KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2011/7241 E., 2012/8795 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
598 kelime·3 dk okuma
Davacı ... ve diğeri vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğeri aleyhine 13/10/2009 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 22/03/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayet nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istem reddedilmiş, karar, davacılar tarafından temyiz olunmuştur.
Davacılar, üvey anneleri ve üvey kardeşleri olan davalıların miras bırakanları babalarının ölümünden sonra haklarında babalarını zehirleyerek ölümüne neden olmak suçundan şikayetçi olduklarını, babalarının cesedi üzerinde otopsi yapılarak ölümün doğal nedenlerden kaynaklandığının tespit edildiğini ve haklarında takipsizlik kararı verildiğini ancak maruz kaldıkları haksız şikayetin manevi olarak zarara uğramalarına neden olduğunu iddia ederek tazminat ödetilmesini istemişlerdir.
Davalı ..., vefatından önce eşinin davacılar için kendisini zehirleyebileceklerini söylediğini, ölümden sonra bu nedenle davacılardan şüphelenerek şikayetçi olduğunu, kocasının serumunun içine zehir attıklarını savunmuştur.
Davalı ... ise anayasal şikayet hakkını kullanarak dilekçe verdiğini davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, davalıların davacılara zarar verme kastı ile davranmadıkları, şikayet haklarını kullandıkları kabul edilerek istemin reddine karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma
ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir.
Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olaya gelince; tarafların ortak miras bırakanları Mehmet Ali Yüce’nin 1932 doğumlu olduğu, bazı rahatsızlıklarının bulunduğu, ölümün tedavi için gittiği hastanede meydana geldiği anlaşılmaktadır. Davalılardan ..., vefatından önce eşinin kendisine, davacıların kendisini zehirleyeceklerini söylediğini savunmuş ise de davalıların bu soyut iddiası dışında şikayetlerini haklı gösterecek hiçbir emare bulunmamaktadır. Şu durumda, davalıların şikayet haklarını hukuka uygun sınırlar içinde kullandıklarının kabulü doğru olmamıştır.
Yerel mahkemece, açıklanan olgular gözetilerek davalıların eylemleri ile davacıların kişilik haklarına saldırıda bulunduklarının kabulü ile uygun bir manevi tazminat ödetilmesine karar verilmesi gerekirken istemin reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2011/7241, K. 2012/8795, 17 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama