KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2011/6299 E., 2012/10498 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Haziran 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.178 kelime·6 dk okuma
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğeri aleyhine 07/01/2008 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat, karşılık davada maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 23/11/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı-karşı davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Asıl dava yönünden davalı ...'un temyiz itirazları hakkında;
Dava haksız şikayet nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece; davalı ... yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden istemin kabulüne karar verilmiş; karar, davalı-karşı davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, Cumhuriyet Savcısı olduğunu, davalıların taraf olduğu soruşturmaları yürüttüğünü, bu soruşturmalar devam ederken davalıların kendisini Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne şikayet ettiklerini, hakkında yapılan inceleme sonucunda işlem yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, davalıların şikayetlerinin haksız olduğunu, bu haksızlığın yapılan inceleme sonucunda da ortaya çıktığını, haksız şikayet nedeniyle manevi olarak zarar gördüğünü ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar, şikayeti haklı gösterecek emarelerin bulunduğunu, haklarında yürütülen soruşturmada taraflı davranıldığını, şikayetin hak arama özgürlüğü kapsamında degerlendirilmesi gerektiğini, davanını reddini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece, davalılardan ...'un şikayet dilekçesinde davacının kişiliğinin hedef alındığını davacının onur ve haysiyetine saldırıda bulunulduğu gerekçesiyle adı geçen davalı yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” biçiminde güvence altına alınmış olup kişiler, yargı mercileri önünde, yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmasını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel hak ve hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu; 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Yasa'nın 24. maddesinde kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmış; 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş; Borçlar Yasası'nın 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenlemiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların var olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir.
Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Dosya içeriğinden davalının hem sanık hem de müşteki olduğu soruşturmaların davacı tarafından yürütüldüğü, davalının müşteki olduğu 2006/590 soruşturma nolu dosyada verilen takipsizlik kararının itiraz üzerine kaldırıldığı, davalı tarafından verilen şikayet dilekçelerinin içeriğinde anlatılan olayların hak arama özgürlüğü kapsamında bulunduğu, doğrudan davacının kişilik haklarına saldırı oluşturacak ifadelerin bulunmadığı, soruşturma sürecinde yaşanan olaylara yer verildiği anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, şikayet için yeterli kuşkunun oluştuğu sonucuna varılarak davalı ... yönünden de davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Ayrıca dava dilekçesinde davalıların eylemleri yazılarak toplam 10.000,00TL manevi tazminat isteminde bulunulmuştur. Yargılama sırasında talep konusunda başka bir açıklama da yapılmamıştır. Şu durumda her bir davalıdan 5.000,00 TL manevi tazminat istendiği sonucuna varılarak davalı ... yönünden davanın red edilmesine rağmen davalı ...'un talebin tamamından sorumlu tutulması da doğru değildir. Bu durum da ayrıca kararın eleştirilmesini gerektirmiştir.
2-Karşı dava yönünden karşı davacılar ... ve ...'un temyiz itirazına gelince;
Dava, Cumhuriyet Savcısı olan davalının soruşturma sırasında gösterdiği davranışlar nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istemin reddine karar verilmiş; karar davacılar tarafından temyiz olunmuştur.
Davacılar, Cumhuriyet Savcısı olan davalının soruşturma sürecinde gösterdiği tutum ve davranışlar dolayısıyla yalnızlık duygusu içine girdiklerini, depresyona girdiklerini, işlerine düzenli olarak gidemediklerini, bu süreçte maddi ve manevi zarar gördüklerini belirterek istemde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemece, davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin tümden reddine karar verilmiştir.
27846 sayılı bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin 6110 sayılı yasa, Türkiye Büyük Millet Meclisince 09.02.2011 günü kabul edilmiş, 14.02.2011 günü resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Anılan yasanın 12. maddesi ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 93. maddesinden sonra gelmek üzere 93/A maddesi eklenmiş olup tazminat davaları başlıklı maddede “Hakim ve Savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle ancak devlet aleyhine dava açılabileceği, kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hakim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamayacağı, ….hakim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem,
yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle devlet aleyhinde açılacak tazminat davaları ile rücu davalarında bu madde hükümleri; bu maddede hüküm bulunmayan hallerde ise ilgisine göre Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır.” Hükmünü getirmiştir.
Aynı yasanın 14. maddesi ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi “Hakimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir” şeklinde değiştirildikten sonra, Geçici 2. maddesinde (1) "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu yürürlüğe girinceye kadar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573. maddesindeki sebeplere dayanılarak açılacak tazminat ve rücu davalarında;
a-Hakimlerin bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle Devlet aleyhine açılan tazminat davası, Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatı ile görülür.”, (2) Hakimler ve Savcılar Kanununa eklenen 93/A maddesi ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bu kanunla değiştirilen 573. maddesi hükümleri bu kanun yürürlüğe girdiği tarihte a- görülmekte olan davalar, b-kesinleşmemiş hükümler, c-miktar veya değeri itibariyle temyiz ve karar düzeltme yoluna gidilemediği için kesinleşen hükümler,
bakımından da uygulanır ve davaya Devlet aleyhinde devam olunur” hükmünü getirmiştir.
Şu durumda, 2802 sayılı yasaya eklenen 93/A maddesinde açıkça “Hakim ve Savcıların…” ibaresi ile savcılar yasa metninde sayılmış ve yürüttükleri bir soruşturma, kovuşturma ile ilgili yaptıkları işlemlerden dolayı haklarında açılacak davaların devlet aleyhinde açılacağı düzenlendikten sonra bu maddede açık hüküm bulunmayan haller için 1086 sayılı HUMK'nın 573. md yollama yapılmış bulunmasına,
1086 sayılı yasanın geçici 2. maddesi ile de …HUMK'nın 573. maddesi uyarınca devlet aleyhinde açılacak davaların Yargıtay ilgili hukuk dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatı ile bakılacağı ve görülmekte olan davalar için dahi hükmün uygulanacağı düzenlendiğine göre; göreve ilişkin yukarıda belirtilen yasal değişiklikler değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2011/6299, K. 2012/10498, 14 Haziran 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama