlar Yasası'nın 43. maddesi uyarınca uygun bir indirim yapıldıktan sonra davacıların miras paylarına düşen tutarın ödetilmesine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemiş olması doğru olmadığından, karar bu nedenle de bozulmalıdır.
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlık, tüzel kişiliği olan şirket veya kurumlarda ortak, üye, temsilci ve çalışanların şirket veya kurumun işlem ve eylemleri nedeniyle şirket veya kurum yanında veya şirket veya kurumdan ayrı olarak dava açmalarının veya kendilerine karşı dava açılmasının mümkün olup olmadığı, diğer bir deyişle aktif davacı, pasif davalı husumet ehliyet ve sıfatlarının olup olmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairemiz bilindiği gibi haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarına bakmaktadır. Çoğunluk görüşünün uygulamalarına göre, şayet yukarıda açıklandığı gibi tüzel kişiliği olan şirket veya kurumların yetkilileri, çalışanları haksız fiili bizzat yapmışlarsa veya haksız fiilin meydana gelmesinde söz, imza ve fiilleri ile katkıda bulunmuşlar ise veya haksız fiil nedeniyle kusurlu görülüp ceza mahkemelerince mahkum edilmişler ise açılan hukuk davalarında şirket veya kurum yanında veya şirket veya kurumdan ayrı olarak sorumlu tutulmakta, dolayısıyla bunların pasif davalı ehliyet ve sıfatlarının bulunduğu kendilerine dava açılabileceği kabul edilmektedir.
Ben sayın çoğunluğun bu görüşlerine katılmıyorum. Zira;
Şirket veya kurumların tüzel kişiliği vardır. Bu kişilik fiziki ve gerçek bir kişilik olmayıp hukuken kabul edilen hukuki bir kişiliktir. Tüzel kişilik olarak şirketlerin veya kurumların dava açmaları halinde davacı olma, kendilerine karşı dava açılması halinde ise davalı olma sıfatları, diğer bir deyişle aktif ve pasif husumet ehliyetleri vardır.
Tüzel kişilikleri olan şirket veya kurumların yukarıda açıklanan ortak ve çalışanları tüzel kişi olan şirket veya kurumları oluşturan kişilerdir. Bunlar olmazsa şirket veya kurum tüzel kişi olarak hukuki kişilik kazanamaz.
Tüzel kişi olarak şirket veya kurumun aktif ve pasif husumet ehliyeti olduğunu kabul ettiğimiz takdirde, (hukuken öyledir.) tüzel kişiliği oluşturan şirket veya kurum ortak ve çalışanlarının şirket veya kurumdan ayrı olarak aktif ve pasif husumet ehliyetlerinin olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Aksi halde bu kişilerin oluşturduğu ve tüzel kişi olarak hukuken kabul edilen şirket veya kurumun varlığını inkar etmiş oluruz.
Diğer yandan, hem şirket veya kurumun hem de ortak ve çalışanlarının aktif ve pasif husumet ehliyetlerini kabul ettiğimiz takdirde kendi kendimizle tezata düşmüş oluruz.
Tüzel kişi olarak şirket veya kurumların varlığı hukuken kabul edilirken bunların hukuki kişiler gibi fiziki ve gerçek bir kişilikleri olmadığından şirket ve kurumlar işlem ve eylemlerini bizzat yapamayıp ortak ve çalışanları olan gerçek kişiler aracılığı (vasıtası) ile yaparlar. Dolayısıyla tüzel kişi olan şirket veya kurumu oluşturan ve hakiki kişi olan ortak ve çalışanların tüzel kişilik adına yapılan işlem ve eylemler sırasında meydana gelebilecek kasıt, kusur ve kabahatler tüzel kişi olan şirket veya kurumun kasıt, kusur ve kabahatini oluşturur.
Sonuç olarak, tüzel kişi olarak şirket veya kurum adına şirket veya kurumun ortak ve çalışanlarının yapmış olduğu işlem ve eylemlerden dolayı şirket veya kurum yanında veya onlardan ayrı olarak şirket veya kurumun ortak ve çalışanları kendi adına dava açamaz ve kendilerine karşı dava açılamaz ve sorumlu tutulamazlar. Diğer bir deyişle aktif ve pasif husumet ehliyetleri yoktur.
Dolayısıyla, şirket veya kurumun ortak ve çalışanı konumunda olan davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi düşüncesindeyim. 03/05/2011
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/5781, K. 2011/5069, 3 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama