KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2021/19515 E., 2022/16655 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Aralık 2022
- Mahkemesi
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
- İlk derece mahkemesi
- Fethiye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
825 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki 6183 sayılı Kanun'dan kaynaklanan menfi tespit ve ödeme emrinin iptali istemine ilişkin davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükme karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararın süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili; müvekkili şirkete ait işyerinde çalışan dava dışı ...'ın daha önce işveren olarak çalıştığı dönemdeki prim borcu ve fer’ileri nedeniyle Fethiye Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğü'nün 2015/10091 takip sayılı dosyasından gönderilen haciz bildirisinin 29.07.2015 tarihinde müvekkili şirketin çalışanı Levent Karaca'ya tebliğ edildiğini, ancak Levent Karaca'nın haciz bildirisini şirket yetkililerine vermediğini, haciz bildirisine cevap verilmeyip, ödeme yapılmaması sebebiyle davalı kurum tarafından müvekkili aleyhine 6183 sayılı Kanunun 79.maddesine istinaden ödeme emri düzenlediğini,
Fethiye Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğü'nün 2015/10091 takip sayılı dosyasından gönderilen ödeme emrinin 04.11.2015 tarihinde tebliğ edilmesi ile haciz bildirisinden haberdar olan müvekkilinin 05.11.2015 tarihinde davalı kuruma yazılı olarak cevap verdiğini, müvekkili şirketin borçtan sorumlu tutulabilmesi için öncelikle haciz bildirisinin usulüne uygun tebliğ edilmiş olması gerektiğini, usulsüz tebligata rağmen müvekkili aleyhine ödeme emri düzenlendiğini, dağıtım memurunun şirket yetkililerinin iş yerinde olup olmadıklarını araştırmaksızın çalışana yapmış olduğu tebliğ işleminin usulsüz olduğunu,
Levent Karaca'nın davacı şirkette araç bakım elemanı olarak çalıştığını, şirket yetkilisi olmadığını belirterek usulsüz olarak tebliğ edilen haciz bildirisine istinaden, müvekkiline gönderilen ödeme emrinin iptaline, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, takibin dava sonuna kadar durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
İlk derece mahkemesince, 6183 Sayılı Kanun kapsamında üçüncü şahsın borçlu sayılmasının ön şartının, haciz ihbarnamesinin usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olması olduğu, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 12 ve 13. maddelerinde hükmü şahıslara, ticarethanelere, hükmü şahısların memur ve müstahdemlerine tebligat esaslarının düzenlendiği, anılan Kanunun 12/1 maddesi gereğince;
hükmü şahıslara tebliğin, yetkili mümessillere, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılacağı, aynı Kanunun 13. maddesine göre de tebliğ yapılacak bu kişilerin herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak halde oldukları takdirde tebliğin orada hazır bulunan memur ve müstahdemlerinden birine yapılacağı, Tebligat Tüzüğünün 18. maddesine göre de salahiyetli kişilerin bulunmadığının tebliğ mazbatasında gösterilmesi gerektiği,
somut olayda kurum borçlusunun prim ve fer'ilerinden oluşan borcundan dolayı 6183 Sayılı Kanunun 79. maddesi kapsamında gönderilen 69.756.00 TL tutarlı 06.07.2015 tarihli haciz bildirisinin, 29.07.2015 tarihinde Levent Karaca'ya tebliğ edildiği, Levent Karaca'nın işçi olduğu, yetkili kişilerin bulunmadığının tebliğ mazbatasında gösterilmediği dolayısıyla haciz bildirisinin yöntemince tebliğ edilmediğinin anlaşılmış olması nedeniyle borcun davacı üçüncü şahsın zimmetinde sayılmasının mümkün olmadığı,
bu nedenle sonraki aşamada düzenlenen ödeme emrinin iptali gerektiği, davacı tarafın ödeme emrinin tebliği ile maaş haciz ihbarnamesinden haberdar olduğu, bu tarihten itibaren dava dışı ...'ın davacı iş yerinde çalıştığı süre ile sınırlı olarak maaşından haczedilen miktarın işveren tarafından ilgili dosyaya ödendiği, davacının, menfi tespit ve ödeme emrinin iptali isteminde bulunarak açtığı davada bilahare zimmetinde sayılan borcun fer'ileri ile birlikte yargılama sürecinde Kuruma ödediğini iddia ederek davasını tamamen ıslah edip talep sonucunu değiştirerek istirdat davasına dönüştürdüğü,
kurumdan gelen cevabi yazıda da 28.04.2016 tarihinde 76.350.00 TL’nin davacı tarafından ödendiğinin bildirildiği, her ne kadar 6183 sayılı Kanunda 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 72. maddesindeki "Borçlu, menfi tespit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir." hükmü kapsamında bir düzenleme yok ise de menfi tespit ve ödeme emri iptali kararı sonucunun, istirdat istemini de kapsadığı, davaya istirdat davası olarak devam edilerek davacı tarafından ödenen 76.350.00 TL’nin istirdadına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile.
Fethiye Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğü'nün 2015/10091 sayılı takip dosyasından gönderilen 16.10.2015 tarihli 71.683,91 TL bedelli ödeme emrinin iptaline, davacının istirdat talebinin kabulü ile davacı tarafından ödenen 76.350,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının 3. kişi olup 6183 sayılı Kanunun 79. maddesi gereğince dava açma hakkı bulunduğu, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesindeki değerlendirme dikkate alındığında; usul, yasa ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına uygun bulunan karara yönelik itirazlar yerinde görülmediği gibi, kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak davalı vekilince yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda, Bölge Adliye Mahkemesince verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/19515, K. 2022/16655, 12 Aralık 2022 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama