KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2011/15243 E., 2011/14290 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
858 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğeri aleyhine 01/03/2011 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 04/10/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının davalılardan ...'a yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davacının davalılardan ...'ya yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Dava haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece dava reddedilmiş, kararı davacı temyiz etmiştir.
Davacı, boşanma davası devam ederken davalılardan eşi olan ...'un diğer davalı ile birlikte olarak bir çocuk dünyaya getirdiği, davalıların sadakat yükümlülüğü ihlali ve birlikte olmaları nedeniyle toplum içinde küçük düşerek manevi yönden zarar gördüğünden manevi zararın hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalılar, bu davanın konusunun boşanma davası sırasında incelenerek karara bağlandığından kesin hüküm nedeniyle reddinin gerektiği, boşanma davasından önce de tarafların fiilen ayrı yaşadıklarını, boşanma davasında eşlerin eşit kusurlu görülerek manevi tazminat davasının reddedildiğini ve miktarın fahiş olduğunu savunmuşlardır.
Yerel mahkeme, eş hakkındaki davayı boşanma davası sırasında da inceleyip red ile sonuçlandırdığından kesin hükümden reddetmiş, diğer davalı yönünden ise davalı eş hakkındaki dava reddedildiğinden onunla ilişkiye giren diğer davalı bakımından davanın kabulü hukukun genel prensiplerine ve hakkaniyete aykırı olduğundan red kararı vermiştir.
Dosyadaki belgelerden, davacı ile davalı ...'un evli iken boşanma davası açtıkları, davacının eşinin sadakatsizliğine dayalı olarak açtığı boşanma davasının da kabul olduğu, ancak taraflar eşit kusurlu bulunduğundan her iki tarafın tazminat istemlerinin reddedildiği, bu boşanma davası kesinleşmeden davalıların birlikte oldukları ve bu birliktelikten bir çocuk meydana getirdikleri anlaşılmaktadır.
Davalı ... ile birlikte olan davalı eş, sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği gibi, onunla evli olduğunu bilerek birlikte olup çocuk meydana getiren davalı da davacının aile bütünlüğüne yönelik haksız eylemde bulunmuştur. Bu bağlamda davalıların eylemleri birbirinden bağımsız ve ayrı eylemler olup ayrı ayrı sorumluluğu gerektirir. O nedenle biri hakkındaki davanın reddi, eylemlerin farklı olması nedeniyle diğerini etkilemez.
Somut olayda, davalı eşin eyleminin boşanma davasında tartışılarak redle sonuçlandırılması, diğer davalı ...'in bu eylem nedeniyle sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Şu durumda davalı ... hakkındaki davanın, diğer davalı hakkındaki davadan ayrı olarak değerlendirilmesi ve uygun bir miktar manevi tazminata hükmolunması gerekirken yanlış değerlendirme ile bu davalı hakkındaki davanın da reddi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.
KARŞI OY YAZISI
Dava, davacı ile evli olduğunu bildiği davacının eşi ile davalının duygusal ve cinsel ilişkiye girmek suretiyle davacı eşinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiası ile davalı hakkında açılan tazminat davasıdır.
Davalı ile davacının eşi arasındaki duygusal ve cinsel ilişki, davacı yönünden Türk Medeni Kanunu'nda boşanma nedeni olarak kabul edilen "zina" fiilini oluşturur. Bu durumda davacı, Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesinde düzenlenen eşler arasındaki "birlikte yaşamak ve sadık kalmak" yükümlülüklerine aykırı davrandığından bahisle zina yapan kendi eşi hakkında Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesine dayanarak "zina" nedeniyle boşanma davası açabilir ve aynı yasanın 174/2 maddesine göre de manevi tazminat isteyebilir.
Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesindeki düzenleme anlamında davalının davacıya karşı "birlikte yaşamak ve sadık kalmak" yükümlülüğünün bulunmaması, davalının duygusal ve cinsel ilişki fiilinin tarafının davacı olmayıp, davacının eşi olması, "zina" fiilinin ceza yasalarımıza göre suç olmaktan ve dolayısıyla davalının fiilinden dolayı sanık veya hükümlü olmaması karşısında haksız fiillerde manevi tazminatı düzenleyen Borçlar Kanunu'nun 47. ve 49. maddelerindeki düzenlemeler ile Türk Medeni Kanunu'nun manevi tazminata ilişkin 174/2 maddesindeki düzenlemenin davalının eylemine uymaması,
davalının eyleminin davacıya karşı saldırı oluşturabileceğine ve tazminat verilmesine dair başka hiç bir yasal düzenlemenin bulunmamasına, davaya konu eylemin bir tarafının da davacının eşi olmasına göre ortada yani davacı ile eyleme katılan eşi arasında bir aile bütünlüğünden bahsedilemeyeceği gibi, davalıyı da aile bütünlüğüne (ortada aile bütünlüğü kalmadığından) eylemi ile saldırıda bulunduğunun kabulünün mümkün olmamasına ve ayrıca aile bütünlüğüne saldırı ile ilgili yasalarımızda tazminatı gerektirir bir düzenleme bulunmamasına göre, davalı hakkında açılan davanın yasal dayanağı yoktur.
Yasama organınca bu konuda yasal düzenleme yapılana kadar bu yönde açılan davalarda davalıyı sorumlu tutmak mümkün değildir. Bu anlamada davalının pasif davalı olma sıfatı bulunmadığından açılan davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Diğer yandan, davaya konu eylemden dolayı davalı ile davacının eşinin, davacıya karşı müteselsilen sorumlu kabul edilmeleri gerekir. Zira, iddia edilen eylem, en az iki kişinin birlikte hareketi ile meydana gelebilir.
Bunun sonucu olarak davacı, kendisine karşı müteselsilen sorumlu olan kendi eşi hakkında bu eylemden dolayı, (geçimsizlik veya zina nedeniyle) boşanma davası açmadığı, manevi tazminat istemediği veya dava açıp, sonradan manevi tazminat isteğinden vazgeçtiği veya sadece kendi eşine karşı Türk Medeni Kanunu'nun 174/2 maddesine dayanarak manevi tazminat davası açıp manevi tazminat aldığı hallerde.
Türk Medeni Kanunu'nun 161/3 maddesi gereğince kendisine karşı müteselsil sorumlu olan ve eylemin tarafı olan eşini affettiği kabul edileceğinden, eşten manevi tazminat alınan halde ise, manevi tazminatın tekliği ve bölünmezliği ilkesi gereğince davalıdan ayrıca manevi tazminat alınması mümkün olmadığından Borçlar Kanunu'nun 147/2. maddesi gereğince davalının sorumlu tutulması mümkün değildir.
Açıkladığım nedenlerle sayın çoğunluğun aksi yönündeki düşünce ve kararlarına katılmıyorum.28/12/2011
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2011/15243, K. 2011/14290, 28 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama