KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2021/24922 E., 2022/15806 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Kasım 2022
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
Karar Metni
2.143 kelime·11 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyizen tetkiki talep edilmiş, davalılar vekilince duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 29.11.2022 Perşembe günü davacı vekili Avukat ... ve davalılar vekili Avukat ... geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı vekili ile davalı vekili dinlendikten sonra dosya incelendi gereği düşünüldü.
KARŞI OY YAZISI
Dava; basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat ve hükmün yayınlanması istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı tarafın istinaf isteminin tümden reddine, davacı tarafın istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüyle 25.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline, yayın isteminin reddine karar verilmiş, karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davacı vekili; müvekkilinin, 17/25 Aralık (2013) soruşturmaları sırasında, soruşturmaları yürüten ekibin başında yer alan dönemin İstanbul Cumhuriyet savcısı ... ile görüştüğünden bahisle davalı şirkete ait Sözcü isimli gazetede haber yapıldığını, mahkeme kararıyla tekzip edilmesine rağmen kin ve nefret saikiyle ve müvekkilinin onur ve saygınlığını zedelemek amacıyla ve kötü niyetle söz konusu haberin yayınlandığını belirterek uğranılan manevi zararın giderilmesi ve hükmün yayınlanması isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili; haber yayınlandıktan sonra iki yıl içinde dava açılmadığından dava zamanaşımının dolduğunu, olay tarihlerinde yazılı, görsel ve sosyal medyada yer alan ses kayıtlarında geçen konuşma içeriklerine ve yürütülen soruşturmalardan elde edilen bilgilere göre haber yapıldığını, o dönem içerisinde bu haberlerin yapılmasının görünür gerçekliğe uygun olduğunu, ses kayıtlarının doğruluğu veya yalan olup olmadığının dönem itibarıyla bilinebilmesinin mümkün olmadığı gibi basından da böyle bir gerçekliğin beklenemeyeceğini, müvekkillerinin, kamu yararını ilgilendirdiği için ve kamuyu bilgilendirmek amacıyla dava konusu haberi yaptığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sözcü Gazetesi’nin 16/03/2014 tarihli nüshasının 1. ve 11. sayfalarında, Youtube isimli video paylaşım sitesinde yer verilen ses kaydına atıf yapılarak verilen haberin davacının adının geçtiği ilgili kısımlar şöyledir: “...Erdoğan ve oğlu Bilal’e ait olduğu ileri sürülen son ses kaydında, dosyaların kapatılması için yapılan girişimler var. Başbakan, yolsuzluk operasyonunun yapıldığı gün, oğlu Bilal’i aramış. Ona, THY Başkanı H.T. ile görüşmesi talimatı vermiş.
Savcı ...’ü tanıyan T’nin dosyanın kapatılması için devreye girmesini istemiş. Bilal, savcı ...’ün “Dosya dolu” sözlerini babasına iletmiş. Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal’in yeni ses kaydı ortaya çıktı: ‘Arkadaş bu işi bugün bitirmen lazım’ dersin. Sızan ses kaydına göre Erdoğan, THY Başkanı H.T. aracılığıyla Savcı ...’e operasyonun bitirilmesi için bu mesajın iletilmesini istemiş.
İddialara göre, görüşmenin ilk bölümünde Başbakan Erdoğan oğlu Bilal Erdoğan’ı Konya’dan arıyor. Erdoğan, Bilal’den, THY Yönetim Kurulu Başkanı H.T. ile görüşmesi talimatı veriyor. T’nin, Savcı ...’e ulaşarak operasyonun durdurulması için aracı olmasını istiyor. Erdoğan, T. aracılığıyla Savcı ...’e “Arkadaş, bu işi bugün bitirmen lazım” mesajının iletilmesini söylüyor. .”
Uyuşmazlık; Sözcü Gazetesi’nde yer verilen haberdeki ifadelerin, basın özgürlüğü ya da kişilerin şöhret ve itibarına saygı gösterilmesini isteme haklarından hangisinin kapsamında kaldığına ilişkindir.
Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca basın özgürlüğünün sınırlanmasında ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin hükümler uygulanır. Bu anlamda basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün farklı bir görünümü olarak karşımıza çıkar.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) ve Anayasa Mahkemesine (AYM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan olup, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (AİHM.
Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, p.49. Von Hannover/Almanya (No:2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, p.101). (AYM. Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş, B. No: 2013/2623, 11/11/2015, p.31 [G.K.]. D.Ö, B. No: 2014/1291, 13/10/2016, p.56 [G.K.]. Koray Çalışkan, B. No: 2014/4548, 5/12/2017, p.18. Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018, p.28).
Anayasa Mahkemesi pek çok kararında, ifade özgürlüğünün özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğünün, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olup bireylerin gelişmesi ve toplumun ilerlemesi bakımından gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu ifade etmiştir (AYM. Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, p.69. Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, p.34-36.
Mustafa Nihat Behramoğlu ve Diğerleri, B. No: 2015/11961, 11/6/2018, p.40). Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Bekir Coşkun, par.34-36 ). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ve bunlara dair bir kanaat oluşturması bakımından en etkili araçlardan birini oluşturduğu açıktır (AYM. İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, p.63).
Ancak belirtmek gerekir ki basın özgürlüğü sınırsız değildir. Anayasa'nın 17. maddesi gereğince, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek de yargı mercilerinin görevleri arasındadır.
Mahkemeler, Anayasa'nın 17. maddesi gereğince kişilik haklarını korurken aynı zamanda Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri gereğince ifade ve basın özgürlüklerinin gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama yükümlülüğü sebebiyle yarışan haklar arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir (AYM.
Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, p.43). Bu anlamda, mahkemece dayanılan gerekçelerin, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı denetlenmelidir.
Mahkeme, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelidir (AYM. Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, p.114).
Mahkemeler, yarışan haklar arasında dengeleme yaparken; yayında kamu yararı bulunmasına, kamusal yarara dair bir tartışmaya katkı sağlamasına, toplumsal ilginin varlığına ve konunun güncel olmasına, haber veya makalenin konusu ile yayımlanma şartlarına, bunlarda kullanılan ifadelerin türüne, yayının içeriğine, şekli ve sonuçlarına, habere yönelik kısıtlamaların niteliğine ve kapsamına, haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiğine, hedef alınan kişinin kim olduğuna ve tanınırlık derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışlarına dikkat etmelidir (AYM; Mustafa Nihat Behramoğlu ve Diğerleri, p.47).
Somut olay yukarıda yer verilen ilkeler ışığında incelendiğinde; haberin verildiği dönemin (17/25 Aralık soruşturmalarından bir kaç ay sonra 2014 yılı Mart ayı) koşulları şöyledir: Ülke, (15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsü ve sonrasında terör örgütü olduğu açıkça ortaya çıkan ve hukuken de böyle kabul edilen) FETÖ/PDY’ye mensup kolluk kuvvetleri ile yargı mensuplarınca 17/25 Aralık (2013) ismiyle anılan ve hükümeti çalışamaz hâle getirmeye yönelik olarak başlatıldığı sonradan kesinleşen soruşturmalarla ilgili basın-yayın organlarında ve sosyal medyada aynı örgüt mensuplarınca bir takım ses kayıtlarının servis edilmekte olduğu bir
süreçten geçmektedir. Terör örgütünün, anılan soruşturmaların gerçekliği konusunda toplumu etkileme, soruşturmaların toplumsal meşruiyetini sağlayarak hükümeti çalışamaz hâle getirme amacıyla yapıldığı bu süreçten çok sonra darbe teşebbüsüyle anlaşılmış, tüm bu manipülasyonlara neden olan haberlerin de Devletin kolluk, istihbarat ve yargı kurumları içerisine sızmış örgüt mensuplarınca servis edildiği ortaya çıkmıştır.
Bu itibarla belirtilmelidir ki basın, somut gerçeği değil, o anda beliren, var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamak durumundadır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulamaz.
Böyle bir kaos ve belirsizlik ortamında, çeşitli basın ve yayın platformlarında yayınlanan ve henüz terör örgütü eliyle oluşturulduğu kesin olarak bilinemeyen ses kayıtlarındaki bilgilerden yararlanılarak söz konusu haberlerin yapıldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu kayıtların, hâlen devam eden soruşturma dosyalarına yansıyan ve dönemi itibariyle gerçekliği bilinemeyen belge ve dokümanlara yollama yapması nedeniyle haberin görünür gerçekliğe uygun olduğunu kabul etmek gerekir.
Öte yandan, haberin verilişinde kesin ifadelerden kaçınıldığı, kaynak gösterildiği, yazı içeriğinde ileri sürülen ve iddia olunan şeklindeki vurgularla kesinliğinin ve gerçekliğinin sorgulanmasına imkân tanındığı, haberin kapsamı ve ceza soruşturmalarına dayandırılması nedeniyle kamuyu ilgilendiren konulara ilişkin olup kamunun bilgi alma hakkı kapsamında kaldığı ve hakaret kabul edilebilecek ölçüde küçük düşürücü ve aşağılayıcı söz ve ifadelerden kaçınıldığı göz önüne alındığında basın özgürlüğü kapsamında kabul edilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Dolayısıyla somut gerçeği o anda bilemeyecek durumda olan basından, sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından sorumlu tutmak mümkün değildir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davaya konu yayının ve ifadelerin; Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre basın özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı ve davacının şöhret ve itibarına saldırı oluşturmadığı anlaşıldığından davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun onama yönündeki düşüncesine iştirak edemiyoruz.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/24922, K. 2022/15806, 29 Kasım 2022 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama