İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /4. Hukuk Dairesi

YARGITAY · 4. HUKUK DAİRESİ

İçtihat Metni

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E.2015/4952 K.2016/1342

Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 09/12/2013 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 02/12/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi…

Esas2015/4952Karar2016/1342Tarih8 Şubat 2016Okuma7 dk · 1.445 kelime

KÜNYE

4. Hukuk Dairesi 2015/4952 E., 2016/1342 K.

Mercii
Yargıtay
Karar tarihi
8 Şubat 2016
Mahkemesi
Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

1.445 kelime·7 dk okuma

Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 09/12/2013 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 02/12/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece dava kısmen kabul edilmiş; karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalının sahibi olduğu .... adlı internet sitesinde farklı tarihlerde birden fazla kez onur, şeref ve saygınlığını rencide eder nitelikte yayın yapıldığından, uğradığı manevi zararın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, dava konusu edilen haberlerin davacının görevi nedeni ile kendisine yönelik eleştiriler olup görünür gerçeğe uygun olduğunu; basın özgürlüğü kapsamında yayınlandığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Dosya kapsamından dava konusu yayınlar nedeniyle, davalı hakkında Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/202 esas sayılı dosyası ile “Sesli yazılı ve görüntülü bir ileti ile hakaret etmek” suçundan açılan ceza davası neticesinde, davalının TCK'nın 125/1-2 maddesi uyarınca adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar verildiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece, dava konusu edilen Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/202 esas sayılı dosyası kapsamında, farklı tarihlerde yapılan haberlerde kullanılan ifadeler nedeniyle davacının kişilik haklarının ihlal edilmiş olduğu, davacının sosyal ve duygusal kişilik değerlerinde bir eksilme olduğundan manevi tazminata ilişkin şartların gerçekleştiği kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır.

Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir.

Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.

Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24. ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.

Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 22 Nisan 2013 tarihli ve .... başvuru numaralı kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan «bilgi» ya da «düşünceler» için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, «demokratik toplumun» onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu,

10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini,...” ifade etmektedir.

Şu durumda dava konusu kararda belirtilen ifadelerin basın özgürlüğü kapsamında kaldığı, ifadelerin bir bölümünün maddi gerçeğe, bir bölümünün görünür gerçeğe uygun bilgilerden ibaret olduğu, davacının yapmış olduğu görev itibariyle faaliyet ve uygulamalarının toplumsal ilgiye haiz olması dikkate alındığında tartışılmasında kamu yararı olduğu, toplumun bilgi edinme, basının da haber verme hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Diğer yandan davalı hakkındaki ceza mahkemesi tarafından verilmiş adli para cezasına ilişkin kesin nitelikteki mahkumiyet hükmünün, hukuk hakimi yönünden bağlayıcı olup olmadığının tartışılması gerekmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09/04/2014 tarihli 2013/4-1008 E. 2014/490 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesinde (TBK'nın 74. maddesinde) düzenlenmiş olup; hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.

Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise, kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.

818 sayılı BK'nın "Ceza Hukukuyla Medeni Hukuk Arasında Münasebet" başlıklı 53. maddesinde: "Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararıyla da mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez." hükmü yer almaktadır (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi hükmü de paralel bir düzenlemeyi içermektedir.).

Bu düzenleme nedeniyle, ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmadığı kabul edilmektedir. Ancak, öğretide ve Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusuyla hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Yani, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararının, taraflar yönünden kesin delil niteliği taşıdığı kabul edilmektedir. (Yargıtay H.G.K.nın 10.1.975 gün ve 1971/406 E., 1975/1 K.; H.G.K.nın 23.1.1985 gün ve 1983/10-372 E., 1985/21 K.; H.G.K.nın 27/04/2011 gün ve 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı ilamları).

Ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesinin bir engel oluşturmayacağı belirtilmektedir.(H.G.K.nın 16.9.1981 gün 1979/1-131 E., 1981/587 K. sayılı ilamı. M. Çenberci, Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, 1965, s.22 vd.. H.G.K.nın 27.4.2011 gün ve 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı ilamı).

Bu şekilde kabulün nedeninin de, hukuk usulünün bir şekil hukuku olması, davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesinin belirli süre koşullarına bağlı kılınması, tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesiyle yargılamaya belirli kısıtlamalar getirilmesi ve bunun sonucunda da hukuk hakiminin şekli gerçeği araması, maddi gerçeğin öncelikli hedefi olmaması gösterilmektedir.

Ceza hakimi ise bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmayı hedeflemektedir.

Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (H.G.K.nın 11/10/1989 gün ve 1989/11-373 E., 472 K.; H.G.K.nın 27/04/2011 gün ve 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı ilamları).

Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine etkisi konusundaki doktrin ve Yargıtay'ın uygulaması bu şekilde olmakla birlikte, temyize konu davada, davalı hakkında verilen ve kanundan kaynaklanan kesin karar niteliğinde bulunan ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesine etkisi konusunun ayrıca tartışılması gerekmektedir.

Yukarıda belirtildiği şekilde ceza mahkemesi kararının hukuk hakimini bağlamasının bir nedeni de ceza mahkemesinin maddi gerçeğe ulaşmada resen araştırma yetkisinin bulunması, ceza hakiminin elinde daha fazla araştırma imkanının bulunması ve hukuk usulünün bir şekil hukuku olmasıdır.

Ancak temyize konu olayda, yayınlanan haberlerin davacının kişilik haklarına zarar verip vermediği konusunda ceza mahkemesinin sonuca varırken kullandığı imkanlarda hukuk hakiminden bir farkı bulunmamaktadır. Haberlerin yayınlandığı tarih, konu edilen olaylar, yönelinen kişiler ve haberi yapan kişi belirli olup, ayrıca bir araştırmaya gerek bulunmamaktadır. Dolayısıyla haberlerin değerlendirilmesinde ceza hakimi ile hukuk hakimi aynı derecede yetkiye ve imkana sahiptir.

Dolayısıyla maddi olayların tespiti konusunda her iki hakim yönünden bir fark bulunmamaktadır.

Fiilin hukuka aykırılığı konusunda ise, davalı hakkında verilen ve kanundan kaynaklanan kesin karar niteliğinde bulunan ceza mahkemesi kararının mevcudiyetinin, tek başına hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir. Zira söz konusu ceza mahkemesi kararının taraflarca temyiz edilme ve dolayısıyla deracaattan geçirilme imkanının olmadığı, özellikle ceza mahkemesinde hangi ifadelerin hakaret suçunu oluşturduğu tartışılmamıştır.

Kesin nitelikte verilen ceza kararında ifadelerin hiçbiri değerlendirilmemiş yazıların "katılanların onur, şeref ve saygınlığını rencide ettiği" karar yerinde kabul edilmiştir. Cezalandırmaya konu olan bu ifadeler ceza hakimi tarafından değerlendirilmediği için hukuk hakimi tarafından değerlendirilmelidir.

Hükme esas alınan ifadelerin basın özgürlüğü kapsamında kaldığı, ifadelerin bir bölümünün maddi gerçeğe, bir bölümünün görünür gerçeğe uygun bilgilerden ibaret olduğu, davacının yapmış olduğu görev itibariyle de toplumsal ilgiye haiz olduğu düşünüldüğünde manevi tazminata hükmedilmesi doğru olmamıştır.

Bu nedenlerle istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle kısmen kabul edilmiş olması doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08/02/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2015/4952, K. 2016/1342, 8 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2015/4952
Karar No
2016/1342
Tarih
8 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 1. Ceza Dairesi E.2015/4955 K.2016/479
  • Yargıtay 23. Ceza Dairesi E.2015/4957 K.2016/840
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi E.2015/4957 K.2016/1593
  • Yargıtay 23. Ceza Dairesi E.2015/4959 K.2016/714
  • Yargıtay 23. Ceza Dairesi E.2015/4963 K.2016/738
  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi E.2015/4963 K.2016/834

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.