KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2013/6982 E., 2014/5779 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Nisan 2014
- Mahkemesi
- Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Tarihi
- 26/12/2012
- Numarası
- 2003/604-2012/711
Karar Metni
931 kelime·5 dk okuma
Davacı N.. G.. vekili Avukat A. B. tarafından, davalı A.. T.. aleyhine 19/09/2003 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 26/12/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikâyet nedeniyle kişilik haklarının ihlaline dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, Yapı Kredi bankasında müşteri temsilcisi olarak çalıştığını, davalının da kendisinin müşterisi olup işlemleri ile kendisinin ilgilendiğini, ancak davalı tarafından müşteri ilişkisi dışına çıkılarak kendisine duygusal yakınlık gösterildiğini, ancak karşılık alamaması üzerine, kendisi ve diğer banka çalışanları hakkında zimmet, dolandırıcılık, bankacılık kanununa muhalefet suçlarından suç duyurusunda bulunduğunu, davalının şikâyeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında tutuklandığını, hakkında kamu davası açıldığını, mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda delil yetersizliğinden beraat ettiğini ve kararın temyiz aşamasında zamanaşımından düştüğünü belirterek maddi ve manevi tazminat istemiştir.
Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme, şikâyetin haksız olduğu gerekçesi ile istemin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK’nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikâyet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir.
Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Ceza dosyası kapsamından; davacının, eylemi işlemediği sabit olduğu için değil, mahkumiyetine yeter delil elde edilemediği için beraat ettiği anlaşılmaktadır.
Ceza kararına gerekçe yapılan bilirkişi raporunda sonuç olarak; davalı-müşteki tarafından anılan meblağın bankaya yatırıldığının veya davacı-sanığa teslim edildiğinin ispata muhtaç olduğu, 550.000 USD meblağlı hesabın açılış bilgisini havi olan dekontun altında açıkça kapalı olduğunun yazılı olduğu ve bu nedenle isnat olunan suçun oluşmadığı mütalaa olunmuş ise de; raporun içeriğinde, bazı Bahreyn hesaplarının açılması esnasında önceki hesaptan müşteki-davalıya ödendiği belirtilen bazı miktarların ödendiğine dair dekontların bulunmadığı,
dolayısı ile burada akıbeti belli olmayan ve banka tarafından da izah edilemeyen bir hesap hareketinin olduğu belirtilmiştir.
Yine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 03/11/2009 tarihli tebliğnamesinde; sanığın annesi tarafından olay sonrasında verilen ifadede hiçbir bankada hesabının bulunmadığı beyan edilmesine rağmen, yapılan incelemede ilgilinin Yapı Kredi bankasında çok farklı ve yüklü miktarlarda hesaplarının ve değişik zamanlarda hesap hareketlerinin bulunduğunun tespit edildiği, yine sanık-davacının kardeşi ve eşinin de 2000-2003 yıllarındaki hesap hareketlerinin yoğunluğu ve miktarı dikkate alındığında, bu miktar ve yoğunluğun nereden kaynaklandığının ve davacı-sanığın hesap hareketleri ile bağlantısının bulunup bulunmadığının etraflıca araştırılmadığı,
eksik inceleme ve soruşturma ile beraat kararı verildiği belirtilerek hükmün bozulması istenilmiştir.
Yukarıda özetlenen durumlar karşısında, mahkemece, davalının, davacı hakkında şikâyetçi olmasında bir takım emareler bulunduğu anlaşılmakla, şikâyetin olağan kuşku üzerine emarelere dayandırılarak yapıldığı gerekçesi ile istemin tümden reddi gerekirken, şikâyetin haksız olduğundan bahisle istemin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir.
Üye Bilâl Köseoğlu Karşılaştırıldı. YÇ
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2013/6982, K. 2014/5779, 3 Nisan 2014 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama