KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2021/13361 E., 2022/12538 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Ekim 2022
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
1.227 kelime·6 dk okuma·2 bölüm
Taraflar arasındaki tahkim davasının yapılan yargılaması sonunda; ... İtiraz Hakem Heyetince verilen 31/12/2020 - 2020/İHK-24874 sayılı kararın süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili; müteveffa Ramazan Karaduman’ın sürücüsü olduğu 27/12/2005- 27/12/2006 vadeli, 2928189 numaralı Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi ile davalı ... şirketine sigortalı olan aracın 24/03/2006 tarihinde karıştığı çift taraflı trafik kazasında, destek ...’ın vefat ettiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşulu ile eşi ... için 48.000,00 TL destek tazminatının kaza tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili; talebin zamanaşımına uğradığını beyanla başvurunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Uyuşmazlık Hakem Heyetince; başvuru sahibinin desteği ve sigorta şirketine ... poliçesi ile sigortalı bulunan araç sürücüsü müteveffa ...’ın asli ve tam kusurlu olduğunun tespit edildiği gerekçesi ile başvurunun reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili tarafından yapılan itiraz üzerine, İtiraz Hakem Heyetince, başvuran vekilinin itirazının kabulü ile; ... kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm oluşturulmasına, başvurunun kısmen kabulü ile 45.585,00 TL destek tazminatının 14/04/2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı ... şirketinden tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, ... kararı davalı vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
1-Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109/1. maddesi "motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmünü öngörmektedir. Aynı Kanun'un 109/2. maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir. Davaya konu kaza 24/03/2006 tarihinde gerçekleşmiş, davacı vekilince 15/06/2020 tarihinde Hakem Heyetine başvuru yapılmıştır.
Davalı vekili süresi içinde zamanaşımı definde bulunmuş, ... talebin reddine karar vermiş, ... ise davacının itirazının kabulü ile ... kararı kaldırılarak talebin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Kaza tarihi itibari ile yürürlükte olan Ceza Kanunu 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’dur. Davaya konu kazada tam kusurlu olan davacılar desteğinin ölmüş olmasına göre, TCK m.179’da düzenlenmiş olan "Trafik güvenliğini kasten tehlikeye düşürme suçu" oluşmuş olup, kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66. Maddesi ile öngörülen 8 yıllık dava zamanaşımı süresi geçerlidir.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; kaza sonucu sadece davacının sürücü olan desteği tam kusurlu hareketi sonucu vefat etmiştir. Kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'ya göre zamanaşımı süresi 8 yıldır. Davaya konu trafik kazası 24/03/2006 tarihinde meydana gelmiş, hakem heyetine başvuru ise 15/06/2020 tarihinde yapılmıştır. Davalı taraf, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığı savunmasında bulunmuş olmasına rağmen, gerek ... gerekse ..., zamanaşımı savunmasını reddetmiştir.
Açıklanan nedenlerle; olay tarihi ve hakem heyetine başvuru tarihi dikkate alındığında KTK'nın 109/2. maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı süresi içinde de davanın açılmadığı gözetilerek karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
KARŞI OY
Çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı kurumu bir maddi hukuk kurumu değildir. Bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır.
Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir.
BK'nın 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık subjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, her halde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağanüstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir(EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794).
Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 60 uygulanmaz.
2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.
Aynı fiil bazen hem sorumluluğu gerektiren, hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır.
Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır.
Dahası, sözkonusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün 2008/4-326-325, HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198 E. 2015-1495 K. sayılı, HGK’nın 16.9.2015 gün, 2014/17-116 E, 2015/1771 K. sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).
Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması yönünden hukuk hakiminin tazminat davasını görürken, ceza hukuku kurallarıyla ve özellikle ceza mahkemesinin fail hakkında vermiş olduğu beraat veya mahkumiyet kararıyla bağlı olup olmadığı BK 53. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddede hukuk hakiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığı hükme bağlandığı gibi, ceza mahkemesi kararlarıyla da bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Bununla birlikte suçun işlendiğine veya işlenmediğine ilişkin ceza mahkemesinin kesin kararı varsa, hukuk hakimi bu kararla bağlıdır. Görüldüğü gibi ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamış ise hukuk hakimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre karar verme yetkisi tanınmıştır.
KTK'nın 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Ölümle sonuçlanan söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir ve sürücü olan davacı desteğinin vefat etmiş olması sonuca etkili değildir.
Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır.
Buna göre eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'da öngörülen 15 yıllık ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından, davalının bozma nedenine göre incelenmeyen diğer temyiz itirazlarının incelenmesi gerekirken, sayın çoğunluğun yazılı şekildeki bozma gerekçesine katılmıyoruz.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/13361, K. 2022/12538, 19 Ekim 2022 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama